Bursa'nın yıllardır çözülemeyen katı atık sorunu yeniden kent gündeminin en sıcak başlıklarından biri haline geldi. Ancak tartışmanın odağında artık yalnızca yeni düzenli depolama tesisinin nereye yapılacağı değil, bu sürecin nasıl yürütüldüğü de bulunuyor.
Nilüfer Kent Konseyi bünyesinde oluşturulan çalışma grubu, Bursa Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı Dr. Ahmet Cihat Kahraman'ın 14 Temmuz'da Büyükşehir Belediye Meclisi'nde yaptığı sunuma teknik gerekçelerle kapsamlı itirazlar yöneltti.
Çalışma grubunun sözcülüğünü yapan Nilüfer Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyesi Dr. Okan Aydın ‘garabet’ olarak açıkladığı projeye karşı dikkat çekici tespitlerini sundu.
"12 yıldır yanlış ve eksik yürütülen bir sürecin bugün bölge halkını günah keçisi ilan edecek duruma evrildiğini görüyoruz” diyerek 12 yılda neyin yapılmadığını ya da eksik yapıldığını anlattı.
Bir bilgiyle başlayalım…
Türkiye'de belediyelere ait entegre katı atık bertaraf tesisleri, çoğunlukla Yap-İşlet-Devret (YİD) veya Yap-İşlet (Yİ) modeliyle özel şirketler tarafından kuruluyor ve işletiliyor.
12 yılda ne değişti?
Süreç 2014 yılında başladı. 2014’te ITC Entegre Katı Atık Yönetim Sistemleri” grup şirketleri tarafından işletilen Hamitler Düzenli Depolama Sahası'ndaki deponi gazından elektrik üretim tesisinin ömrünü tamamlamak üzere olduğu ve bir an evvel katı atık yönetimini sağlayabilmek için yeni bir yer bulunması gerektiği konuşuluyor.
2015 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi tarafından hazırlanan raporda Kayapa-Kuruçeşme bölgesi öne çıkıyor. Ancak bu raporun yalnızca harita mühendislerinin çalışması olduğu, çok disiplinli bir değerlendirme içermediği belirtiliyor. Kayapa- Kuruçeşme bölgesinde o dönem neredeyse nüfus yok.
Ardından ÇED süreci başladı ve 2017 yılında rapor yayımlandı. Ancak bu süreçte bölge halkının yeterince bilgilendirilmediği, katılımcılığın sağlanamadığı iddiası bugün yeniden gündeme getiriliyor.
Aydın, aynen şunu söylüyor: “Bölge halkına anlatabileceklerine inanıyorlarsa onların gezmesi gerekiyor. Ama bu iki aylık süreçte belediyenin herhangi bir yetkilisini o bölgede görmedik. Gelmiyorlar, sadece Meclis’te sunumlarla süreci yürütmeye çalışıyorlar.”
Oysa böyle büyük bir projede kamuoyunu ikna etme sorumluluğu öncelikle projeyi savunan idareye ait olmalıydı.
2014’ten 2026’ya kadar 2 defa yürütmeyi durdurma kararı alınıyor ve bu kararla başka bölge arayışı başlıyor.
2020’de yeni yer seçim süreci başlıyor. Bu, 2015’teki KATÜ raporunu ‘kadük’ kılan bir durum. “KATÜ zaten sizin tarafınızdan ‘kadük’ kılındı” diyor Aydın.
Peki 2020 raporu neden yok sayılıyor?
2020 yılında hazırlanan yeni bilimsel raporda ise ilk sırada Karacabey Muratlı, ikinci sırada ise Marmaracık Fethiye yer alıyor. Kayapa-Kuruçeşme ise ilk sıralarda bulunmuyor.
Üstelik çalışma grubunun aktardığına göre raporu hazırlayan akademisyenler de "Biz Kayapa demedik" ifadelerini kullanıyor.
O halde şu soru kaçınılmaz hale geliyor:
Madem 2015 raporu güncelliğini yitirdiği için yeni rapor istendi...
Neden bugün yeniden 11 yıl önceki rapor esas alınıyor?
2024 yılından sonra ise yönetim Karacabey Muratlı’da yapılması için Orman Müdürlüğü’nden izin istiyor ama Orman Müdürlüğü izin vermiyor. Ama aynı Orman Müdürlüğü Kayapa Kuruçeşme aynı şekilde ormanlık alan ama başka bir yönetim isteyince ona izin veriyor.
Her ne hikmetse Haziran ayında 2015’e ger dönüp, o raporu esas alarak süreci birden yeniden başlattılar.
31 kriter mi, 5 kriter mi?
Belediye sunumunda sürekli "31 kriter" vurgusu yapılıyor. Ancak Kent Konseyi'ne göre karşılaştırmalar yapılırken bu kriterlerin yalnızca beşi kullanılıyor. Üstelik Kayapa'nın değerlendirmesinde 2015 verileri esas alınırken, Muratlı için daha güncel veriler kullanılıyor.
Dolayısıyla karşılaştırmanın bilimsel değil, seçilmiş veriler üzerinden yapıldığı ileri sürülüyor. Bu da doğal olarak "manipülasyon" eleştirisini beraberinde getiriyor.
Sürekli değişen rakamlar
Bir başka eleştiri Hamitler Düzenli Depolama Tesisi'nin ömrüne ilişkin. Belediyenin bilgilendirmelerinde bir sunumda 2027... Başka bir raporda 2030... Bir diğerinde ise 2032 yılına kadar kullanılabileceği belirtiliyor. Gerçekten ivedi bir şekilde bir yere karar alınmalı mı? Yoksa Hamitler Çöplüğü’nde yedek bir rezerv alanı yaratılabilir mi? Bilmiyoruz. Çünkü şeffaf hareket etmiyorlar.
Gerçek şu ki: “Hamitler Çöplüğü de iyi yönetilmiyor.”
Yer altı suyu riski
Devlet Su İşleri’nin düştüğü şerhler var.
Tesis yaklaşık 800 metrelik bir kota yapılacak. Dolayısıyla bu yeraltı suları açısından risk yaratacak. Risk yaratmasının temel nedenlerden biri zemin, kireç taşı zemini var. Dolayısıyla yeraltı sularına sızma ihtimali çok yüksek. DSİ, gelecekte o bölgede içme suyu rezervi olarak kullanılabilecek kaynaklar olduğunu vurguluyor. Çınarcık Barajı. Yani DSİ diyor ki; gelecekte çöp suyunuz içme suyunuza karışabilir…
Harita üzerinden bir yol çizilmiş ama bu yollara dair hiçbir izin yok, hiçbir plan yok.
Jeoloji Yüksek Mühendisi Murat Yaşar, elle tutulur hiçbir teknik analiz çalışmasının olmadığını söyleyerek anlatmaya başladı.
Projenin planlandığı alan tamamen karstik yapı üzerinde bulunuyor. Yani kireçtaşı ağırlıklı, bol çatlaklı ve ‘sünger’ gibi bir zemin söz konusu. Böyle alanlarda olası sızıntılar çok daha hızlı biçimde yer altı sularına ulaşabiliyor. Yeraltı suyunun kaç metrede olduğu raporda yok. En az 30 sondajın olması gerekiyor ama yok.
Üstelik mevcut jeoteknik raporun 2016 yılına ait olduğu, dönemin mevzuatına göre yalnızca beş sondaj yapıldığı ve sondajların sekiz metrede sonlandırıldığı belirtiliyor. Bugünkü yönetmelikler ise çok daha kapsamlı incelemeleri zorunlu kılıyor.
Şahin Biba’nın “Biz afiş dağıtanların kim olduğunu biliyoruz” sözüne ise Yaşar, “Biziz, halkız” diyerek yanıt verdi. “Buraya hangi tür malzemenin geleceğini bilmiyoruz. Plastik atığın havada ucuyla birlikte neyi soluyacağımızı bilmeyeceğiz.”
Murat Yaşar'ın şu cümlesi ise tartışmanın belki de özeti niteliğinde:
"Yeterli sondajlar yapılsın, yer altı suyu gözlem kuyuları açılsın, bütün bilimsel çalışmalar güncellensin. Eğer bütün bunlardan sonra yine aynı yer en doğru seçenek çıkıyorsa buyursunlar. Ama alelacele, 'Biz yaptık oldu' anlayışıyla ya da Başkan Vekilinin dediği gibi ‘Velev ki yanlış yer’ diye böyle bir proje yapılmaz."