Özgür Özel liderliğinde kurulan Yeni Parti, Türkiye ve dünya siyaset tarihine geçecek bir kuruluş süreci geçiriyor.
CHP’nin seçilmiş yönetim kadroları, genel merkez ve iller düzeyinde dalga dalga, kimi zaman davul zurna eşliğinde Yeni Parti’ye hicret ediyor!
Yaklaşık iki yıldır, Özgür Özel yönetiminin “iktidar hedefini” durdurmak için iktidarın attığı her adım geri tepiyor.
Baskı ve kuşatma artıyor, ama yürüyüş durmuyor…
Yeni Parti’nin kuruluşuyla lider kadrosunun direniş hikâyesi, kendi sınırlarının ötesinde süreci hızla bir “toplumsal mücadele” ve “direniş zeminine” doğru taşıyor.
İktidar için daha zor, muhalefet cephesi için imkânların ve zeminin daha güçleneceği bir döneme giriyoruz.
Ama bu “garanti” ve “mutlak” değil!
Yeni Parti, birkaç hafta içinde Özgür Özel’in deyişiyle “teknik kuruluşunu” tamamlamış olacak.
Yine Özel’in tanımlamasıyla Eylül-Ekim aylarında ise “halkla birlikte siyasi kuruluşunu” tamamlayacak.
Parti bir aciliyet çerçevesinde kuruluşta bir logo, program ve tüzük açıkladı ve öyle anlaşılıyor ki bunlar da dahil olmak üzere tüm süreç “siyasi kuruluş” aşamasında yeniden konuşulacak.
Malum, Yeni Parti’nin kuruluşuyla birlikte “büyük bir ayrışma”; hatta taraflar kendilerince yorumlasa da yine büyük bir “arınma” yaşanıyor.
Bu çalkantı (ayrışma) yoğun biçimde birkaç hafta daha, genel olarak birkaç ay daha devam edecek.
Sonra “saflar” da “siyasi fotoğraf” da netleşecek…
“Butlan CHP’sinin” hızla küçülmesi (kadro ve siyaseten), toplumsal desteğin arkasından çekilmesiyle “iç çekişme ve kavgaların” devam etmesi yüksek olasılık.
Yeni Parti açısından ise yepyeni bir “fırsat penceresi” var.
Ama büyük bir “vizyon ve cesaretle” bu pencere açılabilirse…
Yeni Parti’nin ve Özgür Özel’in “değişim vaadi” yalnızca teknik olarak yeni bir parti kurmaktan ibaret kalmaz, “siyaset yapma biçimini, örgütlenme ve organizasyon” yapısını kökten değiştirmeyi başarırsa bu fırsat penceresi sonuna kadar açılacak.
Özel’in, “Yeni Parti kurucuları dahil herkes için sıfır kilometre, yepyeni parti” sözü önemli bir işaret olmakla birlikte CHP’den göç eden ve partiye yeni katılanlarla birlikte “sürecin mimarisi ve inşa süreci” Türkiye’nin de değişim potansiyelinin de kaderini belirleyecek.
Devam edeceğim, ama önce Yeni Parti programının girişindeki “Değişim Çağrısı” başlığı altından bazı cümleleri aktarmak istiyorum…
“Biz, yalnızca yeni bir siyasi parti kurmak için değil, Türkiye’de siyaseti, iktidarı ve hayatın işleyişini, Türkiye’nin kaderini değiştirmek için yola çıkıyoruz.”
“Siyasetin görevi, toplumun değişim talebini bastırmak değil; bu talebi demokratik, barışçı ve örgütlü bir güce dönüştürmektir. Bu yeni siyaseti hep birlikte kuracağız.”
“Türkiye’nin ihtiyacı, yurttaşları yalnızca seçim günü oy kullanan seçmenler olarak gören anlayışın aşılması; yurttaşların ülkenin geleceğine ilişkin söz ve karar sahibi olduğu katılımcı bir siyasal düzenin kurulmasıdır. Değişim, yalnızca sandıkta verilen oyla değil; mahallede, iş yerinde, okulda, üniversitede, tarlada, fabrikada ve hayatın her alanında söz sahibi olan insanların ortak iradesiyle gerçekleşecektir.”
“Partimiz, halkın siyasete aktif katılımını temel ilke olarak benimser.”
“Siyaset, meslek veya profesyonel bir uğraş değildir. Tüm yurttaşlar siyasetin asli öznesidir. Yurttaşların her kademede siyasete katılması, sözünü söylemesi, mücadele içinde yer alması, kendi kararlarını alması, aldığı kararları uygulaması partimizin temel siyasi anlayışıdır.”
Bu aktardığım bölümlerde bazı sözcükleri koyu renkle özellik vurguladım.
Bunlar çok önemli bir “paradigma değişimine” işaret ediyor; ancak bu satırların okuyucusu birçok kişinin zihninden geçeni de okuyabiliyorum, “İyi de benzeri birçok sözü daha önce de parti programlarında okuduk ya da dinledik, ama uygulamada hiç de öyle olmadı. Bir takım parti elitleri oluştu ve siyaseti yukarıdan aşağıya dizayn etti” dediğinizi duyar gibiyim!
Bu tip “kuşku ve kaygılar” boş ve hemen kenara atılacak nitelikte değil.
Ama sürece pozitif yaklaşılmasının ve bardağın dolu tarafının görülmesi gerektiği kanaatindeyim.
Bunun için çokça neden var.
Sıralamaya çalışayım…
Büyük bir ekonomik, sosyal ve siyasi kiriz yaşanıyor; bu da “halkın değişim talebini” kuvvetlendiriyor.
Her şeyden önce başlangıç noktası itibariyle bu partiyi gerçekten “halk kuruyor”; halk arkadan itiyor, “bağış ve üyelik talepleriyle ve katılımıyla” güçlü bir talebi dile getiriyor.
Özgür Özel, “kişisel ego ve ihtiraslardan” arınmış biçimde “halka yaslanarak” önemli bir “siyasi liderlik” gerçekleştiriyor; bunu son iki yılda “söz ve eylemleriyle” defalarca ispat etti ve geniş bir “halk tabanını” arkasına aldığı her yerde görülüyor.
Yeni Parti, CHP’yle ayrışırken bazı “hastalıklı yapıları ve safraları” geride bırakıyor; yeni katılımlarla birlikte daha “homojen bir kadro ve üye yapısıyla”, “ortak ruh ve kimlikle” mücadele edecek bir yapı ortaya çıkıyor.
Yeni Parti, “maddi ve manevi dayanışma ruhuyla” yeni bir siyasi kimliğin inşası için yepyeni bir sayfa açıyor.
Ama kritik ve hayati süreç bundan sonra yaşanacak…
Eğer bu partiyi gerçekten halk kuruyorsa, “Yeni Parti’yi de aşağıdan yukarıya halk inşa etmeli”.
Parti programını, tüzüğünü ve örgütlenme yapısını, organizasyonunu parti üyeleri (halk) kendi iradesiyle oluşturmalı.
En iyi programı bile oluştursanız, yukarıdan ayağıya parti elitlerinin hegemonyasında “dikey parti örgütlenmesi (organizasyonu)” başarıya ve iktidara götürmez. Bunun yerine, üyelerle, tabanda oluşacak özgür iradeyle “yatay parti örgütlenmesiyle” yola çıkılmalı ve bu yapıda ısrar edilmeli.
Eğer “partide iktidar olmayı ve öyle kalmayı” hedefliyorsanız “dikey örgütlenme” yaparsınız, “halkın iktidarını” istiyorsanız “yatay örgütlenmeye” yönelirsiniz.
Güçlü bir “taban hareketi”, örgütlenmesi kurulmalı, parti temsil organlarının seçiminde her kademede mutlaka ve kesinlikle yalnızca “çarşaf liste” kullanılmalı.
“Belediye başkanı, belediye meclis üyeleri, milletvekilleri” gibi partinin yerel ve genel yönetim aday listeleri “amasız ve koşulsuz” biçimde yalnızca “ön seçimle” belirlenmeli; bu iradeyi sakatlayacak “istisnai sapmalara” hiçbir zaman yönelinmemeli.
Özgür Özel ve kurucu kadroların yola çıkarken gösterecekleri irade ve liderlik hayati bir belirleyicilik oluşturacak.
Bu başarılabilirse, biraz önce aktardığım parti programında yer verilen cümlelerdeki “siyaseti birlikte kurmak”, “katılımcı bir siyasal düzen kurmak”, “insanların ortak iradesiyle gerçekleştirmek”, “siyasete aktif katılım”, “sayasetin asli öznesi olmak”, “kendi kararlarını almak, aldığı kararları uygulamak” bu sayede gerçekleşebilir.
Dahası, daha başlangıç noktasında tabanda (mahallesinde, semtinde) irade sahibi olacak (siyasetin aktif katılımcı öznesi) yurttaş, ancak bu şekilde parti programında vaat edildiği gibi, “siyaseti, meslek veya profesyonel bir uğraş” olmaktan çıkartabilir.
Eğer üst üste konularak tüm bunlar başarılabilirse, yine programın girişinde aktarıldığı gibi “yalnızca bir siyasi parti kurulmamış olur, Türkiye’de siyaset, iktidar ve hayatın işleyişi ve Türkiye’nin kaderi değişmiş” olur.
Bunlar Yeni Parti’nin kuruluş, “örgütlenme ve organizasyon” süreciyle ilgili dikkat çekmek istediğim yönlerdi.
Ayrıca Yeni Parti’de “siyaset üretmek”, aktif siyasetin parçası olmak isteyenler için de bir iki kelam etmek istiyorum.
Yeni Parti’nin bu “büyük siyasi değişim vaadi” sahici ve gerçekse (ki hepimiz öyle olmasını istiyor ve umuyoruz), bu değişim yalnızca “kurucu kadroların vaadi ve kişisel pozisyonuyla” gerçekleşemez.
Bu değişim vaadinin gerçekliğini (fikrini ve eylemini) bu parti içerisinde siyaset üretmek, mücadele etmek isteyenler de iyi kavramalı ve özümsemeli.
Yeni, eskinin kimliği (kültürü) ve davranışlarıyla (tekrarıyla) gerçekleşemez.
Uzun yıllardır CHP’de siyaset yapmış olanlar da dahil olmak üzere bugüne kadar hiçbir partiye üye olmamış geniş bir kitlenin de katılımıyla yola çıkacak tüm üyelerin (yurttaşların) bu “yeni kurucu iradeyi (değişim iradesini)” özümsemesi ve kabullenmesi gerekiyor.
Eğer Yeni Parti’nin siyaseti kökten değiştirme vaadi sahiciyse, siyaseti üretme başlangıç noktası da mahalleler, semtler, fabrikalar, tarlalar, sokaklar, yani yurttaşın soluk alıp verdiği yerler olacaktır.
Halkın içinde, yanında, onların göz teması hizasında olmak, siyaseti onların duygu ve düşünceleri içerisinde yapmak, onların acılarını, özlemlerini, beklenti ve taleplerini anlamak, sürekli onlarla iletişim, bağ içerisinde olmak bu sahicilik üzerine tabanda siyaseti inşa etmeye başlamak bu değişim vaadinin kalbi ve başlangıç noktasıdır.
Türkiye’de “siyaseti kökten değiştirmenin” ve haliyle “Türkiye’nin kaderini değiştirmenin” başlangıç noktası da burası olacaktır.
Bunu ısrarla ve altına çizerek vurguluyorum, çünkü Yeni Parti’de siyaset üretmek isteyenlerin (özellikle CHP’den ayrılarak Yeni Parti saflarına katılan bazı eski siyasetçilerin) bu büyük “paradigma değişimini” tam olarak kavrayamadıklarını düşünüyorum ve görüyorum.
Eski siyaset yapma “alışkanlık ve kültürüyle” birlikte Yeni Parti’ye katılan bazı isimlerin önümüzde dönemde bu yeni “sürece uyum sağlamakta” zorlanacaklarını, “tereddüt ve gelgitler” yaşayacaklarını öngörüyorum.
Kanaatim o ki, önümüzdeki 3-4 ay içerisinde siyasetteki bu büyük değişim sürecinde “doku uyuşmazlığı” yaşayacak kişiler savrulmalar yaşayacak, Özgür Özel’in dediği gibi “siyasi kuruluş” sürecinde, bu yeni siyaset üretme sürecine uyum sağlayamayanların kendilerini yeni arayışlar içinde bulacağını şimdiden görüyorum.
Daha somut ifade edelim…
“Salon siyaseti” olarak kavramlaştırılan siyaset üretme biçimi sona eriyor ve ermeli de zaten.
CHP içinde sıklıkla karşılaşılan ve parti içerisinde oluşan “dar grup hareketleriyle” (ki çoğunlukla kendi içlerinde de bitmeyen tartışmalarla süregiden) oluşan talep ve beklentileri parti yönetim kadrolarını etkileme ve yönlendirmeye dayalı siyaset tarzı (kültürü) yeni dönemde sona erecek.
Yeni Parti’nin kuruluşuyla birlikte bu tarz siyaset üretmek isteyen ve hızla bu tip grup hareketlerine yönelenler varsa bence vazgeçsinler; beyhude bir uğraş içine giriyorlar demektir.
Elbette böyle bir cümle kurma cesaretini, yazının içinde de aktardığım parti programındaki güçlü vurgulardan alıyorum.
Dahası, Özgür Özel’in tabanda, halkla kucaklaşarak inşa ettiği ve öncülüğünü yaptığı bu yeni kurucu iradenin “rüzgarını ve kuvvetini” görüyorum.
Peki, yeni dönemde Yeni Parti içinde siyaset üretmek isteyenler ne yapmalı?
Herkes önce mahallesine gitmeli, yaşadığı sokakta, sitede, bölgede parti üyeleriyle, halkla kucaklaşmalı; derdini dermanını, duygusunu, düşüncesini onlarla paylaşmalı.
İlle de bir salonda toplanılacaksa bu mahallenin salonları, mahalle üyelerinin yanı olmalı; siyasi yolculuk oradan başlamalı.
Bunu simgesel nitelikte birkaç kez değil, eyleminin özünü koruyarak sürekli yapmalı; “politik sözünü” “halkın bağrından” inşa etmeli, “siyasetini” tabandan itibaren kökleştirmeli.
Eğer bir “temsil kabiliyeti ve imkânı” oluşturacaksa, üç beş kişiyle “salon toplantıları” ile parti yönetim kadroları üzerinden irade devşirerek değil, “halkın yaşamının ve tabanın” gücünün içinden sağlamalı.
Bu, halka yaslanan, halkın güvenini ve desteğini inşa eden, talep ve beklentiler değiştikçe siyasetin dinamizmini yansıtan, gerektiğinde halkın (üyenin) kendisini temsil edeni anında değiştirebildiği yeni bir siyaset demek.
Yeni Parti’nin siyasi yapıda böylesine “devrimsel bir değişimi” başarması, bizzat halkımızın katılımı, emeği ve çabasıyla gerçek bir demokrasiyi inşa etmemize imkân tanıyacak.
Yaşadığımız krizler, kaos ve karmaşa çağı, yalnızca belirsizlikleri derinleştirmiyor, bu kaos ortamında yeni arayışlara ve yeni bir kuruluşa da fırsat sunuyor.
Mesele, yurttaşlar olarak bu fırsatı değerlendirip değerlendiremeyeceğimiz…
Halkın yükselen itirazı, gücü ve dayanışma ruhu umut veriyor.
Yeni Parti ile yeni bir siyaseti üretme fırsatının kapısı açılıyor.
Şimdilik son sözümüz de şu olsun:
Daha üzerinde konuşmamız gereken Yeni Parti’nin yeni “siyasi programı” var, ama bu yeni programın oluşmasını da bu yeni tarz siyasetin belirleyeceği aşikâr.
Devam edeceğiz…
NOT: Çağatay Anadol’un T24’te yazdığı “Otokrat yetiştirme kılavuzu ve bu bağlamda Yeni Parti Tüzüğü” başlıklı yazısını da bu yazımla anlatmaya çalıştığım fikirin tüzük temelindeki analizi çerçevesinde okuyabilirsiniz.