SON DAKİKA
Hava Durumu

Sermayenin ETG’si, yoksulların ETH’si!

Yazının Giriş Tarihi: 21.07.2026 00:38
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.07.2026 00:38

“Evrensel Temel Gelir” (ETG) mi, “Evrensel Temel Hizmetler” (ETH) mi?

“Sol”, adım adım “büyük sermaye” eliyle “ETG tuzağına” doğru sürükleniyor.

Bunca siyasi, sosyal ve ekonomik kaos içinde ne kadar dikkatinizi çekiyor bilemiyorum, ama biraz soluklanıp bu “kritik”, hatta “hayati” mesele üzerine kafa yormanızı hararetle öneririm.

Hatta önümüzdeki dönemin “yeni sol hareketleri” ve “yeni partileri” için de bu tartışma bir “turnusol” görevi görecek; eski ile yeni, yıkılan ile yeniden doğuş arasındaki temel ayırıcı unsur olacak.

Aynı zamanda da “toplumsal muhalefetin” kitleşelleşmesinin ve ona enerji sağlayacak yeni “siyasi program” ve “organizasyonun” da özünü oluşturacak.

Neden böyle düşünüyorum?

SERMAYENİN ETG’YE İLGİ VE İŞTAHI ARTIYOR; NEDEN ACABA?

Kapitalizmin krizi derinleşip, gelir adaletsizliği ve eşitsizlikler artınca “Evrensel Temel Gelir” ya da “Vatandaşlık Temel Geliri” kavram ve önerisi “daha çok” ve “daha yüksek sesle” dile getirilmeye başlandı.

“Sol, sosyalist, sosyal demokrat” cepheden gelen önerileri normal karşılayabiliriz de, Silikon Vadisi’nin bağrından çıkmış dev teknoloji şirketlerinin sahip ve yöneticilerinin de bu kervana katılması son dönemde dikkat çekiyor.

Sam Altman (OpenAI CEO'su), Elon Musk (Tesla, SpaceX & xAI CEO'su), Jack Dorsey (Twitter/X Kurucusu & Block CEO'su), Mark Zuckerberg (Meta CEO'su), Pierre Omidyar (eBay Kurucusu), Marc Benioff (Salesforce CEO'su) & Chris Hughes (Meta Kurucu Ortağı) bunlardan sadece birkaç tanesi…

Ne oldu?

Başlarına taş mı düştü de bir anda aydınlandılar ve “hep bana lüp bana” diyen bu güruh “Evrensel Temel Gelir” savunucusu haline geliverdiler!

Şimdi bu kervana, sermayenin ideologlarından (içeriden bir isim) olan, “Kriz Kâhini” ya da ‘Dr. Doom (Kıyamet Doktoru)’ lakaplı ABD’li ekonomist Nouriel Roubini de katıldı.

2010 yılında Bursa’ya kadar “teşrif etmiş” olan Roubini, yapay zeka nedeniyle “temel gelir” ve “sosyalizme” doğru ilerlendiği görüşünde.

Fortune’un haberine göre Roubini, 20-25 yılda nüfusun büyük bir kısmının yapay zeka ve robotlarla yer değişeceğini, dolayısıyla emeklilik yaşını yükseltmenin yeterli gelmeyeceğini söyleyerek, şöyle devam ediyor:

“Herkesin hem çalışırken hem de emekli olduktan sonra yararlanabileceği temel gelir sistemine ihtiyacımız var. Zaten bu yolda da ilerliyoruz. İktidarlar ‘kazananlardan’ vergi toplayarak parayı herkese yeniden dağıtabilir. Temel gelir uygulanacak. Bu bir tür sosyalizm anlamına gelir. Hükümetler büyük teknoloji şirketlerinin bir kısmını devralacak.”

Sosyalizme doğru ilerlendiği tespitini tartışmayı bir başka yazıya bırakarak (çünkü anladıkları ve kastettikleri başka bir şey), “tekno-otokratların” ve “teknoloji kapitalizminin” merkez üssünden “Temel Geliri” sahiplenici önerilere dikkatinizi çekmek istiyorum.

Roubini’nin “Temel Gelir sistemine ihtiyacımız var” derken kastettiği büyük sermayenin hayatta kalma refleksini yansıtmasından başka bir şey değil.

ETG, SOL BİR PROGRAM ÖNERİSİ DEĞİL; BİR TUZAK!

Yazılarımı takip edenlerin hemen anımsayacağı üzere, son dönemde “ETG” ve “ETH” kavram ve tartışmalarına dikkat çekmeye ve ikisi arasındaki derin farklılık konusunda “sol adına” kafa yoranlarda farkındalık oluşturmaya çalışıyorum.

CHP’de Özgür Özel yönetiminin son parti programında da yer verdiği “Temel Gelir” önerisi ve vaadi yeni bir sol program önerisi olarak gündeme getiriliyor ama bu büyük bir tuzak.

Bunu ısrarla ve yüksek sesle dillendirmeye, anlatmaya çalışıyorum.

Artık sesim kime ulaşıyor, nasıl etki yaratıyor bilemiyorum; ama “ETG, cazip bir sol siyasi program önerisi gibi gözükse de, değil!”

Yoksullara, ihtiyaç sahiplerine düzenli, belirli bir “Vatandaşlık Geliri” bağlanması çıplak olarak bakıldığında “insani, vicdani” ve teknolojinin ekonomiyi alt üst ettiği bir dünyada “kaçınılmaz bir adım” gibi gözüküyor.

Peki, neden büyük sermaye sahipleri ve oligarklar da bunu savunmaya başladılar, hiç düşünüyor musunuz?

“Teknoloji kapitalizmiyle” birlikte işsizlik fırtınası esmeye başladı ve “özel mülkiyet rejimi” nedeniyle teknolojinin yarattığı “değer ve zenginlik” sınırlı şirket ve sahibinin elinde toplanıyor.

İnsanlar bir daha “istihdam piyasasına” dönemeyecek şekilde işlerini kaybediyor, işsizlik artıyor, ücret seviyeleri hızla düşüyor.

“Adaletsizlik ve eşitsizliğin” derinleştiği bir dünya kartopu gibi büyüyor.

Böyle bir dünyanın sürdürülemez olduğunu büyük sermaye de görüyor ve sistemi ayakta tutabilmek, toplu bir isyanı önleyebilmek için “ETG”yi onlar da bir çözüm, dahası kendi namlarına bir “kurtuluş reçetesi” olarak görüyor.

Bunu, şimdilerde kendi aralarında da tartışıp, sindirmeye, ortak kabul haline getirmeye çalışıyorlar.

Ama görüyorum ki, ETG’nin “solun geniş yelpazesi” içinde de giderek daha yüksek sesle savunulur olması, bana göre kurulan tuzağa adım adım ilerlemek anlamına geliyor.

Nedir bu tuzak?

ETG PİYASAYI, ETH İNSANI KORUR…

“Teknoloji sermayesi ve tekno-otokratlar” 20. Yüzyılda (özellikle ikinci dünya savaşından hemen sonra), “sosyal demokrasi” ile “sermaye ile emek” arasında bir uzlaşı (denge politikası) oluşturmaları gibi, bugün de benzer bir zemini “ETG” ile sağlamaya çalışıyorlar.

ETG, devletin tüm vatandaşlarına “koşulsuz ve düzenli” olarak “nakit ödeme” yapması demek.

ETH ise “barınma, sağlık ve eğitim” gibi hayati hizmetlerin “herkese ücretsiz” sunulmasıdır.

İkisi arasındaki temel fark, ETG'nin yurttaşa “harcama özgürlüğü” tanıması, ETH'nin ise ihtiyacı “doğrudan karşılamasıdır”.

ETG’de devlet ya da ilgili bir kamu kurumu, ülkedeki herkese “gelir veya çalışma durumuna bakılmaksızın” düzenli aralıklarla “nakit para” sağlar. Bu ödeme “iş arama ya da gelir testi” şartı aranmadan “koşulsuz” ödenir. Para doğrudan “bireyin hesabına” yatar; birey (yurttaş) gıda, sağlık, eğitim, barınma gibi temel ihtiyaçlarını serbestçe piyasadan kendisi karşılar.

İşte büyük sermaye için ETG’yi cazip kılan yön de burası…

“Piyasanın temel işleyiş mekanizması” değişmedikçe yurttaşlara düzenli bir gelirin devlet tarafından ödenmesi “şirketler” açısından sorun oluşturmaz.

Çünkü ödenen bu nakit para, piyasa dinamikleri içinde (artan fiyatlar, enflasyon, vergi ve faiz politikalarıyla) yine sermayeye geri döner.

ETG ödemesi alan yurttaşın gerçek anlamda “refahı, özgürlüğü ve yaşam kalitesi” değişmez; parayı alır ve piyasaya dinamiğine “müşteri olarak” geri döner.

Bugün neoliberalizm döneminde tüm hizmet alanlarını özel şirketlerin ele geçirdiğini ve hatta temel alanlarda “özel tekellerin” oluştuğu göz önüne alındığında, “piyasa”, istediği koşullarda “ETG’li müşterinin gelirini” geri alır.

ETH’nin, geçerli olması halinde ise, her yurttaşın “temel, yaşamsal ihtiyaçlarını” karşılayan mal ve hizmetler (sağlık, eğitim, barınma, ulaşım, su, enerji, iletişim/internet ve bakım hizmeti) “kamu eliyle” tamamen “ücretsiz” ya da “çok düşük bir bedelle” sunulur.

ETH, hizmet odaklı bir modeldir ve yurttaşa doğrudan nakit ödeme yapmak yerine temel ihtiyaçlar ücretsiz ya da ona yakın bir bedelle sağlanır. Tüm yurttaşlar gelirden bağımsız olarak eşit, aynı kalitede hizmete erişir; bunun “rahatlığı, huzuru ve özgürlüğüyle” yaşar.

ETH, bu nedenle “piyasa dinamiğinin” asla çözemediği ve çözemeyeceği “eşitsizliği ve adaletsizliği” önler.

ETG ile yurttaşa bir gelir sağlanırken insani bir sunum yapılmış sanılır, oysa yurttaş piyasa ile başbaşa kalır ve bu “harcama özgürlüğü” içinde elindeki gelir (para) hemen hemen her zaman temel ihtiyaçlarına karşılamaya yetmez.

Bireyler, eline geçen nakitle “beslenme ve barınma” gibi en temel, acil ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken çoğunlukla geriye “eğitim, sağlık” gibi temel ihtiyaçlarını karşılayacak “nakit gelirleri” kalmaz!

ETG’nin nakit parasıyla elde ettiği “harcama özgürlüğü”, gerçek anlamda bir “insani özgürlük” değildir!

ETG’de nakit artışı piyasada enflasyona neden olurken (ki böylece nakit arka kapıdan şirketlere döner), ETH ise hizmeti doğrudan kamudan karşıladığı için piyasadaki spekülatif fiyat artışlarını hem önler, hem de buna imkân tanımaz.

SOL, ETG’Yİ DEĞİL, ISRARLA ETH’Yİ SAVUNMALI

Elbette çok daha kapsamlı bu ayrımı anlatmak mümkün, ama umarım aktardığım bu çerçeve bile büyük sermayenin neden ETG sevdasına tutulduğunu kavramınıza yeterli olur.

Bu noktada önemli olan, “sol politika” ve öneri adına ETG’yi savunmayı bir kenara bırakıp ETH’yi savunmaya geçmektir.

ETG sermayenin hayatta kalma can simididir, ETH ise iflas eden “neoliberalizmi” aşmanın, yeniden “kamusal hizmetlere” ve “kamusal insana” kavuşmanın aracısıdır.

Teknoloji sermayesini ve özel tekelleri ayakta tutacak politikaları savunmak, “sol bir politika” değildir ve yoksulluk içinde yaşamın kenarına itilen milyonların beklediği program da değildir.

“Eskinin kavramları” ve “zihin dünyası” içinde kaybolarak, yeni bir tahayyül yaratma cesareti gösteremeden, 20. Yüzyıl “sosyal demokrasisinin” güncel versiyonunu yaratmaya çalışmakla ve bu tuzağa düşmekle çaresizlik içinde kıvranan milyonların derdine derman olunamaz.

Doğru tedavi için, doğru teşhiş koymanın ne kadar önemli olduğunu söylemeye sanırım gerek yok!

“Yeni”, yeni bir “tahayyül” yaratırsanız “yeni” olur; yoksa sözcüğün kendisiyle değil!

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.