SON DAKİKA
Hava Durumu

Yatacak yerimiz yok, satacak yeriniz çok

Yazının Giriş Tarihi: 27.04.2026 23:45
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.04.2026 00:12

Acil servise ambulansla getirilen bir hasta giriş yapar. Tarih 16 Şubat. Hastanın bilinci kapalı. Acildeki doktor hastayı entübe etmek zorunda kalacağını söyler. Hasta yakınları durumu açıklamaya çalışıp biraz beklemesini ister. Bir süre sonra hastanın bilinci açılır. Emar çektirilir. Beyin cerrahları, dahiliye doktoru görür. Acildeki doktor hastanın durumunu belirtir ve hastanın yoğun bakımda tedavi edilmesi gerektiğini söyler.

Aslında ışın tedavisi almak için geliyordu hasta hastaneye. Bir hafta önce doktor görmüş, sıra olduğu için çok da değil aslında, sadece bir hafta beklemesi gerekecekti hastanın. Fakat hastanın durumu doktorların beklediği türden değildi, daha acildi, kritikti. Ayaklarda yaşadığı kısmi felç durumu konuşmaya da vurmuş, bir haftada tansiyon ve solunum sıkıntısı başlamıştı. Kısacası hasta hiçbir yaşamsal fonksiyonunu kendisi halledemeyecek düzeyde, iki kişilik bakıma muhtaç ve doktor kontrolünde olması gerekiyordu. Hastaneye yatışı yapılması gerekiyordu bu nedenle. Fakat bir hafta önce doktor da demişti, “Tedavisi başladıktan iki-üç gün sonra yatış verebilirim. Dolu hastane” diye. Acilde beklenilen beş saatten fazla bir süre sonra hastanın Dahiliye servisine yatışının çıktığı haberi geldi. Sodyum düzeyi yeniden eski seviyesine getirilebilirse hasta tedaviyi alabilecekti ancak.

Ancak hasta yakınlarının bilmediği şey, servise yatışı çıkan hastaların belki de günlerce acil müşahedede bekletildiğiydi. Onlarca hastanın olduğu yerde. Hasta yakını olarak tek bir kişinin alındığı, hasta yakınlarına hiçbir oturacak yerin olmadığı, sıralı sedye üzerinde günlerce bekleyen hastalar.

Bir yanındaki hasta beyin kanaması ile gelmiş, acil müşahedede üç gündür bekliyor. Başka bir hasta, mide kanamasıyla üç gün bekledikten sonra servise çıkabiliyor. Bir hasta yakını annesinin sedye üzerinde ölümünden dolayı hastaneyi şikâyet ediyor.

Anlatılanlar bir distopya romanından değil, Bursa Şehir Hastanesi’nin günlük yaşantısından. Hastalar uzak değil, hepimizin yakını, annesi, babası, kardeşi, akrabası.

Bilinci kapalı, hiçbir yaşamsal fonksiyonunu kendi başına yapamayan, yürüyemeyen, yemek yiyemeyen, konuşamayan hasta da benim babam. Borçka SGK’da hastane müdürlüğü yapmış, yıllarca hastanelerde devlet memurluğu yapmış, Şevket Yılmaz Hastanesi’nde rüşvet yemeye çalışan başhekime rüşvet yedirmediği için o birimden o birime sürülmüş babam. AKP iktidarının yaptırdığı koskoca hastanede bir yatacak yer bulamadı kendine yılları hastanede geçmiş bu adam.

Şimdi Şehir Hastaneleri’nin kira bedellerini çıkarmak için hastane alanları satılmak üzere özelleştiriliyor. Bursa Milletvekili Kayıhan Pala söylüyor: “2026'da bütçeye konan para 130 milyarın üzerinde, Şehir Hastanelerine kira parası. 126 tane taşınmaz satarak Şehir Hastanelerinin bir yıllık kira bedelini bile karşılayamayacaklar.”

Bizim kamu hastanelerinde yatacak yerimiz yokmuş ama bu iktidarın satacak yeri bitmemiş.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.