20 Temmuz 2026 sabahı Bursa Bölge Adliyesi uzun yıllar konuşulacak davalardan birine ev sahipliği yaptı. İçişleri Bakanlığı kararıyla görevden uzaklaştırılan tutuklu Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in de aralarında bulunduğu 37'si tutuklu, toplam 63 sanığın yargılandığı davanın ilk duruşması başladı.
Aslında duruşmanın saat 08.30'da başlaması planlanıyordu. Daha doğrusu saat 08.30 itibarıyla salona girişlerin başlaması öngörülmüştü, ancak davaya olan yoğun ilgi nedeniyle işler planlandığı gibi ilerlemedi.
Adliye koridorlarında sabahın erken saatlerinden itibaren büyük bir kalabalık oluştu. Salona giriş sırasında zaman zaman gerginlik yaşandı. Güvenlik görevlileri ile içeri girmek isteyenler arasında tartışmalar oldu. Avukatlar, sanık yakınları, basın mensupları ve izleyicilerin yoğunluğu nedeniyle girişler oldukça yavaş ilerledi.
Bu nedenle duruşma ancak saat 09.45'te başlayabildi.
Duruşmanın Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesi salonunda yapılması zaten mümkün değildi. 63 sanıklı, 37 tutuklusu olan böylesine geniş kapsamlı bir davada normal duruşma salonu yetersiz kalacağı için yargılama Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Konferans Salonu'na alındı.
Ancak konferans salonu da beklenen ilgiyi karşılamaya yetmedi. Salonun büyük bölümü sanık aileleri, avukatlar ve davanın tarafları ile doldu. Basın mensupları ve izleyiciler için ayrılan alan ise oldukça sınırlı kaldı.
Kimlik tespitinde dikkat çeken tablo
Duruşma, tüm davalarda olduğu gibi sanıkların kimlik tespitleriyle başladı. Bunlar içinde dikkat çekici beyanlar vardı.
Ortaokul ya da lise mezunu olduğunu söyleyen bazı sanıklar (müteahhitler) aylık gelirlerini 300 bin lira olarak açıkladılar.
Benim en çok dikkatimi çeken isimlerden biri Necati Çelebi oldu.
AS TV'nin sahibi olan Çelebi, Mahkeme Başkanının "Aylık geliriniz?" sorusuna: "400 bin lira." cevabını verdi.
Bugün AS TV'de kullanılan tek bir profesyonel yayın ekipmanının fiyatı bile 400 bin lirayı aşabiliyor. Böylesine büyük bir medya kuruluşunun sahibinin aylık gelirini yalnızca 400 bin lira olarak açıklaması ister istemez dikkat çekiyor.
"İşsizim, gelirim yok"
Bir başka dikkat çeken isim ise Ahmet Ateş'ti. Mahkeme Başkanının sorusuna oldukça kısa cevap verdi.
Mesleği? "İşsiz."
Aylık geliri? "Gelirim yok."
Kentte yükselen Atış Yapı blokları düşünüldüğünde bu cevap düşündürücüydü.
Emin Adanur'un beyanı
Davanın en önemli isimlerinden biri olan Emin Adanur ise mesleğini "sosyal medya" olarak ifade etti. Mahkeme başkanının tepkisi "Sosyal medya ne? Serbest meslek de." demek oldu.
Aylık gelirini ise 300 bin lira olarak açıkladı. Doğrusunu söylemek gerekirse, sosyal medyadan aylık 300 bin lira kazanmak müthişmiş!
Madem sosyal medyadan ayda 300 bin lira kazanılıyor, keşke bu gelirin bir kısmı da kendisinden alacaklı olduğunu söyleyen vatandaşların mağduriyetini gidermek için kullanılsa.
Faruk Bakgör ve Ersan Şen detayı
Bir diğer dikkat çekici isim ise Faruk Bakgör'dü.
Lise mezunu olduğunu söyleyen Bakgör, aylık gelirini 100 bin lira olarak açıkladı.
Ancak burada asıl dikkatimi çeken nokta başka bir ayrıntıydı. Bakgör'ün müdafiliğini Türkiye'nin en tanınmış ceza avukatlarından Prof. Dr. Ersan Şen üstlenmişti.
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:
Ersan Şen gibi Türkiye'nin en bilinen hukukçularından birinin vekâlet ücretinin yanında aylık 100 bin liralık gelir ne kadar anlam ifade ediyor?
İlk talepler
Kimlik tespitlerinin tamamlanmasının ardından mahkeme müdafi avukatların taleplerini almaya başladı. Bursa 19. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen ve Turgay Erdem'in de yargılandığı dava ile bu dosyanın birleştirilmesi yönündeki talebi, mahkeme reddetti. Gerekçe ise iki dosyanın ayrı yürütülmesinin yargılamada herhangi bir sorun oluşturmayacağı yönündeydi.
Mahkeme Başkanının ilk gün verdiği iki mesaj
Duruşmanın ilk saatlerinde Mahkeme Başkanının özellikle önem verdiği iki konu dikkat çekiyordu.
Birincisi...
Kim konuşuyorsa sözünün kesilmesine kesinlikle izin vermedi.
İster avukat olsun ister sanık...
Bir kişi konuşurken diğerlerinin araya girmesine izin vermedi ve her seferinde uyarıda bulundu.
İkinci konu ise duruşma disiplinine ilişkindi.
İlk uyarı, Turgay Erdem'in avukatı Deniz Baykal'a geldi.
Baykal konuşurken elindeki kâğıtlarla sürekli jest yapıyor, zaman zaman mahkeme heyetine doğru işaret eder şekilde konuşuyordu.
Mahkeme Başkanı bunu doğru bulmadığını belirterek Baykal'ı uyardı.
Benzer bir uyarı daha sonra Prof. Dr. Ersan Şen'e de yapıldı.
Mahkeme Başkanı, hitap biçimi ve beden dili konusunda (parmak sallar gibi) duruşma düzenine dikkat edilmesi gerektiğini açık şekilde ortaya koydu.
İlk savunma Bozbey'den
İddianamede yer alan isimlerin sırasına göre savunmalar alınmaya başlandı.
İlk sırada Mustafa Bozbey vardı.
Böylece gün boyunca yalnızca Mustafa Bozbey'in savunması alındı.
Sakallarını kesmemişti. Bembeyaz olmuş sakalları, beyaz saçlarıyla birleşmişti. Kafasının ortasındaki hafif kelliği görünüyordu arkadan savunma yaparken.
Sakallarını 'bilinçli' olarak uzatmıştı. Çünkü savunmasının neredeyse her bölümünde tutukluluk süresine vurgu yaptı.
"111 gündür tutukluyum."
Bu cümleyi defalarca kullandı.
Hatta duruşmanın yapıldığı gün itibarıyla tutukluluğunun 112. güne girdiğini de özellikle hatırlattı.
"Dört gün boyunca..." dedi. Sesi titredi.
"Ben duygusal bir insanım." diyerek yeniden konuşmaya başladı.
Emniyette geçen dört gün... Bozbey, gözaltında kaldığı dört gün boyunca yaklaşık 20 saat ifade vermişti.
111 gündür cezaevinde... Emniyet personeline ve cezaevi personeline özellikle teşekkür etti.
"Mustafa Bozbey kimdir?" diyerek hayat hikâyesini anlatmaya başladı.
Çiçekçilik yaparak okuyan bir mühendis
Doğumundan başlayarak eğitim hayatını anlattı. Üniversiteye hazırlanırken çiçekçilik yaptığını, hatta üniversite eğitimini de çiçekçilik yaparak tamamladığını belirtti.
"Durmadan çiçekçide çalışıyordum." ifadesini özellikle kullandı.
Yedi yıl sonra ilk kez...
Ağlamaya başladı... Tam yedi yıl sonra ilk kez ailesiyle aynı bayram sofrasına oturabildiğini söyledi. Sesi yine titredi.
"Aradan geçen 41 yıl sonra uğradığım bu haksızlıklar yüzünden bugün de ailemle bayram sofrasına oturamadım."
Bu cümleyi söylerken yeniden gözyaşlarını tutamadı.
Üniversitede kalması için öğretim üyelerinden teklif aldığını ancak akademisyen olmak yerine kendi hayalini gerçekleştirmek istediğini söyledi. Hayali kendi şirketini kurmaktı. 1996 yılında Bozbey İnşaat Turizm şirketini kurduğunu anlattı.
O yıllarda birçok konut projesine imza attığını söyledi. Saygınkent başta olmak üzere Bursa'nın birçok bölgesindeki projelerden bahsetti. 1996 yılında Türkiye'de henüz kullanılmayan bazı yapı teknolojilerini araştırmak amacıyla İtalya'ya gittiğini, oradan malzeme getirerek uyguladığını anlattı.
"1999'da belediye başkanı oldum"
1999 yılında Nilüfer Belediye Başkanı seçildiğini hatırlattı.
Belediye başkanı olduktan sonra şirketini aile bireylerine devrettiğini, şirket yönetiminin tamamen aile içerisinde devam ettiğini ifade etti.
Nilüfer Belediye Başkanlığı dönemini anlatırken eğitim, sağlık, sosyal belediyecilik ve kentleşme çalışmalarından uzun uzun söz etti.
En önemli hedeflerinden birinin "Nilüfer'i Bursa'nın merkezi haline getirmek" olduğunu ve bunu da başardığını söyledi.
İddianamede yer alan Nilvak Vakfı ile ilgili suçlamalara da ayrıntılı şekilde değindi. Vakfın kuruluş amacının belediye çalışanlarının sosyal haklarını güçlendirmek olduğunu anlattı. Öğrencilere burs verildiğini söyledi.
Burs sayısını artırabilmek amacıyla vakfın gelir getirici projeler, (araba pazarlama, kreş, özel okul gibi) geliştirdiğini anlattı.
"Ben çok kalp kazandım"
"Ben çok kalp kazandım." dedi. 31 Mart seçimlerinde Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesini de buna bağladı.
Sürekli vatandaşın içinde olduğunu, her kesimle iletişim kurduğunu, insanları ayırmadığını, siyaseti sokakta yaptığını anlattı.
Belediye başkanlığı yaptığı tüm yıllar boyunca önceliğinin kamu yararı olduğunu söyledi.
Uzun yıllar belediyeye ait makam araçlarını bile kullanmadığını, kendi arabasını kullandığını söyledi.
Gözaltı sabahını anlatırken...
31 Mart 2026 sabahını anlatmaya başladı.
Tam konuşurken yine sustu. Sesi titredi.
Ardından şu cümleyi kurdu: "Eşim, kızım ve kardeşimle birlikte gözaltına alındım."
Bir kez daha 111 günlük tutukluluğunu hatırlattı.
Sonra ise şunları söyledi: "Ömrümü paylaştığım sevgili eşimden, canım kızlarımdan, ailemden, torunlarımdan ve özgürlüğümden koparıldım, tutsak edildim."
Bu cümleleri kurarken yeniden gözyaşlarını tutamadı.
Bir kent yöneticisi olarak savcılık makamı kendisini ifadeye çağırmış olsaydı zaten gidip ifade vereceğini belirtti. Tutuklanmasının gereksiz olduğunu savundu.
Savunmasının ilerleyen bölümlerinde ise hem mal varlığına ilişkin iddialara hem de "örgüt kurma", "tek imza", Nilvak, Seres şirketi, Emin Adanur ve iddianamede yer alan 30 olaya ilişkin suçlamalara tek tek yanıt verdi.