SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Enerji krizi ve yenilenebilir enerji kaynakları

Yazının Giriş Tarihi: 11.02.2022 14:40
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.02.2022 02:43

Dünya "enerji krizi"ni konuşuyor. Özellikle doğalgaz ve ham petrol fiyatlarındaki yükselme enerji fiyatlarını arttırdı. Öte yandan pandemi döneminde düşen talep nedeniyle azaltılan üretim, talebin yeniden artışı karşısında yetersiz kalıyor. Bunun sonucunda fiyat artışı yanında enerji temininde de yaşanan sıkışıklık bazı sektörlerde üretimin yavaşlamasına yol açıyor.

Ülkemiz bu krizi pek çok ülkeden daha ağır biçimde yaşıyor. Bir süredir var olan ekonomik kriz, enerji krizini de daha yoğun yaşamamıza neden oluyor. Yılbaşında evlere verilen elektrik fiyatları yüzde 49 ile 125 arasında kademeli olarak arttırıldı. Sanayide ise bu artış yüzde 156 oldu.

Evlerde kullanılan doğalgaz fiyatları da yılbaşında yüzde 25 artarken, sanayide kullanılan doğalgaza ise yüzde 50 zam yapıldı. Benzin ve motorin fiyatları da bir yıl içerisinde yaklaşık iki katına çıktı. Kuşkusuz ki akaryakıt, doğalgaz ve elektrik fiyatlarına yapılan zamlar hemen hemen tüm ürünlerin fiyatlarının artmasına neden oluyor, zaten yüksek olan enflasyon daha çok artıyor.

AKP, iktidara gelmesinin ardından "Elektrik Enerjisi Sektörü Reformu ve Özelleştirme Stratejini" oluşturdu. 2004’te Türkiye 21 elektrik dağıtım bölgesine ayrıldı. Daha sonra da özelleştirmeler başladı. Bugün 21 ayrı bölgenin sahibi olan şirketler Türkiye'nin en büyük ve en güçlü şirketleri.

Türkiye’de dağıtım şirketlerine elektriği bir kamu kurumu olan Elektrik Üretim A.Ş.(EÜAŞ) satıyor. Yılbaşından sonra EÜAŞ dağıtım şirketlerine sattığı toptan elektrik fiyatına yüzde 34,1 oranında zam yaptı ve 31,86 kuruşa çıkardı (1 kwh için). Dağıtım şirketleri ise bu elektriği vatandaşa 137 kuruşa(yaklaşık 4,3 katına) satıyor. 210 kwh üzeri tüketimde ise bu satış fiyatı 206 kuruşa çıkıyor (yaklaşık 6,5 katına).

Ülkemizde elektrik fiyatının bu kadar artmasında kuşkusuz ki elektrik dağıtımının özelleştirilmesi ve bu şirketlerin de denetimsiz olarak çok yüksek karlar ile çalışmaları en önemli etken. Ancak tek neden bu değil. 2021 yılında Türkiye’de üretilen elektrik enerjisinin kaynaklara göre dağılımına bakarsak, en büyük payın doğalgaz’da olduğunu görürüz. Doğalgaz ise çok pahalı bir kaynak.

Ülkemizde 2021 yılında elektrik üretiminin yüzde 32’si kömürden, yüzde 33’ü doğalgazdan, yüzde 13,6’sı rüzgar ve güneşten, yüzde 17’si ise HES'lerden (hidroelektrik santralleri) sağlanmıştır.

Bilindiği gibi rüzgar ve güneş yenilenebilir enerji kaynakları olarak adlandırılıyor. Sabit yatırım maliyeti dışında üretim maliyeti çok düşük. HES de yenilenebilir bir enerji kaynağı ancak ülkemizde çok kötüye kullanılıyor, bir akarsu üzerine onun kapasitesinin çok üzerinde HES kuruluyor ve akarsular giderek kuruyor, çevresindeki canlı yaşam da yok oluyor.

AB ülkeleri kömür ve doğalgaz yerine rüzgar ve güneş kaynaklarınayöneliyor. 2020 yılı itibarı ile AB ülkelerinde yenilenebilir elektrik enerjisinin payı yüzde 37’ye çıkmış bulunuyor. Almanya’da bu oran yüzde 42,4 iken Danimarka’da yüzde 81. AB ülkeleri 2050 yılına kadar tüm elektrik enerjisi üretimini yenilenebilir kaynaklardan sağlamayı amaçlıyor.

Hem iklim krizi hem de enerji krizi karşısında çözüm öncelikle enerji tasarrufudur. İhtiyacımız olan  enerjinin de kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtlar yerine güneş ve rüzgar başta olmak üzere yenilenebilir kaynaklardan elde edilmesi gerekiyor. Ülkemizde de rüzgar ve güneş başta olmak üzere, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı giderek artıyor. Ancak zaman zaman yurttaşların rüzgar ve güneş santrallerine karşı itirazlarını, direnişlerini de duyuyoruz. Yenilenebilir  kaynaklar da yanlış kulanıldıklarında çevresindeki canlı yaşamına zarar verebiliyor.

Yenilenebilir enerji santrallerinin  büyük enerji firmaları tarafından değil, yerellerde oluşturulacak kooperatif ve topluluklar tarafından kurulması ve işletilmesi önemlidir. Böylece santraller, o yereldeki halkın onay verdiği yerlerde  kurulacak, canlı yaşamına zarar vermeyecek, ticari amaçtan çok yereldeki halkın enerji ihtiyacını karşılayacak. Bu sistem AB ülkelerinde yaygın olarak uygulanmakta olup, Almanya’da büyük enerji şirketleri kurulu yenilenebiir enerji kapasitesinin yüzde onundan daha küçük bir paya sahiptir.