SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

'Çocuğun gördüğü düştür barış'

Yazının Giriş Tarihi: 28.08.2014 09:56

Türkiye 2013 yılı başından bu yana "barış süreci" nedeni ile daha huzurlu. 30 yılda 40 binden fazla yurttaşımızı yitirdiğimiz kirli savaşın silahları sustu, gençler artık ölmüyor, analar ağlamıyor.

Sürece karşı çıkan çevreler süreci sonlandırmak, ülkeyi yeniden ateş çemberine dönüştürmek için çaba gösterseler de, barış ile tanışan halk onu kolay kolay bırakacağa benzemiyor. Yaşamın güzel yüzü, ölümün çirkinliğine geçit vermiyor.

Ülkemizin güneydoğu sınırları ve Ortadoğu bir süredir "cehennemi" yaşıyor. Irak ve Suriye'deki "iç savaş" otorite boşluğu yarattı ve bunu fırsat bilen karanlık güçler IŞİD adı altında çeteleşti. Rojova'da Kürtleri, Irak kuzeyinde Musul'da, Şengal'de Ezidileri, Türkmenleri katleden, kadınları kaçıran, her türlü vahşeti sergileyen bu çeteler bölgeyi kan gölüne çevirdi. Binlerce insan yaşadığı toprakları terk etmek, göç etmek zorunda kaldı. Öte yandan İsrail, yıllardır yaptığı gibi yine Filistinliler'e saldırdı, çocuk, yaşlı demeden binlercesini katletti ve katletmeye devam ediyor. Batı dünyası ise bu katliamı sadece izliyor.

Güney komşularımız ve Ortadoğu'da yaşanan bu gelişmeler ülkemizdeki barış sürecinin önemini bir kat daha artırmış durumda. Bugün Irak'ta, Suriye'de IŞİD çeteleri ile Kürtler savaşıyor. Bu durum Türkiye'nin kendi Kürtleri ile artık barışması, kavgayı bir tarafa bırakarak ortak geleceği birlikte, elele ve eşit biçimde kurmaları gereğini bir kez daha vurguluyor.

Barış sürecine karşı çıkanlar Kürtlere verilecek "taviz"lerden söz ederek pazarlık yapılmamasını, verilen tavizlerin ülkeyi böleceğini ileri sürüyorlar. Taviz derken ne kastettiklerini bilmiyorum ama bildiğim kadarı ile Kürtler, insan olmaktan kaynaklanan temel haklarını istiyorlar ve temel insan haklarının da pazarlığı olmaz.

Ülkemizdeki Kürt yurttaşların kimlik, dil, kültür, eğitim gibi haklarını tanımak ve onları eşit yurttaşlar olarak kabul etmek ülkemizi neden bölsün? Bu durum olsa olsa onların ülkeye ve devlete daha fazla bağlanmalarına, sahiplenmelerine yol açar. Tam tersine, haklarını teslim etmediğimizde birlikte yaşama koşullarının tükeneceği ve o zaman ülkenin bölünmek zorunda kalacağını görmek çok mu zor?

Merkezi yönetimin yarattığı sorunlar pek çok konuda açıkça görüldüğü halde, hala "yerinden yönetim", "yerel özerklik" kavramlarına sırtını dönmek, "bölücü" ilan etmek ne kadar mantıklı?

AB'nin "yerel yönetimler özerklik şartı" ortada iken, dünyanın pek çok ülkesinde uygulanırken hala yerinden yönetimi "bölücü" ilan etmek ne kadar inandırıcı? Temsili demokrasinin Gezi süreci ile açıkça ortaya çıkan antidemokratik özelliği hemen herkesçe kabul edilirken, katılımcı demokrasiyi, doğrudan demokrasiyi temsil eden yerinden yönetim nasıl "bölücü" olur?

Çekilen büyük acılar ve ödenen büyük bedeller sonunda gündeme gelen barış sürecinin çözümle sonuçlanabilmesi ve yakalanan bu fırsatın elden kaçırılmaması için herkes üzerine düşeni yapmalıdır. AKP, süreci seçim ve siyasi hesaplara kurban etmeden somut adımlar atmalı, toplumda yarattığı kutuplaştırma politikasına son vermelidir. Muhalefet, özellikle de CHP süreçte aktif yer almalı, sorunun değil çözümün parçası olmalıdır.

Ülkemizde barışın derinleşmesi ve Kürt sorununun çözüme kavuşması sadece silahların susması, gençlerin ölmemesi anlamını taşımayacak. Barış, ülkemizde demokrasinin gelişmesi, eşitlik, adalet, özgürlük ve refahın da artması demek. Türkiye tüm farklılıkları ile, Kürdü, Alevisi, Ermenisi ve diğerleri ile barışarak daha demokratik ve saygın bir ülke olabilir.
Yannis Ritsos'un "Barış" şiirinden kısa bir bölümü paylaşarak bitirelim;

Çocuğun gördüğü düştür barış
Ananın gördüğü düştür barış
Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış

twitter.com/aserdaresen