SON DAKİKA
Hava Durumu

Trump'ın Venezuela işgali: Çöküşteki bir imparatorluğun son hamlesi

Yazının Giriş Tarihi: 04.01.2026 19:26
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.01.2026 19:41

Dünya, diplomasinin yok sayıldığı, uluslararası hukukun bir kâğıt parçasından ibaret kaldığı karanlık bir eşikten geçiyor.

ABD’nin Venezuela’nın egemenliğini hiçe sayarak Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini askeri bir operasyonla derdest edip kaçırması, sadece bir Latin Amerika ülkesine yönelik saldırı değil; bu, 1945 sonrası kurulan tüm nizamın tabutuna çakılan son çivi oldu.

Trump, Beyaz Saray’daki zafer konuşmasında “Venezuela’nın muazzam petrol kaynaklarını özgürleştirdik” derken, zaten epeydir kimsenin önem atfetmediği demokrasi söyleminin maskesi düştü ve çıplak emperyal çıkarlar ortaya çıktı.

Bu operasyon, sadece Venezuela’ya karşı bir saldırı değil; İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan iki kutuplu dünya düzeninin çöküşünün ve ABD hegemonyasının son çırpınışlarının dramatik bir göstergesi.

ABD VENEZUELA’YI NEDEN HEDEF SEÇTİ?

Trump yönetiminin Venezuela’yı öncelikli hedef seçmesi tesadüf değil.

Dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip bu ülke, ABD için hem ekonomik bir hazine hem de jeopolitik bir kilit nokta.

Ancak mesele sadece petrol varillerine el koymak değil. Trump yönetiminin yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi’nde açıkça vurgulanan “Batı Yarımküresi’nde tam egemenlik” hedefi, Venezuela’nın zenginliklerini kontrol etmeye yöneltti.

Ancak petrol tek faktör değil.

Maduro iktidarı, Latin Amerika’da ABD karşıtı “Bolivarcı Hareket"in sembolü haline gelmişti.

Çin ve Rusya ile yakın işbirliği içindeki Venezuela, ABD’nin “arka bahçe” olarak gördüğü bölgede alternatif bir güç odağı oluşturuyordu. Bu durum, Trump ve çevresindeki ideologların geliştirdiği Monroe Doktrini’nin 21. yüzyıl versiyonu için kabul edilemezdi.

TRUMP VE ŞUREKASININ GERÇEK HEDEFİ

Trump’ın operasyon sonrası büyük bir arsızlık ve güç sarhoşluğuyla yaptığı açıklamalar, retorik ve gerçeklik arasındaki uçurumu gözler önüne seriyor. “Venezuela halkını özgürleştirdik” söylemi, “muazzam petrol kaynaklarına erişim sağladık” ifadesiyle aynı cümlede yan yana geldiğinde, gerçek motivasyon kristal berraklığında ortaya çıkıyor.

ABD’nin “demokrasi ve özgürlük” söylemi tarihi boyunca her zaman çıkarlarına göre şekillendi. Petrol kaynaklarına sorunsuzca eriştiği Suudi Arabistan gibi otokratik rejimlere sessiz kalınırken, kendi çıkarlarına ters düşen her yönetim “diktatörlük” olarak etiketlenmeye yetti.

Venezuela’da da durum farklı değil.

Eğer gerçekten demokrasi endişesi olsaydı, uluslararası gözlemcilerin de katılımıyla diyalog ve müzakere süreçleri desteklenirdi. Oysa tercih edilen yöntem, egemenliğin açık ihlali ve askeri işgal.

ABD ekonomisi, özellikle petrodolar sisteminin sarsılmasıyla ciddi sıkıntı içinde. Venezuela’nın petrol rezervlerini kontrol etmek, hem “enerji güvenliği” hem de “küresel petrol piyasalarında” hakimiyet anlamına geliyor.

MONROE DOKTRİNİ'NİN 21. YÜZYIL UYGULAMASI

1823'te ilan edilen Monroe Doktrini, Avrupa güçlerine “Amerika kıtası ABD'nin nüfuz alanıdır” mesajı veriyordu. Trump'ın yeni güvenlik stratejisi, bu doktrini çok daha saldırgan bir biçimde yeniden canlandırıyor.

“Önce Amerika”sloganı, pratikte “Her Yerde Amerika” anlamına geliyor.

Doktrin, Latin Amerika'da ABD çıkarlarına ters düşen her hükümeti hedef alıyor. Trump zaten zafer şarhoşluğuyla yaptığı konuşmada ülkeleri hedef tahtasına açık bir dille koymaktan da çekinmedi.

Venezuella’dan sonra özellikle Küba ve Nikaragua, bu yeni Monroe Doktrini'nin birincil hedefleri.

Amaç açık: “Batı Yarımküresi'nde ABD dışında hiçbir güç odağına izin vermemek, bölgeyi tamamen ekonomik ve siyasi kontrole almak.”

Bu strateji, aynı zamanda Çin'in “Bir Kuşak ve Bir Yol (Belt and Road Initiative)” projesine ve Latin Amerika’daki ekonomik nüfuzuna bir yanıt çabası.

Trump ve ideologlarının acelesi var; ABD sermayesi, kaybettiği hegemonyasını geri almak için artık diplomasi yerine doğrudan askeri güç kullanmayı tercih ediyor.

EKONOMİK KRİZ VE KÜRESEL ÜSTÜNLÜĞÜN KAYBI

Biraz daha ayrıntılı baktığımızda ABD'nin bu saldırganlığının arkasında derin ekonomik ve jeopolitik kaygılar yatıyor.

2008 finansal krizi ve neoliberal politikaların çöküşü sonrası toparlanamayan ekonomi, artan kamu borcu (38 trilyon doları aşan), dolar hegemonyasının BRICS ülkeleri tarafından sorgulanması ve doların küresel rezerv para birimi olma özelliğini kaybetmesiyle sanayi üretiminde Çin'in gerisinde kalması, ABD'yi savunmaya itiyor.

Tarih bize gösteriyor ki, hegemon güçler üstünlüklerini kaybetmeye başladıklarında iki yol izliyorlar: “Ya diplomatik yolla yeni bir denge kurmayı kabul ediyorlar ya da askeri güce daha fazla sarılıyorlar.”

Trump yönetimi açıkça ikinci yolu seçti.

Venezuela işgali, bu tercih edilmiş stratejinin ilk büyük uygulaması olarak görülebilir.

Ekonomik çöküş dönemlerinde imparatorluklar genellikle hızlı askeri zaferlerle iç kamuoyunu tatmin etmeye, prestij kaybını telafi etmeye ve kaynaklara el koyarak ekonomiyi canlandırmaya çalışır. Venezuela işgali tam da bu mantığa uyuyor.

TARİHSEL ÖRNEKLER: YARALI DEV SALDIRGANLAŞIYOR

Dönüp tarihe baktığınızda, benzeri örneklerin olduğunu görebilirsiniz.

Roma İmparatorluğu, 3. yüzyıl krizinde iç çelişkileri derinleşirken daha saldırgan genişleme politikalarına yöneldi. İçerideki ekonomik yozlaşma ve sosyal adaletsizliği gizlemek için sürekli genişlemeye ve askeri maceracılığa yöneldi; ancak, bu aşırı yayılma sadece çöküşü hızlandırdı.

İspanyol İmparatorluğu, 16. yüzyılda “altın ve gümüş yağmasına” dayalı ekonomisi tıkandığında, daha fazla “şiddet ve sömürge savaşına” yöneldi ama bu durum kaçınılmaz sonu değiştirmedi.

Osmanlı İmparatorluğu, 19. yüzyılda “Hasta Adam” olarak anılırken Balkanlar'da ve Ortadoğu'da sert askeri hamlelere girişti, ama bu hamleler de yıkılışı engelleyemedi.

Büyük Britanya, 1956 Süveyş Krizi, gücünü kaybeden bir imparatorluğun son saldırganlık hamlesiydi ve o noktada “dünya liderliğini” tamamen kaybettiği tescillendi.

Daha yakın tarihte, Sovyetler Birliği’nin Afganistan işgali (1979-1989), ekonomik durgunluk döneminde yapılan bir askeri macera olarak sistemi içten çökertti.

Bugün ABD, “Süveyş anını” Venezuela üzerinden yaşıyor. Ancak bu seferki saldırganlık, bir sistemin restorasyonu değil, yıkılışının ilanı niteliğinde.

Terminal döneme giren tüm imparatorlukların ortak noktası aynı:

“Ekonomik ve siyasi üstünlüklerini kaybettiklerinde, sorunu askeri güç kullanarak çözmeye çalışıyorlar. Ancak askeri zaferler, yapısal çöküşü durdurmaya yetmiyor. Aksine, kaynakları tüketerek ve uluslararası meşruiyeti kaybettirerek süreci hızlandırıyor.”

Bakmayın siz Trumpgillerin pazularını göstererek giriştikleri güç gösterilerine. ABD, şu anda tam da bu tehlikeli sarmalın içinde.

Küresel üstünlüğü sorgulanan, ekonomik modeli çöken, teknolojik liderliği Çin tarafından tehdit edilen bir hegemon güç olarak, askeri maceralarla durumu tersine çevirmeye çalışıyor.

1945 SONRASI DÜZENİN ÇÖKÜŞÜ

Venezuela’ya saldırı ve işgal çabası, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası düzenin fiilen sona erdiğinin ilanı niteliğinde. Birleşmiş Milletler Anlaşması, egemenlik ilkesi, uluslararası hukuk; tüm bunlar Trump’ın “güç haklıdır” mantığı karşısında anlamsızlaştı.

1945'te kurulan sistem, tüm çelişkileriyle birlikte en azından bazı normlar ve çok taraflı işbirliği mekanizmaları getirmişti. ABD’nin bir devlet başkanını “korsanvari bir yöntemle” kaçırması, “egemen eşitlik” ilkesinin tamamen bittiğini gösteriyor.

Artık ne diplomasi ne de uluslararası sözleşmeler geçerli; sadece “orman kanunları” devrede. Şimdi, çıplak güce dayalı, tek kutuplu (ama bu kez çok daha çaresiz) bir emperyalizme evrilme çabası yaşanıyor.

Bu durum, küresel barış için büyük tehdit ve tehlikeli bir dönemin başlangıcına işaret ediyor.

DEMOKRATİK SOSYALİST MUHALEFET NE YAPMALI?

Demokratik sosyalist partiler ve hareketler için bu yeni dönem, hem “büyük tehdit” hem de “büyük fırsat” sunuyor. Strateji üç temel eksende şekillenmeli:

Birincisi, “uluslararası dayanışma”. Latin Amerika, Asya, Afrika ve Avrupa'daki demokratik sosyalist güçler, ortak bir anti-emperyalist cephe oluşturmalı. Venezuela halkının yanında durmak, yarın başka bir ülkenin işgal edilmesini engellemek demektir.

İkincisi, “ekonomik adalet gündemi”. ABD'nin bu saldırgan politikalarının arkasında “kapitalizmin krizi ve neoliberalizmin çöküşü” var. Alternatif bir ekonomik model ve halklara yeni bir tahayyül sunmadan sadece askeri müdahaleyi eleştirmek yetersiz kalacaktır. Demokratik sosyalist hareket, kaynakların adaletli dağılımı, enerji demokrasisi ve çok kutuplu bir dünya düzeni vizyonunu güçlendirmeli.

Üçüncüsü, “Batı ülkelerindeki kamuoyu çalışması”. ABD ve Avrupa'daki demokratik sosyalist partiler, hem aşırı sağın yükselişine karşı ideolojik bir mücadele yürütmeli, hem de kendi hükümetlerinin emperyalist politikalarına karşı açık ve güçlü muhalefet etmeli, bu politikaların halkların değil şirketlerin ve tekno-otokratların hegemon haline geldiği sermaye çıkarına olduğunu göstermeli.

ORTADOĞU VE TÜRKİYE'YE ETKİLERİ

Venezuela işgali, Ortadoğu için de kritik dersler içeriyor.

Eğer ABD, Latin Amerika'da bu kadar açık bir işgal gerçekleştirebiliyorsa, Ortadoğu'da da benzer hamleleri görebiliriz. Özellikle enerji kaynakları açısından zengin ama ABD çizgisinde olmayan ülkeler risk altında. Bugün ABD’nin İsrail işbirliği ile Gazze, İran ve Suriye’de yürüttüğü strateji ve politikalar da bundan bağımsız değil.

Türkiye için durum daha da karmaşık.

Hem NATO üyesi hem de kısmen bağımsız dış politika izleme görüntüsü veren bir ülke olarak, yeni Monroe Doktrini'nin küresel versiyonunda Türkiye'nin konumu belirsiz. Eğer Erdoğan iktidarı, ABD’yi eleştirip, çok kutuplu dünya düzenini desteklemeyi tercih ederse, Trumpgillerle gerginlik kaçınılmaz olacak ve bugünlerde revaçta olan, “Dostum Erdoğan, dostum Trump” üslubu yerini sert rüzgarlara bırakabilir.

CHP ve Türkiye'deki demokratik muhalefet için ise strateji net olmalı:

“Emperyalist müdahalelere açık karşı çıkış, çok taraflı dış politika, bölge halklarıyla işbirliği ve NATO'nun saldırgan politikalarına mesafe. Aynı zamanda, iç politikada demokratik standartları yükseltmek, ki bu, dış baskılara karşı en güçlü savunma hattı olacaktır. Latin Amerika solunun son 20 yıldaki en büyük başarısızlıkları ve aşırı sağa karşı son dönemdeki yenilgileri halk tabanını güçlendirme çabası içinde olmamasıydı.”

CHP, tarihsel “sol kimliğini” yeniden keşfederek, uluslararası demokratik sosyalist cepheyle bağlarını güçlendirmeli ve Türkiye'nin bağımsız, barışçıl, adil bir dış politika izlemesini savunmalı.

Venezuela’da olanlar, yarın Ankara’nın kapısına dayanacak bir fırtınanın öncü sarsıntılarıdır. Maduro’ya yönelik her türlü haklı eleştirileri saklı tutarak, eğer bugün Venezuela’nın egemenliğini savunmazsak, yarın kendi egemenliğimizi savunacak bir zemin bulamayabiliriz.

BARBARLIĞA KARŞI DAYANIŞMA

Venezuela’ya yapılan bu açık işgal, yeni bir dönemin başlangıcı. Venezuela’da kaçırılan sadece bir çift değil, insanlığın ortak hukuk birikimi. ABD, düşüşünü şiddetle yavaşlatmaya çalışırken dünyayı ateşe atmaktan çekinmiyor.

ABD hegemonyasının son nefeslerini verdiği, uluslararası hukukun çöktüğü, çıplak güç politikalarının hakim olduğu bir dönemi yaşıyoruz.

Ama tarih bize şunu da öğretiyor:

“Emperyalist saldırganlık, çöküşü engellemez, hızlandırır. Hiçbir imparatorluk sonsuza kadar sürmez ve en karanlık an, şafağa en yakın olan andır.”

Demokratik sosyalist hareket, bu karanlık dönemde “umudun ve alternatifin” taşıyıcısı olmalı.

Uluslararası dayanışma, ekonomik adalet ve barış gündemi, sadece ideal değil, insanlığın geleceği için zorunluluk.

Venezuela bugün işgal altındaysa, yarın sıra başka bir ülkede olabilir.

Bu nedenle direnişi küreselleştirmek, emperyalizme karşı ortak cepheyi güçlendirmek ve yeni, demokratik, çok kutuplu bir dünya düzeni için mücadele etmek zorundayız.

Tarih, çöküşün eşiğindeki imparatorlukların son hamlelerinin genellikle en şiddetli ama aynı zamanda en kısa ömürlü olduğunu gösteriyor.

ABD'nin Venezuela macerası da böyle anımsanacak:

“Bir imparatorluğun son, çaresiz ve nihayetinde başarısız çırpınışı olarak.”

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.