Bursa Bölge Adliye Mahkemesi'nde görülen Mustafa Bozbey'in de yargılandığı Bursa'nın tarihi davasında aldığımız duyumlara göre...
Duyumlara göre demek gazetecilik etiği açısından ne kadar doğru bilemiyorum. Gazetecilik açısından ideal olan; duyuma değil, gözleme ve belgeye dayalı habercilik yapmaktır. Ancak bilgiye erişimin sınırlandırıldığı bir ortamda kamuoyunu tamamen karanlıkta bırakmak da doğru değildir. Bu yüzden doğrulanamayan hiçbir bilgiyi kesinmiş gibi aktarmadan, duyum olduğunu açıkça belirterek paylaşmak durumunda kalıyorum.
Ama işimizi yapmamıza engel olan mahkeme başkanının verdiği karar nedeniyle sadece aldığımız duyumları aktarabiliyoruz. Maalesef ki bu süreçte dikkat çeken başka bir eksiklik de; gazetecilerin haber takip etme hakkını ilgilendiren bu uygulamaya karşı Bursa'da güçlü bir basın dayanışmasının ortaya çıkmaması. Kınayan herhangi bir basın örgütü dayanışması da olmadığı için ben tek başıma kınamakla yetineyim.
Duyumlara göre mahkeme heyeti, 28 Temmuz Salı günü sanık savunmalarını büyük ölçüde tamamlamayı hedefledi. 29 Temmuz Çarşamba günü ise davanın en dikkat çeken isimlerinden Emin Adanur'un savunmasının alınmasının planlandığı konuşuluyor.
Mahkeme başkanının Cuma günü ara kararını açıklayacağını söylediği belirtiliyor. Aynı gün, Bursa 19. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dosyayla bu davanın birleştirilip birleştirilmeyeceğine ilişkin kararın da açıklanmasının beklendiği ifade ediliyor.
Dosyada 41 tanığın bulunduğu biliniyor. Ancak ara kararın bu hafta açıklanacak olması nedeniyle tanıkların tamamının bu celsede dinlenmesinin zaman açısından mümkün olmayabileceği değerlendiriliyor.
Duruşmada dikkat çeken savunmalardan birini de Faruk Bakgör'ün avukatlığını üstlenen Prof. Dr. Ersan Şen'in yaptığı ifade ediliyor. Şen'in özellikle iddianamede tartışılan "tek imza" meselesi üzerinde durduğu, belediyecilik ve imar mevzuatı çerçevesinde tek imzanın tek başına suçun delili olarak değerlendirilemeyeceğini savunduğu belirtiliyor.
Savunmaların sıralamasına ilişkin edinilen bilgilere göre Yusuf Bakgör, Ferhat Bakgör, Zafer Rızvanoğlu, Yusuf Berat Rızvanoğlu, Alpiş İnşaat sahibi Sertaç Karaalp ve Turgay Erdem'in eşi Zeynep Terzioğlu Erdem'in de savunmalarını tamamladığı tahmin ediliyor.
İddianamede 62 ayrı olay yer alıyor. Geri kalan sanıkların önemli bir bölümünün bu olaylardan yalnızca bir veya ikisiyle ilişkilendirildiği biliniyor. Bu nedenle savunmaların nispeten kısa sürdüğü ve mahkemenin bu bölümü hızlı ilerlettiği değerlendiriliyor.
Davanın en dikkat çekici aşamalarından biri ise hiç kuşkusuz Emin Adanur'un savunması. Çünkü kamuoyunda iddianamenin oluşmasına katkı sağlayan isim olarak bilinen Adanur, aynı dosyada "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak" suçlamasıyla yargılanıyor. Adanur'un diğer sanıklar üzerinde nasıl savunma yaptığı aylar öncesinden sosyal medya üzerinden yayınladığı paylaşımlardan ve konuşmalardan tahmin edilebilir. Fakat sosyal medya üzerinden Mustafa Bozbey'i başa iliştirerek oluşturduğu ve yayınladığı örgüt şemasında, bu suçlamaya yönelik örgüt üyesi olarak kendini nerede görüyor?
Savunmasında bu çelişkiye ilişkin nasıl bir açıklama yaptığını merak ediyorum.
Siyaset cephesinde ise hareketlilik sürüyor.
Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrılarak yeni oluşuma katılacak isimlere ilişkin süreç netleşmeye başladı. Çarşamba günü ilçe örgütlerinin önemli bölümünün istifa ederek yeni partiye geçmesi beklenirken, belediye başkanları ile belediye meclis üyelerinin geçiş sürecinin ise biraz daha zamana yayılacağı konuşuluyor.
Nihat Yeşiltaş başkanlığında yapılan toplantıda, belediye başkanlarının geçişinin gelecek haftaya bırakılmasının değerlendirildiği ve başkanların da bu takvime uyum sağlayacakları yönünde görüş bildirdikleri ifade ediliyor.
Yeni partinin tüzüğünde yer alan bir düzenleme ise dikkat çekiyor. Buna göre büyükşehir sınırları içinde nüfusu 20 binin üzerinde olan yerlerde partili belediyeler, bağlı kuruluşlar ve iştiraklerde görev yapan yöneticiler, yönetim kurulu üyeleri ve danışmanlar parti kongrelerinde aday olamayacak; il ve ilçe başkanı ya da yönetim kurulu üyesi seçilemeyecek.
Benzer bir düzenleme daha önce Özgür Özel dönemindeki CHP'de de tartışma konusu olmuştu. Aynı yaklaşımın yeni partide de benimsenmesi, önümüzdeki süreçte belediye yönetimleri ile parti teşkilatları arasındaki ilişkinin nasıl şekilleneceği sorusunu yeniden gündeme getiriyor.