Nilüfer Çayı ile nasıl bir bağınız var?
Eskiler anlatıyor; şu kadar büyüklükte balık tutardık, yüzerdik.
Bizim hiçbir bağımız yok.
Nilüfer bizim için hep kirliydi. Çünkü 1960 yıllarında Bursa Türkiye’nin ilk organize sanayi kenti bölgesi ilan ediliyor. Sonrası da durmadı.
Nilüfer’in yüzde 80’i atık su olarak gidiyor. Çayın şu anki işlevi atık su kanalı. Sanayicinin ve kentin kanalizasyonu.
Fakat aynı Nilüfer Çayı tarımsal sulama amaçlı da kullanılıyor. Ve biz kanalizasyon suyuyla sulanmış tarımsal gıdaları keyifle yiyoruz.
Sağlığımızın ne yönde etkilendiğine ilişkin herhangi bir veri de yok.
Yılmaz Büyükerşen’i Bursa’ya getirmeden nasıl kurtarırız Nilüfer’i?
Çayın amacı, tarımsal sulama kaynağı olacaksa bu kaliteye erişebilecek şekilde deşarj yapılmalı. Deşarj değerlerinin değişmesi yönünde bir niyet varmış. Ama gerçeğe dönüşür mü? Devlet destek verir mi? Sanayiciler buna yatırım yapar mı? Deşarj olmasa ortada Nilüfer Çayı kalır mı?
Zaten ‘Nilüfer’e akan suların başını biz tuttuk’ diyor BUSKİ. İçme, tarımsal ve endüstriyel su için bütün yan kaynaklar kapatılmış. Nilüfer’in suyu bundan dolayı yok.
Bir diğer sorun ise; Nilüfer Çayı’ndaki dip çamuru.
Son beş yıldır konuşulan bir konu da; Nilüfer Çayı’nı kapalı sisteme alma vizyon projesi. Karacabey Boğazı’na kadar yaklaşık 135 kilometrelik bir hat. Bütün OSB’lere ve BUSKİ’ye soruldu ‘katılır mısınız’ diye. Yüksek maliyetli ve denetimi açısından riskli bir proje. Göz görmeyince gönül katlanır mı yani? Neyse ki sanayici parayı düşünmüş de bu maliyetin altına girmek istememiş.
Nilüfer’in kurtulması uluslararası finans kaynağı bulunabilecek bir projeye dönüştürülebilir belki.