SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

'Şiddet' değil, 'Yoksulluk' Yasası yapın!

Yazının Giriş Tarihi: 08.05.2011 11:51

Malum, yaşanan olaylar nedeniyle karşılaşma iptal edildi.

Yayıncı kuruluş Lig TV dün saatler boyunca yayın yaptı; olayların görüntüleri sık sık ekranlara getirdi ve bol bol "ahkam" kesildi...

Spor ve futbol adına hiçbir şey yoktu, dün Atatürk Stadı'nın çevresinde...

Futbol adına bir şey söylemek, bir şeyler yazmak da gelmiyor içimden...

Tek aktarmak istediğim, Şansal Büyüka ile Mustafa Denizli'nin "lakırdıları" arasında kaybolan "ektikleri tohumun mahsüle dönüşmesinden" yakındıkları bu koca sorunun altında nasıl kaldıklarına yönelik serzenişleri değil, ama Ertuğrul Sağlam'ın dertli sözleri...

Ne diyor Sağlam?

"Futbol adına değer üretmeye çalışan bizlere, futbolculara ceza kesilmesin, bedeli biz ödemeyelim."

Ama ödeyecekler!...

Yazık ki ödeyecekler...

Kabak, Bursaspor'da futbol adına iyi bir şeyler yapmak isteyen teknik kadro ve futbolcuların üzerinde patlayacak...

*****

Dün Bursa'da yaşananlar tek başına futbolla ve futbol sınırlarında ele alınacak argümanlarla açıklanamaz...

Ve istediğiniz kadar yeni "Sporda Şiddet Yasası" çıkarın ve istediğiniz cezaları kesin bu olayları önleyemezsiniz...

Bakmayın siz, dünden beri TV ekranlarında terennüm eden, İstanbul gazetelerinin köşelerinde "döktüren" kalem erbaplarının "hadi bakalım uygulayın şu şiddet yasasını; bu bir milat olsun" çağrılarına...

İstanbul il sınırları içinde bugüne kadar olup biten hiçbir "nümayişi" milat olarak ele almamış, bu "milattan önce kalma zihniyet" topluluğunun "akil adamlık" rolleri kimseyi kandırmasın...

Bursa'da yaşanan olayları, saldırganlığı, şiddet olaylarını bırakın sporsever olmayı, aklı başında hangi insanoğlu onaylayabilir, hoş görebilir...

Dün Bursa'da yaşandı, tek tek anmaya bile gerek yok, daha önce çok sayıda kentte...

Vali ve emniyet müdürü hatalıymış!

Evet, haklısınız, bence de hatalılar...

İşlerini iyi yapamamış, toplanan topluluğu dağıtamamış, olayları kontrol edememiş ve bu sahnelerin yaşanmasına imkan tanımış olabilirler...

Vali ve emniyet müdürü istifa da edebilir, görevden de alınabilirler...

Ama bu devasa sorun vali ve emniyet müdürünün üzerine boca edilerek çözülemez...

Sanki tez elden Kastamonu valisi Bursa'ya atanırsa sorun çözülecek...

Sanki başka bir vali ve emniyet müdürü "güçlü pazularını gösterse", toplulukları dağıtsa, arka sokaklara itse sorun çözülecek...

Buna olsa olsa "bastırma" denir...

Oysa sistemin yarattığı sorun artık "bastırmalarla" çözülecek gibi değil...

Eğer, bu sorunlar nasıl çözülecek diye bir derdiniz varsa, size tek bir sözcükle yanıt verebilirim: ADALET...

Bakın, adaletle yalnızca Trabzonspor maçından sonra isyan eden Tolunay Kafkas'ın deyişindeki gibi "adil oyun" isteği de değil kastettiğim...

Bir boyutuyla karşımızda, futbol organizasyonunun içinde on yıllara yayılmış ve "merkez üssü" de belli devasa bir sorun ve bu sorunu besleyen bir kültür ve sistem var...

Büyük bir ekonomik düzen içerisine yerleşmiş, menfaat ilişkileriyle entegre edilmiş, kulüp yönetimleri, medya ve taraftarlar arasında "ağını" kurmuş bir çark dönüyor, durmadan...

Ve bu çarka çomak sokmak neredeyse imkansızlaşmış!..

Sistemden beslenenler, sistemin kudretli biçimde ayakta kalmasını sağlıyor...

Futbol oyununun içerisinde adaleti tesis edemeyen, ki etmeleri de neredeyse imkansız olan bu sistem, yaşamın içindeki adaletsizliklerle birleşince dün Bursa'da olduğu gibi kontrolsüz güçle mücadele etmek zorunda kalıyorlar.

Dün sokaktaki nümayişi izlerken, Bursaspor formasını giymiş gençler, sanırsınız ki Beşiktaş taraftarına, maça geliyor olmalarına tepki gösteriyor...

Belki de çoğu, 2004 yılında ne olup bittiğinden bile habersiz...

Ama binlerce gencin kendilerini ifade etmeleri, bir araya gelmeleri ve varlıklarını göstermeleri için artık "Bursa-Beşiktaş husumetinin" bir marka değeri var...

Bu gençleri, bu husumet duygularıyla bir çimento gibi bir araya getiren ve birleştiren başkaca sosyolojik ve ekonomik nedenler var...

Sanmayın ki dün polise parke taşlarını, korkuluk demirlerini fırlatan ve çoğu 15 ile 20 yaş dilimindeki gençlerin öfkelerinin kaynağı Beşiktaş'a duyulan öfke...

'Beşiktaş husumeti' artık bir simge ve her kentte, her takım taraftarının bünyesinde bir 'husumet' kaynağı mevcut.

Taraftar grupları içerisinde toplanan, birlikte hareket eden ve hemen tamamı yoksul, itilmiş, dışlanmış gençlerin, futbolun içine "gömülmüş" bu şiddet, saldırganlık ve isyanı, özünde yoksulluklarına, dışlanmışlıklarına duyulan bir "patlama"...

Futbol programlarında sorunu tartışıp Sporda Şiddet Yasası'yla çözüm arayanlar fena halde yanılıyorlar...

Taraftar grupları içerisinde toplanan bu gençleri, saha kapatmalar, para cezaları veya benzeri cezalarla makul bir futbol izleyici haline getiremezsiniz...

Eğer gerçekten sorun üzerine düşünmek ve çözüm getirmek istiyorsanız, "ben adaleti nasıl sağlarım" derdinin peşine düşeceksiniz...

Ama artık futbolda adaleti sağlamak da sizi kurtarmaz...

Ülkede de adaleti sağlayacaksınız...

Ekonomide, eğitimde, sağlıkta, fırsat eşitliğinde adaleti sağlayacaksınız...

"Sporda Şiddet Yasası"yla değil, "Yoksullukla Mücadele Yasaları"yla çözüm arayacaksınız...

"Çapulcu" demekle ve bu gençleri yok sayarak hiçbir sorunu çözemezsiniz. Bu gençlerin yoksulluklarını, dışlanmışlıklarını anlamayan ve bu gençlere yaşam "adaleti" sağlamayan hiçbir girişim çözüm getirmeyecektir...

Haa, bastırmaksa arayış, bakın onu bilemem...

Keza, bunda pek mahiriz...