"Butlan Kemal" ile çevresini kuşatan bir avuç muhterisin girişimi ve iktidar yargısı marifetiyle CHP’nin "seçilmiş, mazbatalı, yasal yönetimi" işgal edildi.
Genel Merkezi, banka hesapları "Butlan Kema"in kontrolüne verildi.
Muhtemelen yakında il yönetimlerine yönelik bir takım hamleler de başlayacak.
Özgür Özel’in Kılıçdaroğlu’na ilişkin iktidarın "Butlan Kolları" tanımlaması son derece yerinde.
Kılıçdaroğlu hakkında farklı analiz ve yorumlar yapanlar var, ama son bir yıllık süreçteki tutum, davranış ve girişimleri “bir olay örgüsü, bir algoritma” içinde değerlendirdiğimizde durumu salt Kılıçdaroğlu’nun "ego ve ihtiraslarıyla" açıklamak yanıltıcı olur.
Olay mahallinden toplanan tüm deliller, bu sürecin "eşgüdümlü, bilinçli ve planlı" bir şekilde organize edildiğini gösteriyor.
Bu eşgüdümlü sürecin bundan sonra da sürdürüleceğine emin olabilirsiniz.
Satranç üzerinden benzetme yapacak olursak iktidar oyunu ve güç mücadelesinde Butlan kararı ve Kılıçdaroğlu hamlesi bir “kale” hamlesi olarak görülebilir; arkasına aldığı “piyonlarla” birlikte!
Emin olun “vezir düşürme hamlesi” hayalleriyle yanıp tutuşuyorlar ve önümüzdeki günlerde “şah” diyecek hazırlığı yapıyorlar.
Ama işte otoriterleşen rejimlerde işler tıkır tıkır işliyor, plan ve hedefler çalışıyor gibi görünse de ne hayatın, ne de tarihin gerçekliği hayallerdeki gibi işlemiyor.
Bir binanın dışına çıkardığınız “bir genel başkan”, bir saat sonra Meclis’in önünde bir panzerin üzerinde “yeni bir lidere” dönüşebiliyor, hiç hayal etmemiş, hesaba katmamış olsanız da…
Peki, bundan sonra CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel ve parti kurmayları ne yapacak; nasıl bir yol izleyecek?
Elbette tüm olasılıklar değerlendirilip, strateji geliştiriliyordur.
Açıkçası bu kadar büyük baskı ve kuşatmaya karşı bugüne kadar çok yerinde hamlelerle karşılık verildi.
Zaten bunun içindir ki iktidarın baskısı ve kuşatması giderek dozajını artırdı; Özgür Özel ve CHP’nin iktidar yürüyüşünü durdurmaya, geriletmeye çalıştı.
Evet, genel başkanlık koltuğu, genel merkez binası, parti otobüsü, banka hesapları gitti; ama toplumsal meşruiyet ve halkın rızası Özgür Özel ile birlikte taşınmaya ve büyümeye devam ediyor.
Özgür Özel bundan sonra “Parlamento”yu ana üs (genel merkez gibi) kullanmaya başlayacak; ama esas olarak yine sokaklarda ve meydanlarda olacak.
Özel, ilk etapta mevcut delegelerin imzalarıyla olağanüstü kurultayın toplanması için hamle yapacak. Yine pek muhtemel ki “Butlan Kemal” ve ekibi bunu engelleyecek; üstelik parti tüzüğüne, yasalara aykırı olsa da.
Bu tavırları da partiyi işgal edişlerinin eylem ve ruhuna çok uygun bir yol olacak.
Bayram mesajlarında da bu yönde işaretler verdi zaten.
Sanırım, bu derece nefret objesi olmayı göze almış bir eylemin içine girmiş bir kişinin 45 gün sonra yapılacak bir kurultayla parti yönetimini tekrar Özgür Özel’e vermesini kimse beklemiyordur.
Ama Özgür Özel’in sonuç alamasa bile, elindeki tüm siyasi ve yasal imkanları önümüzdeki haftalarda tüketmesini ve “Butlan Kemal”in CHP’yi işgal kararlılığını yeni tutum ve tavırlarıyla hem CHP tabanına, hem de genel kamuoyuna teyit etmesi, sağlamasını yapması beklenmeli.
Kılıçdaroğlu’nun kurultayı toplamayacağının anlaşılması ve ayrıca yargı üzerinden Özgür Özel ve çevresindeki kurmaylarının dokunulmazlığının kaldırılması için Parlamento’da harekete geçileceğine de emin olabilirsiniz.
Yani “Butlan Kemal” yönetimi, iktidarın ve yargının lojistik desteğiyle mengeneyi sıkılaştırmayı deneyecektir; biraz da buna mecburen sürüklenecek!
CHP’ye yönelik bu baskı ve kuşatma hareketi, gerek CHP tabanında gerekse genel olarak toplumsal muhalefette zaman zaman moral bozukluğu etkisi yaratsa da, bir kez daha bu baskıların bumerang gibi siyasi iktidara geri dönmesi kaçınılmaz.
Baskı ve operasyon hamlelerinin “kavram, söylem ve dayanakları” ne olursa olsun, halk nezdinde karşılığı “siyasi mağduriyet” üretmekten başka bir sonuç doğurmuyor.
Doğrusu, Özgür Özel’in son derece gerilimli, derin buhranlara evrilebilecek kriz anlarını, son derece stratejik hamlelerle aşmayı başarması, bir çatışma ortamına sokmaması toplumsal rızanın, desteğin giderek etrafında toplanmasına ve büyümesine vesile oluyor.
Üstelik bunu sokaklarda, halkı arkasına alarak adım adım inşa ederek yapıyor.
Benim analizim ve yorumuma göre, geldiğimiz eşik Erdoğan iktidarı ve Özgür Özel’in liderliğindeki muhalefet için hayati, kritik bir eşik.
Erdoğan, kurulacak bir sandıktan halk iradesini ve desteğini alacak, toplumsal rızayı yeniden üretecek imkân ve koşulları artık kaybetti.
Bu, nereden bakarsanız bakın artık kesin.
Erdoğan’ın eğer varsa tek şansı, mecburen kuracağı sandığa muhalefetin güçsüz, kendi içinde çatışan birden fazla muhalif isimle gitmesi olacaktır.
Ancak tüm kozlarını oynamasına rağmen bunun için de istediği mesafeyi alamadığı ve alamaması yüksek bir olasılık.
Katedilen mesafe, yol boyunca yaşanan vakalar, muhalefeti bastırmak için harcanan kaynakların yarattığı ekonomik kriz, halkın iktidardan uzaklaşmasını, muhalefetin yanında tutumunu kemikleştirmesini sağladı.
Bundan sonra ne olabilir ve olasılıklar neler?
Biraz önce de vurguladığım gibi, eğer mümkünse Özgür Özel’in TBMM’deki Grup Başkanlığı’na yönelik ve milletvekili dokunulmazlıklarına yönelik hamle yapılacak. Paralel olarak, Özgür Özel ve çevresindeki isimlerle ilgili partiden ihraç girişimi başlatılacak. Grup Başkanlığı’nın bu vesileyle düşürülmesi hedeflenecek.
Muhalefet için bu noktaki “stratejik akıl”, bugünden öngörülebilen bu hamlelere ilişkin sürekli “kaygı ve pisikolojik gerilim” yükü taşımak yerine, gerçekleşeceği ana ve sonrasına ilişkin stratejik yolu bugünden planlayabilmek ve yönetebilmektir önemli olan. Artık “bu kadarı da olmaz” diyebileceğimiz bir hukuk ve siyasal sistem içinde değiliz.
CHP içindeki öfkeli çıkışlara rağmen Özel’in partide kalma ve mücadele kararlılığı bu aşamada son derece doğru ve yerinde.
“Butlan” gibi bir kararı tesis etmeyi başaran “akıl tutulması” Özgür Özel’in Grup Başkanlığı’nı da elinden almayı başarırsa, etkisi ve katkısı toplum nezdinde iktidarın meşruiyet kaybına yeni tuğlalar eklemesinden başka bir siyasi sonuç doğurmayacak.
Ha keza, dokunulmazlıkların kaldırılması girişimi ve hatta kaldırılarak tutuklamalara gidilmesi de bu süreci tahkim edecek.
(Bu araya küçük bir not ekleyelim. Kim bilir, yıllar önce dokunulmazlıkların kaldırılmasını kolaylaştıran anayasa değişikliği yalnızca Selahattin Demirtaş ve Kürt siyasetçilerini değil, bugünleri de öngörerek ve hedefleyerek Kılıçdaroğlu desteğiyle gerçekleşmiştir. Şimdi anladınız mı parti içindeki tüm itirazlara rağmen Kılıçdaroğlu’nun hararetle ve “tıpış tıpış” neden desteklediğini!)
Devam edelim…
Aslında iktidarın bu baskı ve kuşatmalarının “muhalefeti siyasi bir seçenek olarak araçsız, yol ve yöntemsiz” bırakacağına, siyasi alana mutlak hakimiyet kuracağına ve rejimin artık değişmemek üzere yeni bir tahkimat aşamasına ulaştığına emare olarak görülse de, iktidar açısından kontrol edilmesi ve yönetilmesi neredeyse imkânsız bir “ekonomik, toplumsal ve siyasi iklimi” tesis edecek.
Özgür Özel’in şu ana kadar inşa ettiği “siyasal direniş hattı” siyaseten neyle karşılaşırsa karşılaşsın, yeni bir liderlik ve direniş eşiğini de inşa etti; “toplumsal psikilojiye ve sosyolojiye” bunu dokudu.
CHP’ye yönelik bu topyekûn saldırı, “lidersiz ve kadrosuz” bırakma çabası, otomatik olarak iktidara yönelik yeni ve yeniden bir toplumsal rıza mekanizmasını çalıştırmayacağı gibi, her baskı hamlesiyle yükselen “toplumsal huzursuzluk, gerilim ve arayış”, çok hızlı biçimde o ana uygun çözümü kendi içinde geliştirecek.
Bunların neler olacağı, bugünden yüzde yüz öngörülemeyeceği gibi, rejimin atacağı adımların niteliğine göre reaksiyoner biçimde üretilecek.
Bu arada, “Butlan Kemal” ve ekibinin hızlıca kurultaya gitmeyeceğinin anlaşılması önümüzdeki gün ve haftalarda Kılıçdaroğlu çevresinde gevşek bağlarla bağlı kalan bazı milletvekili ve partinin etkili isimlerinin de kopmasına vesile olacak.
“Butlan Kemal”in hiçbir siyasi ve toplumsal karşılığının olmadığı, tek işlevinin “iktidar ve Erdoğan’ı kurtarmak olduğu” netleştikçe ve O’nun yanında yer almanın bir siyasi mefta haline gelmek olacağı kavranıldıkça bu eğilim kuvvetlenecek.
İktidar temsilcileri ve medyasının dil ve söylemiyle birlikte “Butlan Kemal” ekibini çevreleyecek siyasi atmosfer CHP tabanı ve toplumsal muhalefetle arasını daha da açacak.
Kılıçdaroğlu ve iktidarın ise önümüzdeki günlerde milletvekilleri, belediye başkanları, örgüt yöneticilerini hedefleyen CHP içindeki temel siyasi manevraları “ikili ruh hali” yaratmak ve tercihe zorlamak olacak.
Eğer becerebilirlerse, Özgür Özel ve kadrolarının iktidarı değiştirme umut ve imkânın kalmadığı ve “Eğer siyaseten var olmaya devam etmek istiyorsanız Kılıçdaroğlu’na yanaşın, biat edin” duygu ve algısı hâkim kılınmaya çalışılacak.
Doğrusu, bu girişimle sarsılacak, yalpalayacak, pozisyon alma tereddütü yaşayacak, arafta kalacak mutlaka bazı isimler olacaktır.
Sırf bu nedenle bile, stratejik bir akıl içeren, sabır ve sebat ile hareket edilip “hemen ayrılıp yeni bir parti kurulsun” düşünce ve duygusuna sürüklenmemek gerekiyor.
Özgür Özel’in dediği gibi, 21 Mayıs 2026 bir milat ve Türk siyasi tarihindeki yerini aldı; CHP, “yasal olarak” tabelası halen asılı duruyor olsa da “fiilen” kapatıldı.
CHP’yi bölen, parçalayan algıyı Özgür Özel ve arkadaşlarının üzerine yıkılamamalı; toplu bir ayrılıkla CHP’nin “fiilen” de açık kalmasını sağlayacak bir “hukuki ve yasal” dayanak ve boşluk sunulmaması oldukça kritik.
Eğer istiyorsa ve becerebiliyorsa bu görevi, Özgür Özel ve öteki partilileri ihraç ederek “mazbatası olmayan, atanmış Butlan Kemal” üstlenmeli. Bunun tüm “siyasi ve psikolojik yükü” Kılıçdaroğlu’nda ve ona omuz veren iktidarda olmalı. Kılıçdaroğlu, “mazbatasız ve siyasi iktidarın kontrolündeki sürecin yükünü” tamamen üstlenmeli; bu CHP’nin fiilen kapanma halinin “mühürlenmesi” ve yepyeni bir dönemin başlamasının anıdır.
Bu sayede “toplumsal rıza ve meşruiyetin” Özgür Özel ve muhalefetin cephesini büyütmesine fırsat verilmeli.
Emin olun, ne tür hamle yapılırsa yapılsın, yeni bir partide yola devam etmek ya da kimsenin şu anda öngörmesine bile gerek olmayan yepyeni bir çözüm bulma imkânı ve fırsatı var.
Tüm karamsarlık senaryolarına karşılık bunu söylüyorum.
Hani Victor Hugo’nun o ünlü sözündeki gibi: “Vakti gelmiş bir düşüncenin önünde hiçbir ordu duramaz.”
Unutulmamalı ki, vakti gelmiş bu toplumsal ve siyasi mücadelede “hattı müdafaya değil, sathı müdafaya” odaklanmak esas olmalı; hattın düşmesi yenilgi değildir!
Hâsılı, yazı biraz uzun oldu ama şöyle bitirelim…
Bu badireli günler zaman zaman belki içinizi kararıyor, karamsarlığa kapıldığınız anlar oluyor.
Çekilen bu acılar içinde Özgür Özel, ülkemize bir armağan veriyor; emekle, terle, mücadeleyle kurulan Cumhuriyet’i, yine halkın kendi elleriyle yürüttüğü mücadeleyle gerçek bir demokrasiyi kurmasına öncülük ediyor, imkân tanıyor.
Ankara’da, İzmir’de ve muhtemelen önümüzdeki günlerde farklı kentlerde halkımız kendi elleriyle, kendi alın teri ve mücadelesiyle, “hukukun, adaletin, özgürlüklerin” değerini içselleştirerek demokrasiyi inşa ediyor.
Cumhuriyet ile demokrasiyi taçlandırdığımızda ülkemizin önünde yepyeni ufuklar açılacağına emin olabilirsiniz.