SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Cumhuriyet

Yazının Giriş Tarihi: 02.11.2020 09:56

Wikipedia'da Cumhuriyet,  "hükûmet ya da devlet başkanının, halk tarafından belli bir süre için ve belli yetkilerle seçildiği yönetim biçimidir. Egemenlik hakkının belli bir kişi veya aileye ait olduğu monarşi ve oligarşi kavramlarının karşıtıdır" şeklinde tanımlanıyor.

Cumhuriyet bir devlet biçimidir. Demokrasi ise bir siyasal sistemdir. Yani Cumhuriyet ve Demokrasi birlikte olmak zorunda değildir. İran, Suriye, Kuzey Kore gibi pek çok Cumhuriyetin demokrasi ile uzaktan, yakından hiçbir ilgisi yoktur. Öte yandan monarşi, yani bir hükümdarın devlet başkanı olduğu yönetim biçimlerine sahip olan Hollanda, Birleşik Krallık, Danimarka, İspanya, İsveç, Belçika gibi ülkelerde demokrasi daha gelişmiştir. Bu ülkelerde monarşi parlamenterdir ve krallar yürütme yetkisini parlamentoya bırakmışlardır.

O zaman devlet biçiminin ne olduğundan çok, o ülkede demokrasinin, parlamenter rejimin, yani siyasal sistemin ne durumda olduğu daha önemli hale geliyor. Türkiye'de Cumhuriyet sadece bir devlet biçimi olarak algılanmadı. Özellikle de Medeni Kanun ve Laiklik ile birlikte yorumlandı. 1961 Anayasasında Cumhuriyetin nitelikleri "insan haklarına dayanan, milli, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti" olarak belirlendi. 1982 Anayasasında da Cumhuriyet "insan haklarına saygılı Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti" kavramlarıyla tanımlandı.

Ancak geçtiğimiz günlerde 97. Yılını kutladığımız Cumhuriyetin bu niteliklerden hiçbirine sahip olmadığı konusunda toplumun büyük bölümü hemfikir. Milletvekilleri, aydınlar, yazarlar, gazeteciler cezaevinde, halkın seçtiği belediye başkanları görevden alınarak yerlerine kayyım atanmış, AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları yok sayılmakta, müzeler camiye çevrilmekte, din siyasete alet edilmekte. Doğa acımasızca talan edilirken doğa savunucuları, emekçiler, kadınlar, gençler sokağa çıktığında gözaltına alınıyor ama IŞİD benzeri gruplar rahatça gösteri yapabiliyor. Diyanet İşleri Başkanlığı, neredeyse yaşamın her yönüne ilişkin fetvalar verebilirken Tabip Odaları, Barolar Birliği gibi meslek odaları "terörist" ilan edilmekte.

Bu koşullarda Cumhuriyetin 97. Yılı yine çoşkulu biçimde kutlandı. Pandemi gerekçesiyle kutlamalar iktidar tarafından kısıtlandı ise de özellikle sosyal medyada ve TV'lerde kutlama mesajları dikkat çekici idi. Bence en çok dikkat çeken, iktidarın Cumhuriyet ilkelerine yönelik uygulamalarına yıllardır ses çıkarmayan sermaye çevrelerinin aniden "Cumhuriyet" ve "Atatürk" sevdalısı olmasıydı. "Mevzubahis olan para ise her şey mübahtır" diye düşünmüşlerdir herhalde. Ne de olsa müşterilerin büyük bölümü Cumhuriyet ve Atatürk sevdalısı!

İktidar çevreleri kutlamaları çoğunlukla protokol ile sınırlarken, CHP başta olmak üzere muhalif kesimler kutlamalarda daha aktif yer aldılar. Özellikle CHP'li Belediyeler  öncülüğünde çoşkulu kutlamalar yapıldı. Ülke dışından bir kişi bu kutlamaları izlese, gerçekten Cumhuriyetin tüm ilkelerinin uygulandığı, demokratik, laik, insan haklarına saygılı, özgür bir ülkede yaşadığımızı, bulunduğumuz koşullardan mutlu olduğumuzu düşünecektir. Peki biz, toplum olarak, hiçbir ilkesinin uygulanmadığı bir Cumhuriyet'e razı mıyız? Bu şekilde yaşamaktan mutlu muyuz?

Eğer gerçekten Cumhuriyeti savunuyorsak, insan haklarına saygılı, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti talebinde bulunmak, bunun için mücadele etmek zorundayız. Aksi halde savunduğumuz Cumhuriyet, içi boş bir kavramdan başka bir şey olmayacaktır. Sadece şikayet etmek yetmiyor tabi ki, gerçekleşmesi için çaba göstermek, bir şeyler yapmak gerek. Sevgili Murat Sevinç geçenlerde yazdığı bir makalede "Bir siyasi faaliyet türü olarak, homurdanmak"dan söz etmişti. Murat Hoca'nın dediği gibi ülkemizde herkes şikayet ediyor, homurdanıyor ama çoğunluk ne yazık ki bir şey yapmıyor!