SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

AKP'nin 'kara sevda'sı

Yazının Giriş Tarihi: 22.10.2014 08:54

AKP iktidarının seçim öncesinde yoksullara çuval çuval kömür dağıttığı da bilinen bir başka gerçek.

Kömür bir kısmımız için bir yakıt, ısınma ve enerji kaynağı. Ancak kömür bir başka açıdan ölüm kaynağı durumunda. Kömür, hem yer altında iken öldürüyor hem de yer üzerinde iken. Ölümlü maden ocağı kazalarında Türkiye dünyada ilk sırada yer alıyor. Türkiye'de bugüne kadar 3 binden fazla kişi maden ocaklarında meydana gelen kazalarda yaşamını yitirmiş durumda.

Kömür, yer üzerinde de öldürüyor. Bir fosil yakıt olan kömür yakıldığında bir sera gazı olan karbondioksit ile birlikte, kükürtdioksit, karbonmonoksit, azot, ağır metaller ve partiküller salınıyor. Karbondioksit, sera gazı etkisi ile iklim değişikliğinin en önemli etkeni olurken, diğer gaz ve partiküller ise hava kirliliği yaratarak insan sağlığını ve doğayı etkiliyor, çeşitli hastalıklara neden oluyor. Türkiye'de kömürlü termik santrallerin neden olduğu hava kirliliğinin her yıl 7.900 kişinin ölümüne yol açtığı biliniyor.

Kömürün bu kadar tehlikeli, zararlı bir yakıt olduğu bilinmesine karşın son yıllarda Türkiye'de kömür kullanımı ve özellikle de kömürlü termik santral çalışmaları sürüyor.

Son aylarda Bursa'da da DOSAB Termik Santralı tartışmaları yapılıyor. Verilere göre kömürden enerji üretimi 2002-2010 arasında yüzde 70 artmış durumda. Şu anda 22 termik santral elektrik üretiminde kullanılıyor. 7 adet termik santral yapım aşamasında iken, 80 dolayında termik santral yapımı daha planlanmış durumda.

Türkiye'nin hızla bir kömür bağımlılığına savrulmasının nedeni ise iktidarın ilan etmiş olduğu 2023 vizyon belgesinde yer alan hedefler. 2023 yılında Türkiye ekonomisinin 2 trilyon dolar büyüklüğe ulaşarak dünyanın ilk on büyük ekonomisi arasına girmesi hedeflenmektedir.

Bazıları "ne güzel işte, büyüyeceğiz, zenginleşeceğiz" diyebilir. Ancak gerçekçi bir analiz yapılmadan belirlenen hedeflere ulaşmanın bedellerinin ne olacağına bakmak gerek. 2023 için belirlenen hedeflere ulaşmaya çalışmak, çok yüksek bir enerji üretim ve tüketimi anlamına gelmektedir.

2003-2011 döneminde ülkemizde ekonomik büyümeyi sırtlayan ilk üç sektör; demir-çelik sektörü, enerji sektörü ve inşaat sektörüdür. Bu sektörler dışarıya aşırı bağımlı olduklarından (enerjinin yüzde 56'sı ithal doğalgaz ve kömürden, demir-çelik üretiminin neredeyse tamamı ithal hurdalardan karşılanıyor), sektörlerin büyümesi, cari açığın da büyümesi anlamına geliyor. Ülkemiz açısından her zaman sıkıntı yaratmış olan cari açığın GSMH'ya oranı 2013 sonu itibarı ile yüzde 7,9'a ulaşarak rekor kırmıştır. Hiçbir ülke uzun bir süre bu boyutta bir cari açık vermeye devam edemeyeceği için, bu büyüme politikası ekonomik olarak sürdürülebilir değildir.

2023 vizyonunda yer alan "sınırsız büyüme" politikası toplumsal olarak da sürdürülemez durumdadır. Büyüme uğruna uluslararası iş güvenliği düzenlemeleri imzalanmamış, var olanlar da işletilmemiştir. Taşeronlaşma hız kazanmış, maden sektöründe taşeronlaşmaya göz yumulmuştur. Bunların sonucu olarak iş kazaları artarken, gelir dağılımı düzelmek bir yana daha da bozulmuş, hane halkı borçları artmıştır. Öte yandan büyüme politikası işsizliğe çare olamamış, işsizlik oranı 2000 öncesinin yüzde 7-8 düzeylerinden yüzde 10 dolayına çıkmıştır.

Türkiye ekonomisinin mevcut büyüme politikasının sorunları ekonomik ve toplumsal boyutlar ile de sınırlı değil, işin bir de ekolojik yönü var. Üretimin ve tüketimin neden olduğu ekolojik ayak izimiz ile sahip olduğumuz doğal kaynakların sağladığı biyokapasite arasındaki fark 1974'ten bu yana hızla artmaktadır.

Şu anda sahip olduğumuzdan iki kat fazla tüketmekte, yani stoklardan yemekteyiz. AKP iktidarı bunu kolaylaştırmak için uluslararası çevre düzenlemelerini imzalamamış, mevcut yasa ve düzenlemeleri de uygulamaktan olabildiğince kaçınmıştır. 2013 yılında büyük projeleri ÇED süreci kapsamından çıkartarak talanı hızlandırmıştır. Doğanın sunduğundan daha fazlasını tüketmek kuşkusuz ki sürdürülebilir değildir.

AKP iktidarı Vizyon 2023 strateji belgesinde belirtilen büyüme hedefine ulaşabilmek için ekonomik büyümenin dış bağımlılığını azaltmayı hedef olarak seçmiş, böylece ekonomik sürdürülebilirliği sağlamayı amaçlamıştır. Bu nedenle elektrik enerjisi üretiminde yerli kaynakların payının arttırılmasını öncelikli hedef olarak belirlemiştir. Bu amaçla yerli kömür ve yerli kömürle çalışan termik santraller teşvik edilmiş, yatırım teşvikleri, vergi ve sigorta indirimleri getirilmiştir.

Kömürü teşvik ederek cari açığı azaltmayı hedeflemek, maliyetleri düşürmek için emek ve çevre standartlarının yok sayılması ülkeyi ekolojik sorunlar ve iş kazaları gibi toplumsal olaylarla karşı karşıya getirmektedir. İnsanları madenlerde, şantiyelerde ölüme gönderen ve doğayı katleden bir yapı içerisinde büyümek marifet değildir ve sürdürülemez.

Türkiye'nin daha fazla elektrik üretimine değil, ürettiği elektriği daha akıllı biçimde kullanmaya ihtiyacı vardır. Umarım bu "kara sevda"dan vazgeçerek, yüzümüzü güneşe ve rüzgara, yani yaşama döneriz.

twitter.com/aserdaresen