Su kullanımında farkındalığa sahip miyiz? Özetle: Görüntü var, ses yok. Su konusunda hep -mış gibi yapıyoruz.
DSİ’nin yetkilerinin güçlendirilmiş bir Su Kanunu hazırlanıyor. Kanunun kimin lehine olacağını göreceğiz.
Öte yandan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yayımlanan Su Verimliliği Yönetmeliği kapsamında mavi, yeşil ve turkuaz belgeleri almak zorunlu hale getiriliyor.
BUSKİ, yeşil ve mavi belgeyi alacak 27 Haziran’dan itibaren. Yeşil belge ile BUSKİ, bir yıl içerisinde yüzde 10 suyun geri kazanımını sağlamak zorunda. OSB’lerde ise bu oran yüzde 25.
Mavi belge; fabrika soğutma kulelerinden çıkan suların geri kazanımı, binalardaki gri su arıtım altyapısını, tarımsal veya kentsel şebekelerdeki sızıntı oranlarını denetliyor. Ters osmoz, yağmur suyu hasadı gibi suyu geri kazanma yöntemleri gündemde.
Şu an Bursa’da mevcut atık su arıtma tesisleriyle yeterli geri kazanımı mümkün kılamıyoruz. Yeni yapılacak atık su arıtma tesisleri de geri kazanıma uygun yapılmıyor. Arıtma tesislerini yapmak için yüklü miktarlarda bedeller ödeniyor ama suyun geri kazanımı yok! Peki, atık su arıtma tesislerinden çıkan suyu halk içmeye hazır mı? Olmadığı kesin.

Bizden çözümler:
- Paketlenmiş suyun yurt dışına satışının kısıtlanması.
- Yağmur suyu hasadı. 2 bin metrekare çatı alanına sahip yapılarda yağmur suyunun hasat edilmesiyle ilgili zorunluluklar var yönetmelikte. Yapan var mı bilmiyoruz.
- BUSKİ ve DSİ’nin su kullanımının nasıl planlandığına ilişkin kamuoyunu bilgilendirmesi. Aslında kimin ne kadar su kullandığı belli oluyor. Fazla su kullanan işletmelere bir yatırım var mı? Ödemesini yaptıktan sonra neden olsun. Sorun verilerin toplanmasından ziyade, verilerin işlenmesinden sonra karar alma aşamasında. Siyasi faktörler ortama girince verilerin işlenmesi karar aşamasında rafa kaldırılıyormuş.
- DSİ’nin havza bazında, BUSKİ’nin kendi sorumluluğu alanında acilen Master planını oluşturması. En az 10 yıldır bir Master plan yok. Master plan olsa sanayiye verilebilecek toplam su miktarı anlaşılır.
- DSİ’nin her yıl havzadaki su bilançosunu yayınlaması.
- Bir bölge yerleşime açıldığında ya da sanayiye açıldığında Büyükşehir Meclisi’ne gelen raporda kentsel/endüstriyel amaçlı su kullanımının ve bunların arıtımının, atık suyun bertarafı konusunda planlama olmadan onay verilmemesi.
- Su kullanım metreküp miktarına bağlı olarak belirli kapasitenin üzerindeki her türlü kurum için bir sertifika olması. Suyu çok kullanılan tekstil, gıda gibi işletmelerde su kullanımı için belirli bir kota veya sınırlama getirilmesi.
- Bizim sanayicimiz yağmur suyu kanalına deşarj yapıyor. Bunu engellemek için iletkenlik sensörünü hat boyunca belirli bölgelere yerleştirerek takip edilmesi.
- Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlükleri ‘personelim yok, denetim yapamam’ diyor. Alo 181 numarasını arayarak veya CİMER üzerinden videolu şikâyet edilmesi.
- Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği ve Tarım, Orman Bakanlığı’ndaki su yetkisinin ortak elde toplanması. Yasalarda oluşan boşlukların ortadan kaldırılması.
Ve Bursa’nın en büyük sorunu kendisine ait bir kimlik bulamaması. Tarım, sanayi, turizm, tarih, doğa kenti Bursa. Bursa, bunların hepsi ama hiçbiri. Bursa her şeyden olmaya çalıştığı için hiçbiri olamadı. Bursa’ya biçilmeye çalışılan kimlikle gerçekteki görünüm farklı.