Sırbistan’da üniversite öğrencileri 12 yıldır iktidardaki bir otokratı (Aleksandar Vucic) iki yıl içerisinde devirdi.
Şaka değil…
“İktidarın Listesi” değil, hatta “Muhalefetin Listesi” bile değil, “Öğrenci Listesi” seçimi kazandı ve Parlamento'da çoğunluğu sağladı.
Yani anlayacağınız bir öğrenci hareketi hem “iktidarı”, hem de “muhalefeti” aynı anda yendi.
Bu siyaset tarihine geçecek, ülkelere, toplumlara esin kaynağı olacak yeni nesil bir devrim.
Bu sıradan, kolayca geçiştirebileceğimiz bir gelişme değil; dünyada epeydir güçlenen bir dip dalganın, günyüzüne çıkan öncü sarsıntıları...
Ülkeler ve siyasi hareketler için çıkarılacak çok ders var…
Tabi anlamak isteyenler için…
Elbette anlamamakta ısrar edenler için de…
Sırbistan’da her şey, 2024’de Novi Sad kentindeki tren istasyonunda beton sundurmanın çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesinin ardından yükselen protesto dalgasıyla başladı.
Öğrenciler başta olmak üzere halk, “yolsuzlukların, ihmallerin, denetimsizliklerin” peşine düştü.
Bu iki yıllık süreçte lokomotifi ise “üniversite öğrencileri” oluşturdu.
Öğrenciler aylar boyunca protesto ve boykotlar yaparken, bir yandan da fakültelerinde, üniversitelerinde forumlar, toplantılar düzenleyerek yol haritalarını belirlemeye çalıştılar.
İlginç olan, “lider yok”, kampüslerde şekillenen taban hareketiyle her şeyi birlikte düşünüp ve birlikte karar verdiler.
Bu haliyle bile çok önemli bir “toplumsal” ve “siyasi” deneyime imza attılar.
Halkın desteği arttıkça “iktidarın öfkesini” üzerlerine çektiler; “hedef” gösterildiler, “şiddet” gördüler, “dış mihrakların oyuncağı” ilan edildiler.
Ama yılmadılar, direndiler; birlikte tartışmaya, ortak kararlar almaya, birlikte mücade etmeye, halkın genelini paydaş yapmaya, ortak bir kimlik ve ruh yaratmaya devam ettiler.
Aynı siyasi iklimin ve tahterevallinin diğer ucunda oturan “muhalefet cephesi” de seslerini duymayınca ve dertlerine derman olmayınca “kendi siyasi hareketlerini” oluşturmak için düğmeye bastılar.
Hikâyenin bundan sonraki kısmı belki de daha da ilginç ve siyaseten daha da sarsıcı ve öğretici…
Erken seçimde kendi adayları ile yarışmaya karar veren öğrenciler, “kendi ego ve çıkarlarının peşinde koşmayarak”, hiçbir öğrencinin aday olmamasını kararlaştırdılar.
Bununla da yetinmediler, iktidar ve muhalefet partilerinde görev almış tüm siyasetçilere de kapıyı kapattılar.
Sistem partilerinden de ve o sistemden beslenen siyasi kadroları da topluca tasfiye ettiler.
Yepyeni isimlerden oluşan 250 kişilik aday listesini forumlarda birlikte uzlaşarak, oylayarak, ortak irade oluşturarak doğrudan demokrasiyle, geleneksel parti yapılarından tamamen farklı, aşağıdan yukarıya işleyen katılımcı bir modelle belirlediler.
Son derece öğretici olması nedeniyle aday belirleme sistemine ilişkin bir iki ayrıntıyı daha paylaşmamız gerekiyor.
Bu süreçte, üniversitelerin fakültelerinde “plenum” adı verilen öğrenci genel kurulları toplandı. Bu toplantılarda her öğrenci “aday önerisinde bulunma”, “tartışmalara katılma” ve “oy kullanma” hakkına sahipti.
Fakültelerden çıkan isimler üniversiteler arası “ortak değerlendirmeye” açıldı. Adaylara yönelik itirazlar kurullarda tartışılarak “çoğunluk kararıyla” karara bağlandı. Örneğin; Belgrad Üniversitesi Rektörü Vladan Đokić’in adaylığı, 85 plenumdan 43’ünün karşı çıkmasıyla elendi.
Yasallık kazanmak için hareket, bünyesindeki akademisyen ve profesyonellerle bir “Vatandaşlar Grubu” kurdu. Sırbistan yasalarına göre 10 bin imza gerekirken, “Öğrenci Listesi” 70 bin imza toplayarak 250 kişilik nihai listesini Eylül 2026’da seçim kuruluna teslim etti.
Bu özgün siyasi hareketin en önemli yönlerinden birisi de, siyasi baskılardan korunmak ve kişisel hırsların önüne geçmek için tek bir kişiyi bile “siyasi lider” olarak öne çıkarmadı.
Sonunda listedeki 250 adayın tamamı toplumun farklı kesimlerinden “saygın” ve “uzman” yeni isimlerden seçildi.
Adayların yüzde 50’den fazlasını üniversite profesörleri, akademisyenler ve öğretmenler oluşturdu. Listenin birinci sırasında Kardiyolog Prof. Dr. Ilija Srdanović yer aldı. Eski ünlü basketbol yıldızı Dejan Bodiroga, ünlü aktör Tihomir Stanić, eski Sırbistan Ulusal Bankası yöneticisi Dejan Šoškić, mimarlık hocası Marija Maruna ve maden şirketlerine direnen köylü ve işçi liderleri listedeki güçlü isimler arasındaydı.
Adayların yüzde 56’sı erkek, yüzde 44’ü ise kadındı.
Seçim vaatleri de adaylar gibi forumlarda birlikte tartışarak belirlendi ve 11 maddelik “Öğrenci Planı” programıyla seçmenin karşısına çıktılar:
“Yargı bağımsızlığı, kamu şeffaflığı, yolsuzlukla mücadele, emniyette temizlik, eğitim reformu, medya reformu ve özgür medya, liyakatli istihdam, iş kanunu değişikliği, gıda güvenliği, erişilebilir konut ve sağlıkta eşitlik.”
Sırbistan’daki son seçim, yalnızca öğrencilerin ön planda ve odakta olmasıyla dikkat çekmedi, tabanda oluşan halk hareketinin sermaye güdümlü yerleşik, merkezdeki partilerin diri tuttuğu “etnik ayrışmaları” da nasıl yerle bir edeceğini göstermesi açısından da tarihi bir deneyim oldu.
Yugoslavya’nın merkez ülkesi ve etnik parçalanmaların her daim örnek ülkesi olarak işaret edilen Sırbistan’da Öğrenci Listesi, bu paradigmayı da paramparça etti.
Öğrenci Listesi’nin kampanyası ülkenin kronikleşmiş ve derin etnik fay hatlarını sarsarak geleneksel “azınlık-iktidar coğrafyasını” kökten değiştirdi ve farklı etnik kimlikleri “ortak bir vatandaşlık paydasında” bir araya getirme konusunda tarihi bir rol oynadı.
Boşnak ve Macar azınlık da Sırp gençlerle omuz omuza verdi, ilk kez ortak bir mücadele yürüttü.
Sırbistan'da seçimler on yıllardır etnik gerilimler ve milliyetçi söylemler üzerinden kutuplaştırılıyordu. Öğrenci Listesi ise kampanyasını tamamen “evrensel temellere” oturttu.
Kampanyayı tetikleyen Novi Sad tren istasyonu faciası, etnik kökeni ne olursa olsun tüm Sırbistan vatandaşlarının hayatını tehdit eden sistemik yozlaşmanın bir sembolü haline geldi ve “ortak acı ve hesap sorulabilirlik” fikrini siyasetin merkezine oturttu.
Hareket, “etnik kotalar” veya “kimlik pazarlıkları” yerine, aday listesinde maden şirketlerine direnen yerel işçi liderlerinden saygın akademisyenlere kadar toplumun her kesimini kucaklayan “sivil ve liyakatli” bir aday listesi sundu.
Kanımca, on yıllardır etnik acılarla boğuşan Sırbastan’ın bu deneyimi, Kürt sorununa çözüm arayan Türkiye için de incelenmesi, üzerinde düşünülmesi ve dersler çıkarılması gereken yönler içeriyor.
Bu, Kürt sorununu çevreleyen “tüm kesimleri” kapsayan bir imkân ve ödev olarak duruyor.
Daha da önemlisi bu imkân, sorunun etrafında kümelenen yerleşik siyasi kurumsal yapılardan çok Sırbistan’da Novi Sad ve benzeri örneklerde olduğu gibi tabanda “ortak acı ve hesap sorulabilirliği” siyasetin merkezine oturtarak başarılabilir.
Sırbistan’daki bu deneyimin önümüzdeki günlerde birçok haber, yazı, analiz ve araştırma ile Türkiye gündeminde de bolca yer alacağını öngörüyorum.
Sırbistan’daki “öğrenci devriminin” siyasi başarısı, her şeyin başarıldığı ve cennetin kapılarının açıldığı anlamına gelmiyor.
Sırbistan’da öğrenciler, yerleşik siyasi düzene ve onun temsilcilerine çok “güçlü bir itirazı” görünür kıldı; toplumsal bir taban hareketini, yani “halkın varlığını” sahneye çıkardı.
Ama Öğrenci Listesi’nin vaat listesinden de kolayca anlaşılacağı üzere toplumlar, kurulu siyasi düzenlerin yolsuzluklarına, adaletsizliklerine itiraz etse de “onun yerine konulacak olanı” tam olarak tasarımlayabilmiş değiller.
Seçim vaat listesi, onlarca yıldır neoliberal düzenin yerle bir ettiği “kamusal/müşterek bir sistemin” yeniden kurulmasını, yurttaş (kamusal) denetiminin sağlanmasını talep ediyor ve hala toplumlar ideolojik olarak, kendilerini temsil edecek “kamusal siyasi programlarını” arıyor.
Öyle anlaşılıyor ki, tarihin hemen her döneminde benzer örneklerine tanıklık ettiğimiz gibi bu programların tasarımını da toplumlar, halk hareketleriyle “kendi bağırlarından” doğuracaklar.
Bugün Sırbistan’da görünür olan toplumsal itirazın kıvılcımları Fransa’da lise öğrencilerinin isyanında, Arnavutluk’ta, İtalya’da ve hatta ABD’de sokaklarda karşılık buluyor.
“Radikal sağın” ve “faşizmin” iktidar sınırında dolaştığı Avrupa’da ve birçok ülkede “yeni bir sol dalganın” tohumları yeşeriyor.
“Özelleştirmeler”, “finansallaştırma” ve “kuralsızlaştırmayla” dünyanın çivisini çıkaran, toplumları, ülkeleri derin bir borç kirizi ve iktisadi buhrana sürükleyen “neoliberal düzenin” sonuna yaklaşılıyor.
1947’den beri siyasetin merkezine yerleşen ve neoliberal zihniyetin işgali altındaki sol ve sağ siyasi hareketler; “merkez sağ liberal partiler” ve “sosyal demokrat partiler” tarih sahnesinden çekiliyor.
Ülkeler ve toplumlar, çöküş ve buhranla birlikte “iki uca” doğru savruluyor.
2008 krizinden beri “teknoloji kapitalizminin” güçlenmesiyle birlikte küresel “küresel sermaye sınıfı” merkezde boşalan ana siyasi destekçi yapılarını kaybedince “denize düşen yılana sarılır” minvali popülizm diliyle halkları manipüle eden “radikal sağ” ve “faşist” partilere sığınıyor.
ABD’de Trump (MAGA), İtalya’da Meloni (İtalyanın Kardeşleri), Almanya’da AfD (Almanya İçin Alternatif), Fransa’da Le Pen (Ulusal Birlik), İngiltere’de Nigel Farage (Reform UK) hareketleri icraat ve vaatleriyle ülkelere daha fazla ayrışma, kutuplaşma, yoksulluk, eşitsizlik, acı ve gözyaşından başka bir gelecek tasarımı ve umudu sunamıyor.
Savrulmanın diğer ucu ise henüz açık…
Sırbistan’da, Fransa’da, İtalya’da, İspanya’da ve daha nicelerinde yükselen itirazlar ve haykırışlar, “neyin yıkıldığını” gösterse de henüz “neyin kurulacağını” tam olarak içermiyor…
Yıkım sürüyor; tasarım ve inşa arayışı ve mücadelesi de yeryüzünün her yerinde devam ediyor.
Sırbistan ve üniversite öğrencileri dünyaya ve toplumlara bir taban (halk) hareketinin aşağıdan yukarıya nasıl inşa edilebileceğini somut olarak gösteriyor; yeni bir “cesaret”, “umut” ve “esin” kaynağına dönüşüyor.
Otokrasilerle boğuşan toplumlara, “nasıl mücadele edilebileceği” ve “çözüm” konusunda güncel, canlı bir örnek sunuyor.
“Lidersiz”, halkın kendi kaderini bizzat kendi eliyle nasıl belirleyebileceğini somut örnekle gözler önüne seriyor: “Evet, biz yaptık, siz de yapabilirsiniz. Ne iktidara ne de o iktidarı besleyen aynı kültüre bağımlı mevcut muhalefet yapılarına mahkûm değilsiniz” diyor.
Karanlığın şafağı ve daha çok Sırbistan ufukta beliriyor!
Yazının başında dedik ya, Sırbistan’da ülkeler ve siyasi hareketler için çıkarılacak çok ders var…
Türkiye’de de özellikle muhalefet cephesi için…
Ama yerleşik siyasi partiler ve yapıların bu dersleri çıkar(a)mayacağına artık neredeyse eminim!
Kurulu düzene kök salan, o sistemden beslenen, yeşeren yapıların ve kadroların o dersleri çıkaramayacağını artık daha net görüyorum.
İktidar ve muhalefetiyle yerleşik yapıların bir taban hareketiyle toplu tasfiyesine acil ihtiyaç olduğu güncel örneklerle de görülüyor.
Tabela “Yeni” olsa da eskinin kol gezdiği, “önseçim” görünümlü; eş, dost, hısım, akraba “güdümlü ve kontrollü”; “kişisel kariyer, ego, çıkar” peşinde köşe kapmaca oynayan, toplumla organik bir bağı olmayan, böyle de bir dert de gütmeyen “siyaset eşrafı”, iktidar ve muhalefetiyle toplu tasfiye sırasını bekliyor.
Sırbistan bunun nasıl başarılabileceğini gösteriyor…
Ne diyelim, bir “Öğrenci Listesi” de Türkiye’ye gerekiyor!