SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Darbe ve demokrasi

Yazının Giriş Tarihi: 24.07.2016 01:22

1960'dan bu yana yaşanan darbeler demokrasinin ülkede kökleşememesinin en büyük nedeni oldu.

27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 darbeleri ile 28 Şubat 1997 post-modern darbesi ve 27 Nisan 2007 e-muhtırası ne yazık ki ülkemizde yeterli tepki ile karşılanmadı, darbeciler yargılanarak mahkum edilmedi. Darbelerin hukuk karşısında mahkum edilmemesi de darbecilere cesaret verdi.

2010 yılında yapılan Anayasa referandumu sonrası 12 Eylül darbecilerinin yargılanma yolu açılınca bir avuç özgürlükçü solcu darbe elebaşıları hakkında suç duyurusunda bulundu, dava açtı. Ne yazık ki solda yer alan parti, grup ve kişilerin büyük bölümü AKP iktidarında darbecilerin yargılanamayacağı düşüncesi ile bu davalara ilgi göstermedi.

Darbecilerle hesaplaşma olmadan demokrasi kurulamayacağına inanan bir avuç insanın ısrarlı takipleri sonucu darbe elebaşıları müebbet hapse mahkum oldu, rütbeleri söküldü, darbe yapmanın anayasal suç olduğu tescillendi. Ancak karara itiraz sürecinde tüm darbeciler yaşamını yitirince Yargıtay'daki dava düştü. Tüm dünyada darbeciler yargılanarak mahkum edilirken, ülkemizde bu gerçekleştirilemedi.

AKP iktidarı döneminde bazı darbe girişimleri nedeniyle soruşturmalar açıldı, tutuklanmalar yapıldı ancak ardından hata yapılmış denilerek tutuklananlar serbest bırakıldı. 15 Temmuz 2016 gecesi ise bir grup askerin darbe girişimi bastırıldı. İki yüzden fazla kişinin yaşamını yitirdiği girişim ardından on bin dolayında kişi tutuklanırken, elli bine yakın kamu görevlisine işten el çektirildi.

15 Temmuz gecesine damga vuran olay ise Başbakan ve Cumhurbaşkanı'nın çağrısı ile yurttaşların darbeye karşı meydanlara çıkarak tanklara, kurşunlara kendilerini siper etmesi oldu.

Halkın darbeye karşı duruşu kuşkusuz ki demokrasi açısından çok değerliydi. Ülkemizde hiçbir hakkın mücadele sonucu elde edilmediği düşünüldüğünde, bu olay daha fazla önem kazanmaktadır. Ancak darbeye karşı meydanlara çıkan yurttaşların bir bölümünün "idam istiyoruz" haykırışları ve tekbir getirerek kimi taşkınlıklarda ve linç girişiminde bulunmaları, bu değerli demokratik tepkiye gölge düşürdü.

Yaşanan darbe girişimi ardından dikkat çeken bir başka durum ise Meclis'teki dört partinin de darbe girişimine karşı çıkması ve darbecilere karşı iktidara destek vermesiydi. Uzun bir süre sonra ilk kez dört parti ortak bildiri yayınlayarak darbe girişimine karşı birlikte tutum sergiledi. Ne yazık ki iktidar bu birlik fırsatını değerlendirmek yerine OHAL ilanını seçti ve ortak hareket etme olanağı yok edildi. 

Kuşkusuz ki darbe girişimi ardından alınması gereken bazı önlemler olacak ve darbe girişimine katılanlar yargılanacaktır. Tüm muhalefet partileri bu konuda aynı düşüncede olduklarına göre, OHAL'e gerek kalmadan bu önlem ve düzenlemeler TBMM'de gerçekleştirilebilirdi. Ancak iktidar bu fırsatı yok sayarak Meclis'i devre dışı bırakan OHAL uygulamasını devreye soktu.

OHAL yönetim organlarının yetkisinin genişlemesi, bunların Meclis tarafından denetlenememesi ve kararlara yargı yolunun kapalı olması nedeniyle demokrasi açısından sıkıntılı bir durum olarak tanımlanmakta. Öte yandan bugünlerde Fransa'da uygulanan OHAL ile ülkemizdeki OHAL uygulamaları da farklıdır.

Darbelere karşı çıkmanın en gerçekçi yolu ülkede demokrasiyi geliştirmek, hak ve özgürlükleri kısıtlamadan darbe mücadelesi yapmaktır. Demokrasi, dünyadaki tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. Burada halkın kendi kendini yönetmesi temel dayanaktır. Bu ise kendileri adına karar alacak kişileri seçmeyi sağlayan oy vermenin yanında referandum gibi doğrudan etki yoluyla veya miting, gösteri gibi dolaylı yollarla sağlanır.

Ancak demokrasi de bugün çok farklı biçimlerde uygulanmaktadır. Çoğunlukçu demokrasi (mutlak demokrasi) çoğunluğun kararlarının uygulandığı ve bu kararların mutlak olduğu demokrasi çeşididir. Çoğunlukçu demokraside çoğunluğun aldığı kararlar sınırsız ve mutlaktır. Çoğulcu demokrasi ise çoğunluğun mutlak hakimiyetini reddeden, azınlıktakilerin siyasal ve kültürel haklarının kabul edilmesi gerektiğini ve azınlığın da bir gün çoğunluk olabilme hakkının verilmesini savunan demokrasi anlayışıdır.

Demokrasi, halkın egemenlik hakkını ne şekilde kullandığına bağlı olarak da temsili demokrasi ve doğrudan demokrasi olarak bir ayrıma tutulur. Temsili demokrasi milletin egemenlik hakkını doğrudan değil de, seçtiği temsilciler aracılığıyla kullandığı bir demokrasi uygulamasıdır. Doğrudan demokrasi ise halkın egemenliğini bizzat ve doğrudan doğruya kullandığı demokrasi türüdür. Doğrudan demokrasi, halkın halk tarafından yönetilmesini öngörmekte, siyasi kararlar doğrudan doğruya şehir halkı tarafından alınmaktadır. Yerinden yönetim ya da yerel özerklik bir doğrudan demokrasi uygulamasıdır.

Temsili demokrasi ve çoğunlukçu demokrasi anlayışları ülkedeki azınlıkları mağdur ettiği ve halkın taleplerini yeterince yansıtamadığı için gelişmiş demokrasilerde artık görülmemektedir. Bu tür demokrasiler darbe ve terör olaylarına karşı çok kırılgan bir yapıya sahiptir.

Bir daha darbe yaşamak istemiyorsak darbecilerle demokratik yollardan hesaplaşmalı, ülke yönetiminde çoğulcu ve doğrudan demokrasi anlayışlarına yer vermeliyiz.

Eşit, özgür, adil, demokratik bir yönetime sahip ve barışın hakim olduğu bir ülkede darbelerin hayat bulması mümkün değildir!

@aserdaresen