SON DAKİKA
Hava Durumu

'Türkiye İttifakı'nı kuracak 'ortak payda'

Yazının Giriş Tarihi: 22.08.2026 14:43
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.08.2026 14:49

Özgür Özel’in ve haliyle Yeni Parti’nin en büyük savunusu ve hedeflerinden birisi “Türkiye İttifakı”nı kurmak.

Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması sonrası başlattığı mitiglerde ve Yeni Parti kuruluş sürecinde de sıklıkla dile getirdiği “Türkiye İttifakı” söylemini ve bunun gerçek anlamda nasıl sağlanabileceği üzerine iyi düşünmemiz ve sorgulamamız gerekiyor.

Özgür Özel’in konuşmalarına damga vuran “Sosyal demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları, muhafazakâr demokratları” ortak mücadeleye ve şimdilerde Yeni Parti çatısı altında buluşmaya çağırması bir yönüyle oldukça anlamlı ve anlaşılır.

Bu çağrının “ortak bileşeni” farklı kimlikler altında kendisini tanımlayanların “demokratlarına” yönelik yapılmış olması.

Yaşadığımız siyasi süreç dikkate alındığında her halde bu demokratlığın ortak kimliğini de “iktidardan duyulan rahatsızlık” ve “ona yönelik güçlü itiraz” hali oluşturuyor.

Toplumun farklı kesimlerini ortak bir mücadele ve cepheye çağırmak, onları aynı meydanda ve mücadele buluşturmak kuşkusuz önemli.

Ama kavramamız gereken ve yanıtlamamız gereken hassas soru şu:

“Kimlik ve kültür ana kodu ve tanımlamasıyla farklı toplum kesimlerini bir iktidar mücadelesinde aynı zemin ve yürüyüş içinde buluşturabilir miyiz? Dahası bu buluşmayı istikrarlı ve sürdürülebilir kılabilir miyiz?”

‘TÜRKİYE İTTİFAKI’NDAKİ ÖNEMLİ BOŞLUK VE GRİ ALANLAR

Özgür Özel’in Cumhuriyet Gazetesi’ne verdiği röportajı ve sorulara verdiği yanıtları okurken, bu noktada, yani “Türkiye İttifakı” stratejisinde hala “önemli boşluklar” ve “gri alanlar” olduğunu düşünüyorum.

Özünde “Türkiye İttifakı” güçlü bir söylem ve iddia; hele hele son 10 yıldaki ittifak strateji ve tercihlerinde yaşanan “kaotik tablolar” göz önüne alındığında.

“Millet İttifakı” vakasında yaşanan başarısızlığı dikkate aldığınızda, ayrı ayrı partileri bir ittifak etrafından yan yana getirmektense, bir parti içerisinde toplumsal kesimleri yan yana getirmeyi hedeflemek çıplak gözle baktığınızda daha rasyonel gözüküyor.

Ama burada “Millet İttifakı” hedefini akamete uğratan “benzer bir tuzağın”, “Türkiye İttifakı” hedefini de zehirlemesini “yüksek olasılık” olarak görüyorum.

Ancak bu “kaçınılmaz bir durum ve süreç” değil…

Eğer ittifak omurgası ve ana hattı “kimlik ve kültür” tanımlaması ile yapılır, farklı kesimleri bu minval üzerinden “Türkiye İttifakı” kavramı ve çağrısı etrafında buluşturma çabasına devam edilirse, bu “esnek, oynak, akışkan ve her an yer değiştirmeye hazır” bir ittifak yapısı olarak kalır.

“Birleşik, bağlı, ayrılmaz ve sarsılmaz” bir ittifak yapısı olmaz.

Bu potansiyel, Yeni Parti’nin iyi niyetli, demokratik bir ittifak kurma hedefini “kararsız, istikrarsız ve sürekli iç gerilimleri bağrında taşıyan, kırılgan” bir süreç yönetimine zorlar.

Açık ki, “sosyal demokrat, milliyetçi, muhazakar, Kürt” gibi köken ve tarihsel hafıza olarak birbirinden zaman zaman keskin “kimlik ve kültür” tanımlamasıyla ayrılmış toplumsal kesimleri “demokrat” sözcüğü ekleyerek “sihirli bir değenek” değmiş gibi bir araya getirmek akla da yatkın değil, pratik olarak siyaseten gerçekleştirmek de olası değil.

Ne demek istediğimin fotoğrafını daha net görmek istiyorsanız, “Çerçeve Yasası” tartışmaları esnasında Yeni Parti’nin yaşadığı çalkantı ve ona sempati duyan toplumsal kesimler arasındaki tartışma ve gerilimlere bakmak yeterli.

“Etik” olmak, “dürüst siyaset” yürütmek, toplumun geniş kesimlerinde “güven” oluşturacak bir “algı oluşturmak” elbette bir parti lideri ve bizzat partinin kendisi için önemli.

Ama bu hat, bir partiyi “güçlü bir zemine” oturtmaz; iktidar hedefi için sarsılmaz ve kararlı biçimde yürüyecek bir parti tabanı, siyasi organizasyonu yaratmaya yeterli olmaz.

Altı doldurulmamış, askıda kalmış, söylem düzeyinde, iyi niyetle yan yana getirilmiş toplum kesimleri, her an savrulmaya, “siyasi mühendisliklere” açık halde tutar.

‘TÜRKİYE İTTİFAKI’ NASIL OLUŞUR?

Peki, bunu ne önleyebilir?

Ne olmalı ki, hem toplumun farklı kesimleri yanyana gelsin, hem de “Türkiye İttifakı” oluşsun?

Bu sorunun açık, net ve güçlü yanıtı farklı toplumsal kesimleri kararlı biçimde yan yana getirecek “ortay paydayı” bulmak ve bunu “ortak irade” haline getirmektir.

Yeni soru; bu “ortak payda” ne olmalı?

Bir insanın kendisini “çağdaş, dindar, milliyetçi, Türk, Kürt, Çerkez, Sünni, Alevi vb.” kavramlarla (aidiyetliklerle) tanımlaması “kültürel ve kimliksel” varlığını, yaşam tarzını, kendi özgürlüğünü tanımlamasını ifade eder; ama bir insanın “varlığının temelini ve kökenini” oluşturmaz.

Kuşkusuz gerçek bir demokrasiden söz edebilmemiz için bu yaşam tarzlarının anayasal güvence altına alınması, dahası bizzat bu özgürlüklerin uygulamada varlığı önemli.

Ancak bütün bu kimlik ve kültürel kimliklere sahip yurttaşları bir araya getirecek ve huzur içinde bir arada yaşamalarını sağlayacak, hepsinin ortak bileşeni olacak, “varlıklarının temelini ve kökenini” oluşturacak güçlü bir “ortak paydaya” ihtiyaç var.

İşte farlı kimlik ve kültürel yapıdaki bu toplumsal kesimlerin “ortak paydası” ekonomik ve sosyal olarak “sınıfsal” tanımlaması ve “güçlü bir ekonomik programdır.”

İktidarın yarattığı ekonomik krizi sürekli dile getirebilir, işçiyi, çiftçiyi, esnafı, memuru, öğrenciyi, gençleri, kadınları nasıl yıkıma uğrattığını etkili biçimde anlatabilirsiniz.

Ama “kimlik ve kültür” tanımlamasıyla kitleleri “otomatik olarak bir ittifak etrafında” toplayamazsınız.

“Sağlık, eğitim, ulaşım, bakım hizmetlerini nasıl alacağım?”, “gıda ve barınma ihtiyaçlarımı güvenceli biçimde nasıl sağlayacağım” sorularına “açık, net, ikna edici bir programla” karşılık verirseniz, bu “ortak paydayı” yaratmada güçlü bir adım atmış olursunuz.

Nasıl ki adaletsizliğin ve eşitsizliklerin kökenini oluşturan “sermaye sınıfı” için “Türk, Kürt, dindar, muhafazakâr” olmak bir ayrım yaratmıyor ve onlar sınıfsal çıkarlarının “ortak paydası” oluyor ve “ortak ekonomik/politik programlarda” buluşuyorlarsa, Türkiye’nin yoksulları, yoksunları ve mağdurları için de bu sınıfsal saldırıya karşı “ortak payda”, “ortak bir ekonomik program” oluşturulması gerekiyor.

“Türk, Kürt, sosyal demokrat, muhafazakâr, dindar, seküler”, nasıl tanımlarsanız tanımlayın, tüm “kimlik ve kültür”deki “yoksullar” aynı sonuçta (kaderde) birleşiyor: Sağlık, eğitim, ulaşım, gıda, barınma ve gelecek güvencesinden yoksunlar ve büyük zorluklar, acılar çekiyorlar.

İkna edici, kolay anlaşılır bir ekonomik program oluşturulur, bunu toplumun farklı kesimleriyle buluşturacak, halkla bağı güçlü siyasi kadrolarla bu yolculuk aşağıdan yukarıya inşa edilebilirse, işte o zaman ayakları yere sağlam basan bir “Türkiye İttifakı”ndan söz edebiliriz.

Keza, gerçek ekonomik çıkarının ve refahının ne olduğunu anlamış/kavramış toplumsal kesimlerin, “çoğulculuk ve demokrasi” kapısından geçip “kendi kimlik ve kültürlerini” özgürce yaşabilecekleri bir gelecek öngörüsünü daha kolay “sahiplenip, içselleştireceklerine” emin olabilirsiniz.

Özetle, “ortak paydası” inşa edilmemiş bir “Türkiye İttifakı” hedefli yolculukta, sürekli “sosyal demokratlar, milliyetçi demokratlar, muhafazakâr demokratlar, Kürt demokratlar” söylemini tekrar etmek, özünde durmaksızın “ayrışma noktalarına” işaret etmek ve onu “canlı tutmaktan” başka sonuç doğurmaz.

İktidar hedefine de ulaştırmaz…

Umarım, Özgür Özel’in vurguladığı Yeni Parti’nin “siyasi kuruluş” sürecinde bu konu üzerinde de hassasiyetle durulur.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.