Bayramda köyler canlanır. Gurbette yaşayanlar memleketlerine döner, evler dolar taşar. Orhaneli'nin Firuz Mahallesi de Kurban Bayramı'nda aynı tabloyu yaşamıştı. Normalde yaklaşık 100 kişinin yaşadığı mahallede nüfus, bayram için gelen misafirlerle birlikte 350-400 kişiye ulaşmıştı.
Ancak 29 Mayıs’ta dışarıdan gelen misafirlerinde olduğu 55 kişi zehirlenme şüphesiyle hastanelere başvurmuştu. Mide bulantısı ve kusma şikayetleri…
İlk akla gelen ihtimal içme suyuydu. Firuz Mahallesi Muhtarı Ramazan Közkurt da olayın su kaynaklı olabileceği yönünde şüphe bulunduğunu açıklamıştı.
Bunun üzerine Bursa Su Kolektifi, BUSKİ'ye bilgi edinme başvurusunda bulundu. Gelen yanıt ise dikkat çekiciydi.
BUSKİ, ekiplerin mahallede inceleme yaptığını, şebekeden alınan su numunelerinin analiz edildiğini ve bakteriyolojik açıdan herhangi bir olumsuzluğa rastlanmadığını belirtti. Açıklamada, "Şebekemizin suyu temizdir" denildi.
Peki su temizse, 55 kişi neden aynı belirtilerle hastanelik oldu?
Bu sorunun hâlâ net bir cevabı yok.
İlk akla gelen ikinci ihtimal, toplu tüketilen bir gıda oldu. Ancak köyde herhangi bir düğün, hayır yemeği yapılmamış ya da ortak tüketilen bir gıdadan kaynaklanan zehirlenmeye ilişkin bulguya ulaşılamamış.
Köylülerle yapılan görüşmeler ise olayın başka bir yönünü ortaya koyuyor.
Anlatılanlara göre köyün su deposu tamamen boşaltılmış, BUSKİ ekipleri depoyu yeniden doldurmuş ve suya yüksek miktarda klor uygulanmış. Daha da dikkat çekici olan ise köylülerin yıllardır şebeke suyunu içme suyu olarak kullanmıyor olması. İçmek için Bursa merkezden hazır su getiriyorlarmış. Şebeke suyunu ise yalnızca yemek yapmakta, bulaşıkta ve temizlikte kullanıyorlarmış.
Eğer su temizse zehirlenmenin kaynağı nedir? Eğer gıda değilse ortak etken ne olmuştur? Kamuoyu bu soruların yanıtını öğrenmeyi hak ediyor.
Bir köy halkı kendi şebeke suyunu içmiyorsa, bunun nedeni gerçekten araştırılıyor mu?
Firuz Mahallesi'nde yaşanan olay bize bir gerçeği daha hatırlattı.
Türkiye'de köyler çoğu zaman seçim dönemlerinde hatırlanıyor. Yol, asfalt, meydan düzenlemesi ve çeşitli yatırımlar konuşuluyor. Oysa günlük yaşamın en temel hakkı olan güvenli içme suyu çoğu zaman gündemin dışında kalıyor. Düzenli analizlerin yapılıp yapılmadığını vatandaş bilmiyor. Çoğu zaman laboratuvar sonuçları ancak insanlar hastanelere kaldırıldıktan sonra kamuoyuna açıklanıyor.
Oysa kamu yönetiminin görevi kriz yaşandıktan sonra müdahale etmek değil, o krizin hiç yaşanmamasını sağlamaktır.
Firuz Mahallesi'nde yaşananlar belki tek bir köyün hikâyesi gibi görülebilir. Oysa mesele bundan çok daha büyüktür. Sorun, kırsal altyapının görünmez hale gelmesidir. Büyükşehirlerin vitrin projeleri konuşulurken, köylerde içme suyunun güvenliği çoğu zaman kamuoyunun gündemine bile giremiyor.