SON DAKİKA
Hava Durumu

Özgür Özel’in İthaka (iktidar) yolculuğu: ‘Evet’ demek, ‘teslim olmak’ değil!

Yazının Giriş Tarihi: 11.08.2026 16:54
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.08.2026 19:14

Bugünlerde Türkiye siyasetindeki çalkantıya bakınca kendimi film sahnelerinden alamıyorum.

Süreç baş döndürücü!

Sergio Leone’nin “İyi, Kötü, Çirkin” filminin meşhur final sahnesindeki “Meksika Açmazı”ndayken bir gün sonra kendimi Christopher Nolan’ın “The Odyssey” filminde buldum!

YENİ Parti lideri Özgür Özel’in TBMM’deki tarihi konuşmasını ve “evet” ile “hayır”ı harmanlayarak üstlendiği tarihi sorumluluğa tanıklık edince, Nolan’ın yakın zamanda gösterime giren “The Odyssey”in yolculuğu canlandı gözümde!

“Bir lider, asıl hedefine ulaşmak için ne kadar tavizden, ne kadar yanlış anlaşılmadan, ne kadar sabırdan geçmeyi göze alabilir?”

Christopher Nolan bu mitolojik filmde, bize Truva Savaşı’ndan dönen yorgun bir kahramanın “canavarlarla” değil, aslında “kendi kibri” ve “zamanın acımasız maliyetiyle” olan savaşını anlatır.

Doğru, Özgür Özel’in “evet” yönündeki tavrı kendi tabanı ve kamuoyunun bir bölümünde “derin”, yer yer “sert” tartışmalar, kimi zaman “duygusal kırılmalar, sarsıntılar” yarattı.

Ama, sakince bir durup düşünmekte yarar var…

Bana göre, Özgür Özel’in sergilediği “liderlik ve strateji”, tam da Odyssey’deki bu mitolojik labirentin modern siyaset sahnesindeki izdüşümü niteliğinde.

Anlatmaya ve birlikte düşünmeye çalışalım…

Odysseus’u efsane yapan şey “kılıcı” değil, “zekâsıydı.”

Truva’yı fetheden o dev ahşap at, “efsanevi bir sembol” olmaktan çok, düşmanı yanıltmaya yönelik “pratik bir askeri manevradan” ibarettir.

Yani zafer, “cepheden” gelmiyor; “içeriden”, sabırla, “doğru zamanı bekleyerek” geliyor.

Özgür Özel’in “Terörsüz Türkiye” sürecinde hazırlanan çerçeve yasasına yaklaşımı da “benzer bir mantık” taşıyor.

Süreci defalarca eleştirdi; teklifin “özensiz”, “kötü hazırlanmış” ve birçok “yasal ve teknik eleştiriye” açık olduğunu söyledi; görüşmelerin “şeffaflıktan uzak” yürütüldüğünü dile getirdi ve dün Meclis kürsüsünde “Bu yasaya ‘hayır’ deme hakkına en çok biz sahibiz, çünkü süreç boyunca en ağır saldırılara uğrayan bizdik” dedi.

Ama sonunda masaya oturdu, komisyona katıldı ve TBMM’de teklife “evet” dedi.

Bu, “teslimiyet” değil; “içeriden etki etme” stratejisiydi.

Tıpkı Odysseus'un “düşmanın kalesine” bir “hediye gibi” girmesi gibi, Özel de eleştirilerini masaya taşıyarak sürecin bir parçası olmayı seçti.

Özel, iktidarın süreci kapalı kapılar ardında ve samimiyetsizce yürütme kibrine rağmen, masayı devirmeyerek stratejik bir zekâ sergiledi: “O masa Erdoğan'ın masası değildir, milletin barış umutlarının masasıdır.”

Tıpkı Odysseus'un fırtınalı denizlerde geminin rotasını korumak için “duygularını” bir kenara bırakması gibi, Özel de partisinin “kurumsal aklını”, “siyasi öfkenin” önüne koydu.

“HİÇ KİMSE” OLMAK: ELEŞTİRİRKEN EVET DEMENİN USTALIĞI

Odysseus’un en ünlü hilelerinden biri, dev Polyphemus’un mağarasında kendini “Hiç Kimse” diye tanıtmasıdır. Bu, aslında “güçsüzlük” değil, “hayatta kalma” zekâsıdır; düşmanının gözünde küçülerek, “asıl gücünü” saklayarak geçiş yapmanın yoludur.

Özel’in “milletin barış hakkının önünde durmayacağız” söylemi ve duruşu da buna benziyor.

“Bir anne daha evladının tabutuna sarılmasın diye teklifi destekleyeceğiz” diyerek, kendi partisinin ve tabanının itirazlarını gögüsleyerek “toplumsal vicdana” seslendi.

Bu, bir “teslim oluş” değil; muhalefetin, “barışın karşısındaki parti” damgasından kaçınarak asıl mücadele alanını (demokratikleşme talebini) koruma manevrası özünde.

Nitekim Özel bunu açıkça ifade de etti.

Teklifin altıncı maddesinden sonra gelen yedinci kısmın esas olarak “demokratikleşme” olduğunu vurgulayarak, “barış sürecini kabul etmenin ötesinde”, sürecin ardından gelecek “siyasi taleplerin zeminini” şimdiden hazırladı.

SİRENLERİN ŞARKISI: POPÜLİZME DİRENMEK

Odysseus’un yolculuğunun en ikonik anı, büyüleyici sesleriyle gemicileri ölüme sürükleyen “Sirenlerin” karşısındaki duruşudur.

Odysseus, “Sirenlerin” ölümcül şarkısını dinlemek için kendini gemi direğine bağlatır; cazibeye kapılmadan, ama onu tamamen de reddetmeden, kontrollü bir şekilde deneyimler.

Odysseus kendini direğe bağlatır ama adamlarının kulaklarını “mumla” tıkar.

Özgür Özel’in Çerçeve Yasa kararında uyguladığı "Yöneticiler ‘evet’ diyecek, milletvekilleri bölgelerinin ve seçmenin sesine göre serbest oy kullanacak" formülü tam bir “modern siren” sınavı gibi.

Özel, parti içi muhalefetin veya tabandan yükselen sert eleştirilerin (Siren seslerinin) partiyi bir “bölünme” ya da “iç savaşa” sürüklemesini engellemek için “kurumsal liderliğini feda etmeden” esnek bir alan açtı.

Sonuçta birçok milletvekili “hayır” oyu kullanırken, Özel liderlik direğine kendini bağlayarak tarihsel sorumluluğu üzerine aldı: “Türkiye'nin geleceğini açacak sorumluluğu üstleniyorum.”

Oysa Türkiye siyasetinde “hayır” demek, “kolay ve güvenli” bir popülist tercih olabilirdi.

Yalnızca “kendi koltuğunu” ve iktidar hedefi içermeyen “kişisel konfor alanını” seçseydi, kendi tabanının bir kısmının ve toplumun bir kesiminin tepkisinden kaçınarak, “milliyetçi” refleksle sert bir muhalefet pozisyonu alması mümkündü.

19 Mart’ta bir hafta Saraçhane’de nasıl direndiyse, 24 Mayıs’ta Genel Başkanlık koltuğundan kalkıp nasıl Meclis’e yürüdüyse, YENİ Parti’nin dümenine geçip nasıl kararlılıkla gemisini asıl hedefe doğru yönelttiyse…

İthaka’ya (iktidara) yolculuğuna devam etti!

Yani Özel bu şarkıya kapılmadı; ne tamamen “sürece teslim oldu” ne de kendini “tamamen karşısına” koydu.

ZAMANIN GÖRELİLİĞİ VE İTHAKA’YA (İKTİDARA) YÜRÜYÜŞ

Bilenler bilir, Nolan sinemasının kalbi “zaman” kavramıdır…

Odysseus yıllarca evinden uzak kalırken, Penelope İthaka’da sadakatle bekler; talipleri oyalar, zaman kazanır, kimseye teslim olmaz.

Ama bu bekleyiş, “pasif” değil, “aktif” bir direniştir.

Özel, partisi içinde de benzer bir denge kurmaya çalışıyor.

“Milletvekillerimiz sorumluluklarıyla davranacaklar, herkes tabanına göre bakacak” açıklaması, tabanın “farklı hassasiyetlerini” gözeten, “merkezi bir dayatmadan” kaçınan bir yönetim biçimi.

Aynı Penelope’nin taliplerine karşı sabırla dokuduğu ve söktüğü kumaş gibi, “siyasi söylem” de her gün “yeniden örülüyor”, süreç ilerledikçe yeniden şekilleniyor.

Özgür Özel de kararını savunurken bugünün kısa vadeli “anket hesaplarına” veya “anlık siyasi rüzgarlara” göre değil, “zamanın göreliliğine” vurgu yaparak konuştu:

“Yarın bu ülkeyi yönetecek olan da biziz. Bu ülkenin 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl sonrasını düşünme sorumluluğunu yüreğimizde hissediyoruz.”

Özel’in “evet” stratejisi, iktidar hedefine (İthaka’ya) yürüyen bir liderin, yarın ülkeyi yönettiğinde kucağında bulacağı en kronik sorunda bugünden devlet ciddiyetiyle sorumluluk alması hamlesidir.

İTHAKA: ASIL HEDEF NERESİ?

Odysseus’un yolculuğunun anlamı, “varış noktasında” değil, o yolda kazandığı “olgunluktadır.”

Şair Kavafis’in ünlü dizesinde seslendiği gibi, “İthaka sana bu güzel yolculuğu verdi, o olmasa yola hiç çıkmayacaktın.”

Özel için de Çerçeve Yasası’na verilen “evet” oyu bir “varış noktası” değil, “daha büyük bir yolculuğun” (demokratikleşme, adil yargı, siyasi eşitlik taleplerinin) bir durağı.

Nitekim teklif TBMM'de 592 milletvekilinden 467’sinin evet oyuyla kabul edildi; ama bu tabloyu Özel söyleminde bir son değil, “yeni bir mücadele zemininin” başlangıcı olarak konumlandırdı.

YENİ Parti lideri, tıpkı yaşlı bir dilenci kılığında sarayına sızıp düşmanlarını tartan Odysseus gibi, bu riskli barış yasasına omuz vererek aslında “iktidarın samimiyetini” ve “kibrini” halkın önünde test ediyor.

Siyasette “sabır” çoğu zaman “zaaf” değil, en “keskin silahtır.”

Özgür Özel’in Çerçeve Yasası sürecindeki tavrı, tam da bu:

“Eleştirmek” ama “yıkmamak”, “itiraz etmek” ama “masadan kalkmamak”, “kısa vadeli alkışı” değil “uzun vadeli meşruiyeti” önceleyen bir strateji.

Velhasıl, Özgür Özel dün gece Meclis salonunda kolay olan “kesin reddi” değil, “fırtınalı denizin dalgalarıyla” boğuşmayı seçti.

Çünkü o da biliyor ki; bu topraklara “barış ve huzur” getirmeden, hiçbir lider gerçek anlamda “evine”, yani “toplumsal uzlaşmanın merkezine” ulaşamaz.

Belki de asıl soru şu: Her Odysseus’un bir İthaka’sı var. Türkiye siyasetinin İthaka’sı neresi ve bu yolculuğun sonunda kim, gerçekten eve dönebilecek?

Sosyal medyada ateş püskürüp, isyan bayrağı çekerken bunları da düşünün…

İsyankârlığın büyüleyici “sirenlerine” kapılıp ölüme sürüklenmeden!

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.