SON DAKİKA
Hava Durumu

Kayışoğlu anlatıyor: Her seçimde devreye giren el!

Yazının Giriş Tarihi: 22.06.2026 01:49
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.06.2026 18:59

Türkiye siyasetinde bazı dönemler vardır ki yaşananlar yalnızca günlük siyasi tartışmaların konusu değil, yönetim şeklinin, demokrasinin ve hukukun geleceğine dair daha büyük soruların parçasıdır. Son zamanlarda yaşananlar tam da böyle bir döneme işaret ediyor.

Bursaport Genel Yayın Yönetmeni, Gazeteci Zafer Opsar, mutlak butlan yönetiminin partiden ihraç ettiği, fakat halkın gönlünde Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili olan Nurhayat Altaca Kayışoğlu ile kayda değer bir "söyleşiye imza attı. Kayışoğlu'nun açıklamaları, yalnızca kendisine yönelik ihraç sürecine ya da parti içi tartışmalara ilişkin değerlendirmelerden ibaret değil. Bu açıklamalar, Türkiye'de siyasetin nasıl şekillendirildiğine, muhalefetin nasıl baskı altına alınmaya çalışıldığına ve demokrasi mücadelesinin hangi koşullarda sürdürüldüğüne dair önemli ipuçları veriyor.

Hukukta soyut suçlama olmaz

Kayışoğlu'nun en dikkat çekici vurgularından biri, hakkında ortaya atılan iddiaların somut delillerden yoksun olması. Hukukun en temel ilkesi açıktır: Bir kişiye ceza verilecekse, bu ceza somut fiillere ve kanıtlara dayanmalıdır. "Disipline aykırı eylemler" gibi muğlak ifadelerle yürütülen süreçler, hukuk devleti anlayışını değil, keyfiliği çağrıştırır.

Kayışoğlu, kendisine atılan iftiralarla ilgili net bir yanıt da verdi:

“Benimle ilgili bu iddiayı ileri süren Bursa'nın bildiği dolandırıcı, insanların hakkında hiç iyi şeyler düşünmediği birisi. Diyor ki, ‘Ben Mudanya Belediye Başkanı'ndan ev almışım, onu Belediye Başkanı yapmışım.’ Topraktan ev alma tarihi 2016-2017 yılları. Evi satmışım. Tapu kayıtları ortada, MASAK incelemiştir muhtemelen. Kurultay ne zaman oldu? 2023. Kaç yıl önce almışım ben evi. Bu arada Mudanya Belediye Başkanımız o sırada partiye üye değil. Kurultay Kasım 2023, Mudanya Belediye Başkanımızın partiye üyeliği Aralık 2023. Kurultaydan sonra yani. Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Anketlere göre; Türkiye çapında en olumsuz çıkan ilçelerden birisi Mudanya. Dolayısıyla yeni bir aday gerekiyordu. Bugün o Belediye Başkanımız maaş almıyor, kendi aracını kullanıyor. Böyle insanlara iftira atan insanlar, insanlardan para toplayıp ‘ilçeye araba alacağım’ deyip karısının adına araba alan bir kişi. Kayyumun hareket ettiği insanları dolandıran, iftira atılanlarsa devletin, kamunun yararını düşünen. Önce etraflarındaki insanlardan, bize iftira atan insanlardan aransınlar.”

Son on kılın kırılma noktaları

Ancak mesele yalnızca bir ihraç süreci değil. Kayışoğlu'nun sözlerinde öne çıkan asıl nokta, siyasi operasyonların sistematik hale geldiği yönündeki değerlendirmesi. Ona göre amaç yalnızca belirli isimleri hedef almak değil; muhalefeti etkisizleştirmek, toplumda korku yaratmak ve iktidarın devamlılığını sağlamak.

Türkiye'nin son on yılına bakıldığında bu değerlendirmeyi destekleyen çok sayıda örnek görmek mümkün. 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra yaşanan süreç, ardından gelen çatışmalı ortam, Selahattin Demirtaş’ın tutuklanması, OHAL dönemi, referandum süreci, muhalif siyasetçilere yönelik operasyonlar ve son olarak Ekrem İmamoğlu üzerinden yürütülen siyasi baskılar... Her kritik dönemeçte demokrasiyi genişletecek değil, daraltacak adımların öne çıktığı görülüyor.

Zafer Opsar'ın söyleşide dile getirdiği "Ortadoğululaşma" tespiti de üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Bu projeyi hayata geçirecek Türkiye’nin içerisindeki dinamikler kimler? İktidarın sessizliği, iktidarın ortağı Devlet Bahçeli, İmralı’daki Abdullah Öcalan ve dördüncü olarak da mutlak butlan kararı ile Kemal Kılıçdaroğlu.

Her seçimde devreye giren el

Çünkü mesele yalnızca seçim kazanmak ya da kaybetmek değil; Türkiye'nin nasıl bir devlet yapısıyla yoluna devam edeceği. Kurallarla yönetilen demokratik bir Cumhuriyet mi, yoksa kişilere bağlı, kurumların etkisizleştiği bir yönetim modeli mi?

“Her seçimde bir düşman yaratıldığını, birilerinin AKP’nin yanına çekildiğini gördüm” diyen Kayışoğlu, Muş’ta kendisine anlatılan bir alıntı yapıyor. Muş'ta herkes ‘Hayır’ demesine rağmen Vali herkesi tehdit ediyor; imamı, öğretmeni, muhtarı. “Eğer ‘Evet’ çıkmazsa sizi alacağım, kayyum atayacağım, terörist ilan edeceğim, sizi tutuklayacağım” diyor. Yüzde 80'lere varan muhalif oy varken referandumda yüzde 54 çıkıyor. Meclis’te dokunulmazlıklar için “Anayasa’ya aykırı ama evet diyeceğiz” diyen de Kılıçdaroğlu’ydu.

Kayışoğlu, “Erdoğan’ın düşmek üzere olduğu her seçimde bir el devreye giriyor, o el ya Kılıçdaroğlu ya Bahçeli ya İmralı oluyor” diyor.

Örgütlü halk yenilmez

Kayışoğlu'nun düşüncesinin merkezinde ise "örgütlü halk" fikri bulunuyor. Şöyle diyor Kayışoğlu; “Örgütlü bir gücü, örgütlü bir halkı hiç kimse yenemez.”

Tarih gösteriyor ki hiçbir iktidar, yalnızca baskı araçlarıyla sonsuza kadar ayakta kalamaz. Toplumun adalet duygusu, seçme ve seçilme hakkına sahip çıkma iradesi ve demokrasi talebi, en güçlü siyasi mühendislik projelerinden bile daha kalıcı.

Bugün Türkiye'de yaşanan mücadele yalnızca siyasi partiler arasındaki bir rekabet değil. Bu mücadele; hukukun üstünlüğü ile keyfilik arasında, demokratik temsil ile vesayet arasında, halk iradesi ile saray iradesi arasında da yaşanıyor.

Belki de bu yüzden iktidarın en büyük korkusu, muhalefetin liderleri değil; örgütlü, bilinçli ve hakkına sahip çıkan bir toplumdur.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.