SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

'Ağzını açanı alın' demokrasisi ve muhalefet!

Yazının Giriş Tarihi: 01.07.2021 00:07

Ülkede baskı, şiddet her geçen gün artıyor. Toplumun "toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı" çok uzun süredir elinden alınmıştı. Muhalif kesimler sözünü söyleyemez, derdini anlatamaz hale geldi. Bazıları için, örneğin "dinci" veya milliyetçi kesimlerin, aşı karşıtlarının basın açıklaması ve gösteri yapmalarına göz yumulurken, kadınlar, gençler, emekçiler, LGBTİ bireyler, çevreciler sokağa çıktıklarında devletin "orantısız şiddet" i ile durduruluyor ve darp edilip gözaltına alınıyorlar.

Son olarak, geçtiğimiz günlerde "onur yürüyüşü" için İstanbul'da sokağa çıkmak isteyen LGBTİ bireyler ve onlara destek verenler daha eylem başlamadan şiddet kullanılarak gözaltına alındılar. Gerekçe "toplum ahlakını bozmak" olarak açıklandı. Halbuki beş, altı yıl öncesine kadar bu yürüyüş İstiklal Caddesi'nde binler, hatta onbinlerce insanın katılımı ile rahatça yapılabiliyordu. O zaman bozulmayan "toplum ahlakı" şimdi bozuluyormuş, ilginç!

"Onur yürüyüşü" sırasında güvenlik güçleri her zamankinden daha sert ve baskıcıydılar. Bir sokakta, göstericilere  gaz bombası ve plastik mermi atılırken, apartman penceresinden "çocuk uyuyamıyor, sessiz olun" diyen  kişi, polis amirinin "alın onu" talimatıyla gözaltına alındı. Kafede bir kişinin olayları ayakta izlemesi üzerine, polis  yerine oturmasını istedi. Kişinin itirazı üzerine polis amiri "ağzını açanı alın" talimatını verdi ve bu kişi de yaka paça gözaltına alındı. Aynı gün AFP muhabiri Bülent Kılıç da polis tarafından yere yatırılıp, boğazına diziyle bastırılarak nefes alamaz hale getirilip gözaltına alınmıştı. Katile "abicim" diyenler, ağzını açanı gözaltına alıyor, gazeteciyi öldürmeye çalışıyor!

Öyle görünüyor ki iktidar, gün geçtikçe daha büyük sorunlarla sıkıştığını hissediyor. Ekonomik kriz, pandemi sorunları, dış politikada giderek artan yalnızlık, Peker tarafından açıklanan yolsuzluklar ve benzeri pek çok olay karşısında ayakta kalabilmenin tekçaresi olarak baskıyı, şiddeti arttırmakta görüyor. Kimsenin ağzını açıp konuşamadığı, kimsenin sokağa çıkamadığı, muhalefetin tümüyle susturulduğu bir ortamda iktidarını belki bir süre daha sürdürebileceğini düşünüyor.

Önümüzdeki günlerde bu baskının daha da artması, muhalifleri tümüyle sindirmeye yönelik yeni operasyonlara girişilmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Hatta 7 Haziran Seçimleri sonrasında olduğu gibi, toplumu korkutarak, tehdit ederek yeniden kendi etrafına toplayabilmek için bazı provakatif eylemler, suikastler ortaya çıkması da mümkün görünmektedir. Bir kaç hafta önce HDP İzmir İl binasına yapılan saldırı bu ihtimali güçlendirmiştir.

Tüm bu gelişmeler karşısında muhalefetin ne yapacağı ise ülkenin geleceğini belirleyecek. Eğer muhalefet bu dağınıklığı sürdürür, her muhalefet partisi ve muhalif kesim kendisine yönelik saldırılara tek başına karşı koymaya çalışırsa iktidar güçlerinin amaçlarına ulaşması zor olmayacaktır. Yapılması gereken, demokrasiden, parlamenter sistemden yana olan tüm kesimlerin acilen bir "demokrasi itifakı"nda bir araya gelerek, birleşik mücadele vermeleridir. Bu bir seçim ittifakından çok, iktidarın saldırılarına karşı ortak hareket ederek, güçlerini birleştirmeleridir. Kuşkusuz ki olası bir seçimde, seçim güvenliği de bu ittifak aracılığı ile birlikte sağlanabilecektir.

İktidarın iyice sıkıştığı, halkın memnuniyetsizliğini açıkça ifade ettiği bugünkü ortamda AKP-MHP ittifakının desteği, yapılan anketlere göre yüzde 40 seviyelerine düşmüştür. Ancak ilginç bir şekilde, iktidar bloğundan uzaklaşan oyların çok az bir bölümü muhalefet partilerine gitmekte, büyük bölümü ise "kararsız" pozisyonunda kalmaktadır. Muhalefetin seçimi kazanabilmesi için bu "kararsız" oyların büyük bölümünü ikna ederek yanına çekmesi gerekmektedir.

Yapılan araştırmalara göre, muhalefetin bunu yapabilmesi için iktidarı eleştirmekten çok, kendi yapacaklarını anlatması ve halkı bunlara ikna etmesi gerekiyor. İnsanların iktidara hazır olmayan, kendi politikalarını inandırıcı biçimde açıklayıp kitleleri bunlara ikna etmeyen partilere oy vermedikleri biliniyor. Öte yandan AKP'nin, muhafazakar seçmeni, geçmişte yaşanan bazı olayları (türban sorunu gibi)  hatırlatarak korkutması, muhalif partilerden uzak tutmaya çalışması göz önüne alınarak, bu kesimi ikna edecek, endişelerini giderecek çalışmalar yapması da önem taşımaktadır.