SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

'Çılgın proje' çılgınlığı

Yazının Giriş Tarihi: 19.10.2013 16:56

Yani, Karadeniz ile Marmara Denizi arasında, İstanbul'un Trakya bölümünde yapay bir kanal açılması.

Proje açıkladığında toplumda çok farklı tepkiler ortaya çıktı. Bir kesim projeyi  olumlu bularak, "Türkiye'yi uçuracağını" söylemeye başladı. Diğer bir kesim ise, ülkenin mevcut koşullarında bu projenin akıl dışı olduğunu; işsizlik, yoksulluk, eğitim, sağlık vb. yakıcı sorunlar orta yerde dururken böyle bir projeden söz etmenin ancak çılgınların işi olduğunu ileri sürdü. Projenin uygulanması sırasında doğaya, çevreye verilecek zararlar; ortaya çıkacak haksız kazançlar ve projenin neden olacağı göçün yaratacağı sorunlara da dikkat çekildi.

Aradan geçen iki yıl içerisinde projeden fazla söz edilmezken, son aylarda "Kanal İstanbul Projesi" yeniden gündeme girdi. Yapılan açıklamalarda çalışmaların sona yaklaştığı, yakında ihale aşamasına geçileceği belirtiliyor. Bu açıklamalar üzerine proje ile ilgili tartışmalar yeniden başladı.Yapılan bilimsel araştırmalarda aşağıdaki tehlikelere dikkat çekiliyor;

-Karadeniz'den kanalın getireceği tuzlu su Marmara'daki suyun oksijensiz kalmasına yol açar

-Marmara Denizi'nde yaşam sona erer, ortalığı "çürük yumurta" kokusu kaplar, zamanla Karadeniz'in ekolojisi de bundan etkilenir

-Kanal ile boğaz arasındaki yeraltı suları tuzlu suya dönüşür

-Karadeniz ve Akdeniz kıyısında yer alan ülkeler bu projeye karşı çıkarlar.

Bu iddialar mutlaka dikkate alınması gereken, çok ciddi noktalara işaret ediyor. Ancak iktidar yapılan eleştirileri dikkate almadan çalışmaları sürdürüyor. Çok ilginçtir ki konu medyada da yeterince yer almıyor, muhalefet partileri de konu üzerinde pek durmuyorlar. Özellikle CHP ve MHP gibi partiler, nedense konuya gereken önemi vermiyorlar.

"Kanal İstanbul Projesi" kuşkusuz ki tek örnek değil, son yıllarda "çılgın projeler" ardı ardına geliyor. 2008 küresel krizinden sonra AKP ve bölgemizdeki diğer iktidarlar çevresel açıdan yıkıcı olan çılgın projelere sığındılar. Koruma altındaki bölgelerde altın madenciliğine verilen izinler, inşa edilen ya da edilmek üzere olan nükleer santraller, "Kanal İstanbul Projesi", milyonlarca ağacı katleden 3. bir köprünün inşası. Bu projeler sadece yapılacağı yeri değil, aynı zamanda Kanal İstanbul Projesi'nde olduğu gibi komşu ülkelerdeki, halihazırda kırılgan olan ekosistem üzerindeki baskıyı daha da yoğunlaştırmakta.

"Ne pahasına olursa olsun büyüme" anlayışı, bir başka deyişle, kısa vadeli ekonomik büyüme odaklı uygulamalar günümüzde toplumların geleceğine yönelik en büyük tehditlerden biridir. Hükümetler ise, vatandaşlarına yaşamları üzerinde önemli etkileri olacak bu projelerin karar alma süreçlerine katılım hakkı tanımıyor. Oysa Türkiye'nin de bir an önce imzalaması gereken Aarhus Konvansiyonu, yöre halkının istemediği hiçbir tesisin  bir bölgeye kurulmasına izin vermiyor.

AKP tek amacı ekonomik büyümeyi hızlandırmak olan ekonomik tercihlerle doğayı tüketecek enerji, madencilik ve sanayi yatırımlarını ve inşaat sektörünü körüklüyor. Hükümetin izlediği bu çevre düşmanı politikaların yarattığı yıkım, katılımın kısıtlandığı, düşünce ve ifade özgürlüğünün ayaklar altına alındığı, muhalefetin bastırılmaya çalışıldığı, demokrasinin işletilmediği merkeziyetçi ve baskıcı yönetim anlayışını giderek daha da derinleştiriyor.

Ekonomik büyüme tek hedef olarak kabul edildiği ve farklı politik çizgileri ortaklaştıran bir saplantı olmaya devam ettiği sürece, bu büyüme anlayışının yok ettiği değerlerimizi korumamız ve geri kazanmanız mümkün olmayacak. Sürdürülebilir bir ekonomik sistem, gelecek kuşakların, doğanın haklarını gözeten, insandan ve doğadan yana çevre, enerji, tarım ve ekonomi politikaları mümkün.

"Çılgın Projeler" değil; insana, emeğe ve doğaya saygılı "yeşil  projeler" istiyoruz.

Not : "Yeşil Düşünce Derneği" 26-27 Ekim 2013 tarihlerinde İstanbul Taksim Hill Otel'de "Çılgın Projeleri Durdurun; Çözüm Yeşil Dönüşüm"  konferansı düzenliyor.