SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

2015 barışın yılı olsun

Yazının Giriş Tarihi: 02.01.2015 00:15

Kolay, çünkü savaş karşısında barışı ve ölüm karşısında yaşamı savunmak en doğal olanı. Kimse kolay kolay "ben savaş istiyorum, ölüm istiyorum" demez, diyemez. Ancak ülkemiz pratiğinde barış isteyenlerin bazı çevreler tarafından "hain", "bölücü" vb sıfatlarla nitelendirildiği de bilinmeyen bir şey değil.

2002 yılından bu yana süren AKP iktidarı ülkede pek çok dengeyi sarstı, pek çok algıyı değiştirdi. Solun bir kesimi AKP uygulamalarının tedirginliği ve "şeriat" korkusu ile başka bir uca savrularak ulusalcı söylemlere yöneldiler. "Barış süreci"ni savunanlara "AKP ile barış olmaz, ihanet içindesiniz" dediler.

Kuşkusuz herkesin doğrusu kendine ama birde yalın bir gerçek var. Otuz yılı aşkın süredir devam eden bir "kirli savaş" ve ardında kırk bini aşan ölü, genç ölüler. Ölüleri ayırmak, sınıflamak doğru değil ama söylemekte de yarar var, bunların otuz binden fazlası Kürt gençleri. Sonuçta Türk ya da Kürt hepsi bu ülkenin çocukları.

Düşününce hiç kimse bu "kirli savaş" devam etsin, bir taraf diğerini yok edinceye kadar sürsün demez, diyemez. Bunu söylemenin anlamının milyonlarca ölü demek olduğunu hemen herkes bilir. Artık kimse ölmek istemiyor, kendi kimliği, inancı ve düşüncesiyle özgür biçimde yaşamak istiyor. Ölümlerin sona ermesini, temel insan haklarını ve demokrasiyi kazanmak için "devrimi" ya da sol bir iktidarın gelmesini bekleyecek sabrı da kalmadı insanların.

Mart 2013'te başlayan "çözüm süreci" AKP ile sürüyor, çünkü iktidarda AKP var. Bu süreç AKP'nin çok demokrat ve barış yanlısı olması nedeniyle değil, Kürt halkının mücadelesi ve dünya konjonktürü nedeniyle gündeme geldi ve sürüyor. Ama artık bu sürecin barışa evrilmesi ve bir an önce Kürt sorununun çözümü ile taçlanması gerekiyor. Süreç uzadıkça sabırlar taşıyor ve provakasyona açılıyor.

Süreç uzayıp somut bir adım atılmadıkça Kürt halkında "AKP bizi oyalıyor mu?" kuşkusu yayılıyor. Öte yandan toplumdaki bazı kesimler bu sürecin ülkeyi bölünmeye götüreceğini ileri sürerek karşı çıkıyorlar. O nedenle zaman geçirmeden çözüme yönelik somut adımlar atılmalı ve çözümün bölücü değil, bütünleştirici olduğu açıklıkla anlatılmalıdır.

Peki, çözüm sürecinin ülkenin bölünmesine yol açacağı iddiaları ne kadar gerçekçi? Barış, yani Kürt sorununun çözümü başlıca üç konuda anlaşma sağlanmasına bağlı. Anayasadaki yurttaşlık tanımının tüm etnik kimlik sahiplerini kapsayacak biçimde genişletilmesi, ana dilde eğitim hakkı ve yerinden yönetim ya da yerel özerklik. Bunların hiçbiri bölünmeye değil, tam tersine Kürt halkının ülkeye ve devlete daha fazla bağlanmasına neden olacaktır.

Yurttaşlık tanımının tek bir kimlik değil, tüm farklı kimlikleri kapsayacak biçimde genişletilmesi bu farklılıkların kendilerini oraya ait hissetmelerine yardımcı olur. Her insanın ana dilinde eğitim yapma hakkı ise temel insan hakkıdır ve pek çok ülkede de geçerlidir. Uygulanması bazı koşulların oluşmasına bağlı olsa da, hakkın bir an önce teslim edilmesi gerekir.

En çok tartışılan konulardan biri yerinden yönetim/yerel özerklik. Yerinden yönetim bir kentteki, beldedeki kamu hizmetlerinin önemli bölümünün merkezi idareden bağımsız olarak o yerel yönetim bünyesinde gerçekleştirilmesidir. Her şeyin Ankara'dan belirlendiği merkezi yönetim anlayışının tersidir ve doğrudan demokrasiyi, katılımcı demokrasiyi işaret eder. Bursa'da termik santral yapılıp yapılmamasına Ankara'nın değil Bursa'nın karar vermesi neden ülkeyi bölsün? Bugün dünyanın pek çok ülkesinde merkezi yönetim biçimi terk edilmiş olup, yerinden yönetim uygulanmaktadır, hiç biri de bu nedenle bölünmemiştir.

Bu ülke halkları çok büyük acılar çekti, çekmeye de devam ediyor. İlk kez barışa bu kadar çok yaklaştık. İki yıldır süren "çatışmasızlık" çok değerlidir ama yeterli değildir. Barıştan, demokrasiden, eşitlikten yana olan tüm kesimler sürecin çözümle sonuçlanması için çaba göstermeli, süreci AKP'nin tekeline bırakmamalıdır. Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi birbirinden bağımsız değildir, eşzamanlı olacaktır. Bu fırsatı kaçırırsak, o zaman ülke gerçekten bölünmenin eşiğine gelebilir.

twitter.com/aserdaresen