Çevrecilik, Ekolojizm ve Yeşil Politika

Serdar ESEN 17 Temmuz 2021 Cumartesi, 22:32

Pek çok kişi "Çevrecilik" ve "Ekolojizm" kavramlarını aynı anlamda kullanır ya da biri diğeri ile karıştırılır. Konuyu iyi bilenler içinse aralarında önemli farklar vardır. Çevrecilik çevre sorunlarına yönelik bir yönetimsel yaklaşımı savunur. Bu sorunların üretim ve tüketimin mevcut değerleri ya da kalıplarında temel dönüşümler olmaksızın geçici değişim ve reformlarla çözülebileceği kanısındadır.

Ekolojizm ise, sürdürülebilir ve tatmin edici bir varoluşun, hem insan dışındaki doğal dünya ile ilişkilerimizde ve hem de toplumsal ve politik yaşam biçimimizde köktenci değişiklikleri bir önkoşul olarak savunur. İnsanı doğa üzerinde hakim kılan insanmerkezciliğin, toplumsal ve siyasi uygulamalarına karşı bir tutum sergiler.

Çevreciliği "reformist", ekolojizmi ise "devrimci" olarak niteleyebiliriz. Çevreciler ağaç dikerek, mevcut ağaç ve yeşili koruyarak, doğaya plastik, cam, kağıt gibi atıklar atmadan ve bunları ayrıştırıp geri dönüşüme tabi tutarak doğayı koruyabileceğimizi düşünürler. Ekolojistler ise temelde mevcut kapitalist sistem ve onun en büyük hedefi olan "daha çok üretim, daha çok tüketim, sürekli ve hızlı büyüme" döngüsüne karşı çıkar. Sınırlı kaynaklara sahip gezegende sınırsız büyümenin sürdürülebilir olmadığını söyler, büyüme yerine refahı savunurlar.

Ekolojistler gezegeni şirketlerin açgözlülüğünden koruyarak, sadece bugünü değil, gelecek nesillerin hakkını da savunmayı temel ilke olarak benimsemişlerdir. Bugün İnsanlığın ekolojik ayak izinin, doğanın mal ve hizmetleri sunmaya devam etmesini tehdit edecek kadar büyüdüğü ileri sürülür. Ekolojistlere göre gelecek yüzyılda dünyanın nüfusu 10-11 milyar arasında sabit kalsa bile, diğer koşullar sabit tutulduğunda, mevcut büyüme hızı ile ek olarak beş gezegene daha ihtiyaç duyulacaktır.

Öte yandan dünyanın kaynakları tükendikçe fiyat ve ücretlerin yükseleceği, böylece büyümenin giderek enflasyonu arttıracağı iddia edilmektedir. Ekolojistlere göre enflasyon ve işsizlik sorunları daha fazla büyüme ile çözülemez.

Daha fazla büyüme, daha fazla üretim ve daha fazla tüketim demektir. Tüketim ise tükenme anlamına gelir. Aynı zamanda daha fazla atık ve kirlilik demektir. Teknoloji yardımıyla atıkları geri dönüştürerek yeniden kullanılabilir hale getirmek kuşkusuz ki önemlidir. Ancak geri dönüşüme vurgu yaparken dikkatli olmak gerekir. Önceden tüketilmiş olanı geri dönüştürmekten daha önemli olan, tüketimi azaltmak olmalıdır. Çünkü geri dönüşümün kendisi de kaynak kullanır, enerji yayar, termal kirlilik yaratır, yani bir endüstriyel faaliyettir. Yenilenebilir enerji kullanılsa bile, temelde enerji kullanımını azaltmak önemlidir.

Yeşil Politika her şeyden önce ekoloji siyasetidir. Ekoloji yeşil politikanın ilk ayağıdır. Diğer ayakları ise toplumsal adalet, taban demokrasisi (katılımcı demokrasi) ve şiddetsizlik yani barıştır. Yeşil Politika "hayatta kalmanın siyaseti" diye de tanımlanır.

Yeşiller küresel bir pazar için mal üretip, onları taşımaktansa yerel üretime ve tüketime öncelik vererek daha az kaynak tüketen ademi merkeziyetçiliği ekolojik açıdan temel nitelikte görürler. Yeşiller piyasaların yerelleştirildikleri takdirde ekolojik değerleri, toplumsal adaleti ve demokrasiyi güçlendireceğini düşünmektedirler.

Yeşil bir gelecek daha yoksul olabilir, fakat böyle bir gelecekte gerçekte daha yüksek bir yaşam standardımız olacaktır. Daha iyi ve sağlıklı gıda, daha temiz hava, daha sağlıklı bedenler, ödüllendiren iş, daha çok dayanışma, daha fazla kendine yeterlik, daha eşitlikçi, adil ve üzerinde yaşanacak daha tehlikesiz bir dünya!

Fazla zamanımız kalmadı! Bir yandan aşırı sıcaklar ve kuraklık, diğer yandan fırtınalar ve sellerle "iklim değişikliği"nin dünyamızı tehdit ettiği günümüzde ekolojizm ve "yeşil politika"lar tek çıkış yolu olarak görünüyor.