Yeni Parti, Türkiye siyaseti, demokrasisi, toplumsal mücadelesi için bana göre “tarihi” olarak nitelendirilebilecek bir süreç içerisinde.
Özgür Özel’in “kararlı ve ısrarlı” tutumuyla ve çevresindeki az sayıdaki ismin desteğiyle yurttaşı “siyasetin öznesi” haline getirecek ve sol parti geleneklerinin kadim tartışması ve talebi olan “üyeye dayalı seçim modelini” deniyor.
Bir boyutuyla, “ülkeyi tam demokrasiyle buluşturma” vaadini “önce partide gerçekleştirmeyi” deniyor.
Bu adım, baskı ve kaos ortamında kurulan (doğan) Yeni Parti için benzersiz bir deneyim ve fırsat kapısı sunuyor.
Bu kapıdan sağlıklı biçimde geçilip geçilemeyeceğini henüz bilmiyoruz.
Ama yer yer sertleşen tartışmalara, belirsizliklere ve herkesin fikir ve akıl yürüttüğü olasılıklara bakılırsa parti içinde sürecin sancılı geçmesi olağan gözüküyor.
Bir doğum evresindeyiz, ama bu doğumun normal mi, sezaryen mi olacağını, bebeğin yaşama tutunup tutunmayacağını hep birlikte göreceğiz.
Özgür Özel’in partinin kuruluşundan birkaç hafta sonra ilçe ve il başkanını ve genel başkanı doğrudan üyelerin seçeğini açıklaması parti içinde hem bir “sevinç” hem de bir “kaygı ve stres” kaynağı oldu.
İki aya yakın süre geçti ve Yeni Parti hem Siyasi Partiler Kanunu’na uygun hem de üyenin (tabanın) iradesiyle şekillenecek süreci birlikte, paralel yürütmeye çalışıyor.
“Türkiye’de siyasetin ana işleyişini değiştirme” gibi çok büyük bir iddiayı da içinde barındıran bu çaba ve girişimin sancılı ilerlediği objektif bir gözle görülebiliyor.
Bu sancının yaşanmasının “olağan” bazı nedenleri var.
En büyük neden “delege sistemi” üzerine inşa edilmiş, hegemonya kurmuş parti elitleri üzerinden şekillenen bir siyaset kültürü ve bu kültürü hâkim kılan kadroların Yeni Parti’nin kuruluş sürecinde de belirleyici, etkileyici bir konumda olmaları.
Hemen tamamı CHP’den göç eden isimlerden oluşan bu kadroların alışkın oldukları bir siyaset modelinin (mutlak kontrol sağlayabildikleri) dışında, doğrudan üyelerin belirleyici olacağı (kontrolsüz alan) bir modele geçişin stresini, kaygı bozukluklarını yaşadıkları gözleniyor.
“Yasal bir zorunluluğun yerine getirilmesinden ibaret” denilerek işaretlenen ve geçiştirilen “delege listelerinin” belirlenme “şekli ve süreç yönetimi”, söylemle mukayese edildiğinde atanmış ilçe yönetimlerinin eylemlerini “gizli ya da üstü örtülü” yol ve yöntemlerle icra etmeleri, bu stres ve kaygı bozukluklarının emarelerinin işareti.
Açık, şeffaf, demokratik bir yarışı temel alan, bunun önünü açan, cesaretlendiren, örnek oluşturan “iş ve eylemler” yerine, partinin büyük vaadinin aksine bolca anti-demokratik örnek sergilediler, buna devam da ediyorlar.
Ne zaman sıkışıklığı, ne bir aciliyet durumu, ne de akli gözükebilecek bir başka mazaret bu anti-demokrat tavırları hafifletebilir ve meşrulaştırabilir.
Gözlemleyebildiğim kadarıyla, (hepsi olmasa dahi ezici çoğunluğunun) demokratik bir zihnin beraklığı, cesareti ve özgüveni içinde hareket ettiklerini söyleyemem; ayrıca partinin büyük vaadinin kurucu ve ana taşıyıcıları olduklarını da…
Gizlenen üye listeleri (aday olan başkanlardan dahi), delege listelerinin üyelere hiçbir bilgi verilmeden ve duyuru yapılmadan belirlenmesi ve isimlerin sır gibi saklanması, bazı belediye başkanlarının çevresindeki isimleri toplu üye kayıtları yapmakla görevlendirdiğine ilişkin iddiaların yayılması ve başkaca benzer ididaların konuşulması…
Bunların hepsi stres altında yürütülen süreç yönetiminin emareleri…
Stresin temel nedeni de sürecin belirsizliklerle dolu olması, hâkim konumlarını yitirme kaygısı…
Delege sistemiyle kurulan ve manipüle edilebilen bir sistemden, üye iradesinin doğrudan hâkim olacağı bir siyasete geçişin derin sancısı yaşanıyor.
Kurucu yönetim kadrolarının geliştirdiği refleks eski kültürel alışkanlık ve siyaset yapış tarzını temsil ediyor ve bir başka yazımda tanımladığım gibi “üyelere geniş bir delege listesi” muamelesi yapılarak sürecin kotarılabileceği umuluyor.
“Beklemedikleri” ve özünde de “istemedikleri” (ama genel başkan tarafından önlerine konulmuş olan) bir süreci “kerhen” yürütüyor gibiler.
Üyelerin (yurttaşın) ana beklentisini, umutlarını arayan, bulan, onları bir araya getirmeye çalışan “Yeni Parti”nin, yeni bir siyaset arayışı ve inşası yerine, üyenin doğrudan oyuyla (iradesiyle) başkanı seçeceği, ama üyelerin çoğunluğunun (ya da o çoğunluğu oluşturacak üye sayısının toparlanmaya çalışıldığı) arandığı bir model, yol yöntem “icat etmeye çalışıyor” gibiler.
Tam da kişisel kariyer, çıkar ve güç odaklı bir siyaset kültürüne (eski siyaset tarzı) uygun bir refleks.
Bir boyutuyla doğal…
Bildiklerini, alıştıklarını terennüm ediyorlar.
Haksızlık etmek istemem.
Bu tespitimi daha da genişleterek şunu da vurgulamak isterim.
Parti içindeki muhalefet cephesi (kadrolar ve isimler) için de bu siyaset kültürünün, tarzının pek farklı olduğunu söyleyemem; muhalif tarafta durmanın verdiği imkânla, söylem ve vurgu düzesiyinde kulağa hoş gelen bazı ritüeller dile getirseler de…
Kesintisiz biçimde yurttaşların (üyelerin) arasında, göz hizasında, mahallede, sokakta, fabrikada, tarlada, hayatın hemen her alanında siyaset üretmenin, parti örgütü (organizasyonu) yaratmanın, bunu keşfetmenin henüz doğum evresi yaşanıyor.
Hem bir organizasyon, hem de bir siyasi program arayışıyla birlikte…
Tüm bu yazdıklarım ve dikkat çektiğim noktalar, asla süreci ve bu çabayı değersizleştirmeye ve önemsizleştirmeye dayanak oluşturmamalı.
Aksine tüm bunlara rağmen, bu girişim ve çabanın yazının girişinde vurguladığım gibi “tarihi” olduğunu düşünüyorum.
Hâkim bir yapının akşamdan sabaha değişemeyeceğini de biliyorum.
Her türlü sancı ve zorluğa (eksiklik ve yetersizliklere rağmen) her bir üye ve aday olan isimler (kadrolar) açısından da yepyeni bir deneyim yaşanıyor.
İki aya yaklaşan süreç bile çıplak gözle bakıldığında birçok yeni örnek ve emareyle dolu; üyeler, kendilerine ulaşmaya çalışan adayların çabasıyla iradesini keşfediyor, adaylar, daha fazla üyeye ulaşmanın yol, yöntem ve söylemlerini geliştirmeye, tabana dayalı bir güç oluşturma arayışını sürdürüyor.
Kimse bir demokrasi şöleni ya da sihirli bir değenek değmişçesine mükemmel bir seçim süreci beklemiyor; önemli olan sancılı da olsa üyeyi (yurttaşı) siyasetin öznesi haline getirecek bu yeni siyaseti inşa etmeye yönelik iradeyi güçlü tutmaya devam etmek.
Seçimler sürecinde ortaya çıkacak sorunları, sürecin kendisini yok etmek için mazeret olarak kullanmaya çalışmak yerine, sorunları çözecek, daha demokratik adımları atmayı sağlayacak yol, yöntem ve araçaları geliştirmeye odaklanmak.
Bu yeni iradeye (siyaset kültürüne) uyum sağlayacak kadroları üyelerin ve tabanın gücüyle parti yönetim organlarına taşımak ve adım adım bu yeni siyaseti örgütlemeye devam etmek önemli olan.
Açıkçası bu inşa ve geçiş evresinde parti üst yönetiminin iradesi, tutumu oldukça belirleyici olacak.
Biçimsel (sembolik) bir denememi yoksa üye iradesini mutlak anlamda arayan ve şekil şartlarıyla birlikte bunu koruma amaç ve kaygısı güden bir parti yönetimi mi olacak, yoksa biçimi (şekil şartını) üyeye yaklaştıran, ama tam anlamıyla ona ram olmayan bir tarza mı evrilecek henüz bilmiyoruz.
Bu, bir ölçüde ilçe ve il başkan seçimleriyle birlikte renk verecek, bir nebze ortaya çıkmış olacak.
Ama sonuçta, her ne olacaksa, hayat devam edecek, gerçekler, kendi ihtiyacını aramaya ve dayatmaya devam edecek.
Her koşulda, memleket ve Yeni Parti’deki süreç ne olursa olsun, halkın iradesini temsil etmeye dönük siyasi arayış baki kalacak; her türlü gam, kasavet, kaos durumunda dahi.
Çaylar yeniden demlenecek ve yeniden başlanacak!
Bugün itibariyle her bir yurttaşa söyleyebileceğim siyasete katılım iradelerini güçlü tutmaları, umutsuzluğa kapılmamaları, siyasi katılımla, aidiyet hissettikleri siyasi yapıları demokratik bir değişime zorlamaları.
Bu yazı itibariyle Yeni Parti üyelerine de önerim, mutlaka ilçe ve il başkanlığı seçimlerine katılmaları, iradelerini temsil ettiğini düşündükleri adayları destekleyerek, bu demokratik değişim sürecine aktif katılmaları olacak.