Bursa Su Kolektifi olarak suyun ne durumda olduğunu anlamak için Uludağ’ın eteklerindeki Kestel ilçesine bağlı köyleri ziyaret etmeye devam ediyoruz. Lütfiye, Şevketiye ve Kozluören köylülerini dinliyoruz.
Osmanlı’nın köyleri, Bulgaristan ve Yunanistan’dan göçle gelen insanların kurduğu köylerde, böğürtlen ve ahududu üretimi ağırlıkta. Öyle ki bu bölge Türkiye’de böğürtlen ve ahududu üretiminin yüzde 90’ını karşılıyor. Fakat bu ürünlerin suya çok ihtiyacı var. Oysa su kaynaklarında su yok. “Su yoksa ahududu, böğürtlen de yetişmez” diyorlar. Su yoksa üretim de bitecek. Uludağ eteklerinden gelen kar sularının erimesiyle sular Haziran’da bitiyormuş. Şirketler Uludağ’ın başını tutarken altta kalan köyler birbirleriyle kavga ediyorlarmış su için.
Köylülerin çoğu damlama sulamaya geçmiş ama bu köylerin bir de 1986’dan beri yapılamayan ‘patlak gölet’ hikayesi var. Köylüler anlatsın.
İlk mühendis ‘su tutmaz’ demiş
1893’te Bulgaristan’dan gelenlerce kurulmuş Lütfiye Köyü. Lütfiye, Şevketiye, Ümitalan, Kazancı köylerinin su kaynağını zamanında imece usulü köylere getirmişler. Büyükşehir yasasına kadar köylüler suyu ücretsiz kullanıyormuş. Büyükşehir yasasıyla birlikte saat takılınca köylüler BUSKİ’ye para ödemeye başlamış. 250 haneye bir de 250 hane daha dışarıdan gelince o su da yetmez olmuş. Susuzlukla mücadele eden köylüler de şikayetçi; dışarıdan gelenlerin çeşmeden bahçe-bostan sulamalarına. “Sen bahçeni suluyorsun, köylü elini yüzünü yıkamaya su bulamıyor.” Gece geziyormuş köylü suyu kimin tükettiğini anlamak için.
“Baraj olsaydı belki bu kadar sıkıntı olmazdı” diyorlar. Çevredeki 4 köyün kullanması için Sayfiye Köyü sınırında 1986 yılında bir baraj yapılmaya çalışılmış Devlet Su İşleri’nce ama ilk gelen mühendis “su tutmaz” demiş. Baraj su tutmuyor da yıllarca barajın yapımı için milyonlar harcanmış. “3-4 tane gölet yapılır o parayla.” Su olmayınca köylüler, böğürtlen ve ahududunu sulamayı azaltmış bu sene.
“Bir litre deyip 5-10 litre alıyorlar”
Uludağ’daki kar örtüsünün yüzde 50 civarında azalmasının sonucunda dağdan gelen su kaynakları da kurumuş. Su şirketlerinin kullandığı su için, “Bir litre anlaşıyor, alıyor 5 litre, 10 litre” diyorlar. Fabrikaların girişine saat konulursa sorun çözülür mü? Su şirketleri için başka bir iddia; kaçak hatlarının olması. Yeraltından su çekiyorlar, suyu temizleyip, kaynak suyla karıştırıp eklemeler yapıp kaynak suyu diye satıyorlar.
“Kaynakları fabrikalar zapt etti çoğunu. Alaçam’dan Erikli’ye gidiyor. Birbirimizle kavga ediyoruz. O suluyor, ben sulayamıyorum, su gelmiyor. Su da az. Kavgalar büyüyor. Domates, biber kavgadan ekemiyoruz. Su olmadığı için böğürtlene ağırlık veremiyoruz.”
Köydeki susuzluğa karşı, Aksu’ya sulama ve içme suyu için bir gölet yapılması planlanıyor. Ağustos ayında ihaleye çıkan gölet için sondaj ve etüt çalışmaları devam ediyormuş.
Köylerde sular temiz değil, damlamalar tıkanıyor
Köyler, çoğunlukla damlama sulamaya geçmiş. Damlama su, vahşi denilen tarımsal sulamayı sona erdirerek doğru uygulandığında yüzde 70 su tasarrufu sağlayabiliyor. Fakat temiz su olması lazım. Lütfiye’de su göleti hizmete girmediği için köye temiz su gelmiyor. Damlamalar tıkanıyor. Filtre de kurtarmıyor. Damlama sulamada, belediyenin bu köye pek desteği olmamış. Köylüler, 5-6 kilometre borulara 900 bin lira ödemişler. Ancak Devlet Su İşleri, başka bir gölet için maddiyat sağlamış. Mart ayında göletin yapımına başlanacakmış.

Kaçak sondajlar suları kurutuyor
Şevketiye’deyiz. “Suyun başındayız su yok. Bir göletimiz var, o da patlak” diyen köylüleri dinliyoruz. “Dua ediyoruz, kar, yağmur yağsın” diye devam ediyorlar. Geçen sene bu köye 26 Kasım’da kar yağmış ama bu sene kar yok. Su kaynaklarında, derelerde her sene gittikçe azaldığını gözlemliyorlar. “Kaynak suları kurudu” diye ekliyorlar.
Su şirketlerinin sadece yüzde 4 su kullandığına köylüler inanmıyor: “Öyle şey olur mu? Burada vatandaş susuzluk çekerken onlar bireysel olarak zenginleşiyorlar. Su ve hava vatandaşındır, kimsenin tekelinde olmaması lazım.”
Kaçak sondaj da vuruyormuş çoğu kişi. Bu sondajlar da hayvanların su içtiği yalakları bile kurutuyormuş.
“Bir boyahanenin bir günde kullandığı suyu belki 20 köy kullanır”
Barakfakih, Narlıdere’nin suyunu fabrikalar bitirmiş: “Bu boyahanelerin Türkiye’yi terk etmesi lazım. Bir boyahanenin bir günde kullandığı suyu belki 20 köy kullanır. Bir de yan sondaj vuruyor ‘köstebek’ denilen makineyle.”
Ovada yetişen ürünlerin sağlıklı olmadığını da söylüyorlar: “Boyahaneden çıkan su ile suluyor. Bitki içinde kimyasal barındırıyor.”
Bu köyde de herkes damlama sulamaya geçmiş. Yapımı 40 yıl süren ‘patlak gölet’in ihalesi yeni olmuş, beton donatılmış, üzerine de membran dökülecek. (membran: suyun geçişini engelleyen izolasyon materyali)
Bu köyde de su nedeniyle diğer köylülerle çatışma yaşanıyor: “Olmayan bir şeyin kavgasını yapıyoruz. Bana göleti yaparsa dereden de öbür köye gidecek su. Paylaşacağız.”
Su yok, üretim bitiyor
Gelecek için söyledikleri ise daha vahimdi köylülerin: “Parayı bulan araziyi satıyor. Köyün arazisinde evden geçilmeyecek. En çok lazım olduğu zaman su bitiyor. Bin ton çıkaracağın yerde 50 tonda kalıyorsun. 2 bin 500 dönüm arazi var, 300 dönüm ancak işleniyor. Su olsa, üretim olsa gençler de gelir.”

Su kolaya satılmış, su kalitesi kötü çıkınca köylüye kalmış
Kozluören’deyiz. Tarımsal sulama için dereden gelen suyu, Şevketiye ve Sayfiye köyleriyle birlikte kullanıyorlar. “Suyu mücadele ile getiriyoruz” diyerek söze başlıyorlar. “Sayfiye köyünün arazisinde kalan bir su kaynağımız var. Bize oradan geliyor. O su olmazsa üç köy birbirimizi resmen yiyeceğiz.” Bu köyün deresine akan Demirci Kanalı denilen bir pınar varmış. O pınarı 6-7 yıl önce kolaya satmışlar. Tahlillerde su verimsiz çıkınca kola bırakmış suyu. “O su olmazsa… Sana soran yok ihtiyacın var mı diye. Allah’tan su tahlili iyi çıkmadı da bıraktı.”
Sultan Su köylünün suyuna göz dikmiş
3 yıl önce Sultan Su’yun yaptığı kaçak deşarjı da yakalamış köylüler tesadüfen. Dereden gelen suya kaçak boru döşemiş şirket, suyu aldığı kaynağa takviye yapmış. Şirkete yakalandığı bilgisi gidince kaçak bağladıkları boruyu kaldırmışlar.
AKP döneminde BUSKİ’nin beceriksizliği
Patlak gölet ile ilgili: “Şevketiye’ye DSİ’nin yapmış olduğu bir baraj var. Ol demiş birisi, olmuş. Buraya baraj olur mu diye düşünmeden yapmışlar.”
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, 2025 yılı değerlendirme toplantısında BUSKİ’nin borcunu açıklarken “Beceriksizliğin faturası bunlar” dedi. Bozbey’in dediği gibi bir beceriksizlik hikayesi de Kozluören’de dinledik. AKP’li Alinur Aktaş döneminde BUSKİ tarafından gölet şeklinde bir yer yapılmaya çalışılmış:
“30 metre derinlikteki suyu alıp drenaja verseler belki takviye olacaktı ama zemin etüdünü düzgün yapmamışlar. Bunlar, tepede bir alandan toprak aldılar, oraya yığdılar. İki yıl boyunca toprak taşıdılar. O kadar toprağı yığdı, altta su var, baskıdan dolayı zemin oynuyor şimdi. Kullandıkları membran da en kaliteli membranmış. Onca masraf yapıldı.”
Alttaki suyun üstüne toprak yığarak gölet yapmak akıl karı mı?