Çocuğunuzun ‘ticari mal’ olarak görülmesini ister miydiniz?
Üzgünüm, ama eğitim sisteminde özel okullarda olan çocuklar bir öğrenci değil, birer ‘ticari mal’ oluyorlar.
Ortaokul öğrencileri Almanca sınavındalar. Bir öğrenci sınavın başından itibaren pencereden boş olan bahçeye bakıyor sürekli. Sınav kağıdında sadece isim var, kâğıda hiç bakılmamış. Türkçe konuşmak yasak olduğu için Almanca uyarılıyor öğrenci. “Ne aval aval dışarıyı izliyorsun, yap şu sınavı, uğraştıracaksın beni” diye de söyleniyorum içimden.
Sınav bitiyor, kâğıt boş. Yandık, uğraşacağız mecbur.
Branş sorumlusuna söylüyorum. “Tekrar sınav yap” diyor mecbur. 70’den aşağı not veremiyoruz çünkü. Ama ben öğretmen olma hakkımı kullanıp bu bireye “sıfır” vermek istiyorum. Çünkü sınavdan önce sınav kağıdına bire bir benzer sorular çözülmüş, ne çıkacağı belli olan bir sınava çalışılmamış, sınav kağıdına bakmak yerine dışarısı seyredilmiş. Gel de bu öğrenciye not ver!
70’den aşağı not alan öğrenciler tekrar sınav oluyor, aynı sınav kağıdıyla. Yine düşük alan var. Okulun tecrübeli bir öğretmeni “Hocam, kendin değiştir, yükselt” diyor, “Çok uğraşırsın” diyor.
Tek tek sınav sorularının cevaplarını birey yerine düzeltip, puanı en az 70 olacak şekilde ayarlanıyor. Alkışlayın, bireyin bütün notları en az 70.
Yaşandı bu olay. 2021 yılında Türkiye’nin hemen hemen her şehrinde şubesi olan Bahçeşehir Koleji’nde. 70’den aşağı not verilemezdi çünkü aile o notun parasını çoktan ödemişti.
Okul idaresi, veli, Milli Eğitim ve (mecburi) öğretmen dörtlüsü eşliğinde özel okula verecek maddi güce sahip olmayan bir öğrencinin hakkına giriliyor!
Çocuğunu Şahinkaya Okulları’na gönderen her veli bilir ki; bir okul puanı için alınan notlar vardır, bir de hiçbir zaman sisteme işlemeyen notlar. Öğrenci, notunu bilecekmiş böylelikle!
Bir başka okulda, veliye çocuğunun düşük not aldığını, tembel olduğunu anlatmaya çalışıyordum. Formasyonu Kıbrıs’tan parayla alan Müdüre Hanım, beni kenara çekip, “Hocam, veliye öyle söylemiyoruz” deyiverdi.
- “Ne diyoruz veliye?”
- “Çocuğunuz başarılı ama daha çok çalışması lazım.”
Ben öğretmen olma hakkımı kullanıp veliye, “Bu çocuk olmamış. Çalışmıyor. Böyle giderse bu çocuk başınıza kalır” demek istiyorum. Diyemiyorum çünkü ebeveynleri çoktan bunun için ödemelerini yapmış.
Hormonlu notlar, yeni değil.
O sırada öğretmenler asgari ücrete çalışmaktaydı. Mantar gibi çoğalan özel okul furyasında, öğretmenlerin asgari ücretle, tazminatsız çıkarılmasıyla, istifaya zorlanmasıyla, yaz maaşlarını alamamasıyla hakları gasp edilirken, parayla satılan notlarla sonuç; kalitesiz bir eğitim.
Bugün olduğu gibi…
Bir de hayalet sınıflarımız var artık. Genelde 12. sınıf öğrencileri için özel okullarda oluşturulan sınıflar. Öğrenci kayıtlı. Yoklamada var. Sistemde aktif. Ama gerçekte okulda değil.
Devamsızlığa karşı oluşturulan bir yöntemle öğrenci, zamanını üniversite sınavına hazırlık kurslarında veya bireysel ders çalışarak geçiriyor.
Hayalet sınıfları yaratan, birkaç okulun açgözlülüğü ya da bazı velilerin sınav kaygısı değil; yıllardır öğrencileri okul ile üniversite sınavı arasında seçim yapmaya zorlayan sistemin kendisi. Çünkü bireyin geleceğini bütün bir okul hayatı değil, birkaç saatlik merkezi sınav belirliyor.
Okul, eğitim verilen bir kurum değil, diploma alınan bir adres oluyor.
Sadece okullarda denetimleri artırarak sorunun çözüleceğini düşünmek, ateşi termometreyi kırarak düşürmeye benziyor.
Neden binlerce öğrenci okuldan çok dershaneye güven duyuyor? Bir eğitim sistemi, öğrencisini kendi okulundan kaçırıyorsa ve Bakanlık bunu görmezden geliyorsa…
Mesele hayalet sınıfların hayalet eğitimin ürünü olmasıdır.
Mesele sınıfların hayalet olması değil, eğitim sisteminin giderek öğrencilerin gözünde görünmez hale gelmesidir.