Çare kimlikleri aşabilmekte

Serdar ESEN 23 Mart 2021 Salı, 10:37

Sorunlarımızın çoğunun temelinde kimlikler üzerinden yaratılmış olan kutuplaşma yatmaktadır. Toplumu Türk'e karşı Kürt'ü, dindara karşı laiki, Alevi'ye karşı Sünni'yi esas alan kutuplaşma siyaseti  ile esir almış durumdalar. Ayrıca kadın hakları, LGBTİ gibi cinsel kimlik ve yönelim konuları da kutuplaşmanın araçları arasında. İktidar her konuyu bu kutuplaşmalar üzerinden gündeme getiriyor. Andımız, İstanbul Sözleşmesi'nin feshi, HDP'nin kapatılma kararı bunlara örnek. Böylece, muhalif ama Türk kimliğini sahiplenen milliyetçileri Kürtlere karşı yanına alıyor. Muhalif olmakla birlikte kadın haklarına, LGBTİ haklarına ya da Alevilere karşı mesafeli olanları da yanına çekmeyi beceriyor.

Ne yazık ki iktidarın bu kimlik temelinde oluşturduğu kutuplaştırma politikasına muhalefet bir karşı politika geliştirebilmiş değil. AKP zaten 'Türk Milliyetçiliği'nin en uç noktasında konumlanmış olan MHP ile ittifak içinde olduğundan,  muhalefetin 'zayıf' karnı olarak HDP'yi seçmiş ve saldırılarını ağırlıkla ona yönlendirmiş durumda.

HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun vekilliğinin düşürülmesi ve hemen ardından HDP hakkında kapatma davası açılması karşısında İYİ Parti'den hiç ses çıkmadı. Daha önce ise bazı İYİ Partili yöneticiler, HDP'nin kapatılmasından yana olduklarını bildirmişti. CHP ise utangaç bazı kınamalar dışında güçlü bir karşı çıkış gösteremedi. Bu durum kuşkusuz ki iktidar bloguna planını ilerletmek açısından cesaret vermekte ve planın uygulanmasını kolaylaştırmaktadır.     

AKP-MHP iktidarının, iktidarını sürdürebilmek için bu politikaya ihtiyacı var. İktidarın bu kutuplaştırma ve kimlik üzerinden ayrıştırma politikası karşısında muhalefetin tek seçeneği kimlikleri aşan bir muhalefet stratejisi oluşturmaktır. O nedenle Türk, Kürt, dindar, laik, Sünni, Alevi demeden tüm muhalifler birlikte hareket etmeli ve demokrasi, adalet, eşitlik, iş, aş gibi ortak çıkar ve talepler etrafında mücadele vermelidirler. Birbirlerini eleştirirken de hoşgörüyü ihmal etmeden, karşılıklı olarak değerlerine saygı göstermeye dikkat etmek önemlidir.

Bunun kolay olmadığını biliyorum. Milliyetçilik yıllardır toplumun içine işlemiş, farklı olan 'düşman' gibi görülüyor. Bir Türk, Kürtçe konuşan birini gördüğünde tedirgin oluyor. Bir 'laik', türbanlı bir kadın gördüğünde canı sıkılıyor. Bir 'dindar', alkol kullanan biri ile yakın olmak istemiyor. Bir Ermeni yurttaş ya da bir LGBTİ birey, pek çok kişi için 'uzak durulması gereken' biri oluyor. Toplumun büyük bölümü sadece kendisi gibi olanlarla birlikte yaşamak istiyor. Ama bu ülkede bunların hepsi ve hatta daha fazlası var ve biz birlikte, yanyana yaşamak zorundayız.

Ne yazık ki hala durumun farkında değiliz. Farklılıkların bir zenginlik olduğunu görmüyoruz. 'Tek tip' insan istiyoruz. Herkesi kendimize benzetmeye çalışıyor, bizim gibi düşünmelerini istiyoruz. O yüzden 'Andımız'ın yeniden okunmasını isterken, o andı okuyan Kürt çocuklarının yaşadığı travmayı bilmiyor ya da aldırış etmiyoruz. Kürtlerin siyaset yapmasına karşı on yıllardır koyulan engellemelere rağmen, Kürt halkının hala, büyük çoğunlukla, demokratik siyasetteki  ısrarını önemsemiyoruz, HDP'nin kapatılmasının tüm toplum için ne kadar büyük bir tehlike içerdiğini farkedemiyoruz.

Türkiye gibi farklı kimlik ve inançların bir arada yaşadığı ülkelerde devletin ideolojisiz ve kimliksiz olması, din, mezhep, kimlik ve ideolojiler karşısında tarafsızlığını koruması, 'tekçi' değil 'çoğulcu' olması gerekiyor. Kimlikleri aşan bir demokrasi anlayışı ile herkesin kendi kimliği, kökeni, inancı, dili, hayat tarzı ve tercihleriyle var olabilmesi, kendine ve ülkeye dair karar süreçlerine katılabilmesi  toplumsal barış ve huzurun gerçekleşmesini sağlayacaktır.