SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Neye üzülüyorsunuz? Sefalete mi, sefaletin sahilde görünmesine mi?

Yazının Giriş Tarihi: 09.06.2019 18:47

Suriyeliler ve sosyal medyadaki tartışmalarla ilgili bir yazı yazmıştım ki, Mudanya Belediye Başkanı Hayri Türkyılmaz'ın Twitter'da yaptığı açıklama üzerine geldi ve "Suriyeliler" tartışmalarını alevlendirdi.

Önce Türkyılmaz'ın Mudanya sahillerine yönelik zabıtanın "Suriyeli operasyonuyla" eş zamanlı paylaştığı mesajını anımsatalım:

"Hiç kimsenin başkalarını rahatsız etme, özgürlüğünü engelleme hakkı yoktur. Bizim çocuklarımız şehit olurken, analarımız ağlarken, ekonomimiz kötüye giderken onların zevki sefa içinde yaşamaları ve bizim insanımızı rahatsız etmelerine tahammül edemeyiz."

Öncelikle şunu vurgulamalıyım; "sosyal demokrat" bir partiden seçilmiş bir belediye başkanı için son derece talihsiz bir açıklama olmuş!

Hangi bilgilendirme ve ruh hali içinde Hayri Türkyılmaz bu mesajı yazdı bilmiyorum ama umudum odur ki, bu mesajına açıklama getirecek ve düzeltecektir. 

Her bir sözcüğü üzerine uzun uzun tartışılabilecek bu mesajda en çok "ekonomimiz kötüye giderken onların zevki sefa içinde yaşamaları" vurgusu dikkatimi çekti.

Açıkçası, sosyal medyada ve haberlerde de sıkça paylaşılan fotoğraflara bakınca "sahil kenarında olmaları/görünmeleri" dışında ben bir "zevki sefa içinde bir hal" göremedim. Aksine, derme çatma çadırlar, rastgele iplere dizilmiş çamaşırlar ve garibanlık içerisindeki çocuklara bakınca ben bir "sefalet" görüyorum.

Ayrıca bizim ekonomimizin kötüye gitmesiyle sefalet içindeki Suriyeliler'in sahilde olmaları arasında nasıl bir "zevki sefa" olma bağıntısı var anlayamadım.

Sosyal medyadaki paylaşımlara ve yorumlara bakınca Hayri Türkyılmaz'ın açıklaması "Suriyeliler" konusunda bunalmış geniş bir kitlenin "yüreğini soğutmuş"...

Kanımca Türkyılmaz'ın mesajının içeriğini bile önemsemeden birçok insan bu "bunalma halinin teşvikiyle" coşkunca "yaşa, var ol, destekliyorum" tarzında paylaşımlar yapıyor.

Açıkçası çokça şaşırdığım insanlardan ve çevrelerden de benzer paylaşımlar, yorumlar okuyunca büyük üzüntü yaşadığımı paylaşmak istiyorum.

Bütün tartışmanın özünün "sahilde rahat rahat denize giremiyoruz" ya da "Suriyeliler sahile akın etti, manzaramız, görüntümüz kapandı" odağında olması da üzücü.

Elbette bu durumun sorumlusu, bu durumdan şikayetçi olan vatandaşlar, Bursalılar değil. Bu sefalet görüntülerinden, sokaklardaki, sahillerdeki bu karmaşıklıktan, sağlıksız durumdan şikayet etmeleri de eleştirilecek bir şey değil.

Ama bu tartışma sürecinin ve gündeme geliş şeklinin Suriyeliler'in yaşadıkları sefalet halini bastırarak ve çoğunlukla yok sayarak, "konfor alanımız zarar görüyor" önceliğiyle gündeme gelmesini kabul edemiyorum.

İnsanların sefaletini görmeden, o sefaletin sahilde görünür olmasından öncelikle rahatsız olunmasını vicdanım kabul etmiyor.

Şimdi soruyorum, kaç kişi, kaç gazeteci gidip bu sahillerdeki Suriyeliler'le konuştu, haberlerini yaptı? "Neden bu sahile geldiniz, neden burada derme çatma biçimde yaşıyorsunuz", diye kim sordu? "Ne yiyor, ne içiyorsunuz, nasıl yaşıyorsunuz" diye kimler haberini yaptı da biz okumadık.

Bu düzensiz halde, kendi başlarına yaşam mücadelesi veren insanların "mültecilik" hallerine çözüm bulmaya, yönlendirmeye hangi kurum, hangi belediye çalıştı, çaba gösterdi de bizim haberimiz olmadı? 

Herhalde Hayri Türkyılmaz düzenleyeceği basın toplantısında "sahil" sınırlarının dışına çıkarak bu konuda kamuoyuna tatmin edici, "bravo başkan" dedirtecek açıklamalar yapacaktır! 

Konunun nasıl "sahile kadar" dayandığını, bu konuya çözüm bulmak için belediyenin son 5 yılda ne tür çalışmalar yaptığını, hangi kurumlarla nasıl işbirlikleri gerçekleştirdiğini, çaba gösterdiklerini; nelerde başarılı olduklarını, nelerde neden başarısız olduklarını örnekleriyle anlatacak, "sosyal demokrat" bir belediye başkanı olarak çözüm önerilerini de kamuoyuyla paylaşacaktır.

Yanlış bilmiyorsam Türkiye'de 3,7 milyon, Bursa'da ise 170 bin civarında Suriyeli yaşıyor.

Başka ülkelere ne kadar Suriyeli sığındı bilmiyorum; ama yüz binlercesinin, milyonlarcasının son 7-8 yılda Suriye'de öldüğünü biliyorum.

On yıllardır yaşadıkları topraklarda sabah Ruslar, akşam ABD'liler bomba yağdırırken, yaşadıkları köyü sabah bir cihatçı grup, akşam da başka bir grup ele geçirirken ve dahi toprakları uluslararası bir savaş arenasına dönüştürülürken, üstelik ülkemizin uyguladığı dış politika yanlışlarıyla bu tabloda önemli bir sorumluluğu varken, "neden ülkemize geldiniz, katliamdan kaçtınız" demek kadar yanlış bir düşünce ve ruh hali olamaz.

Sıklıkla dile getirilen bir yaklaşım da şu: "Suriyeliler ülkelerinde mücadele etmek yerine neden kaçıyorlar?"

Birincisi, ülkelerinde kalıp mücadele edenler de var zaten...

İkincisi, "Vahşetin kol gezdiği bir ortamda neden ölmeyi değil de yaşamayı seçtin?" gibi gayri vicdani bir suçlama olamaz.

Kaldı ki Türkiye'nin son yıllarda içine girdiği siyasi, ekonomik, sosyal koşullardan dolayı kaygı duyup, ülkede Suriye'dekine benzer bir savaş dahi yokken, mücadele etmeyi bir kenara bırakarak yurtdışına göç etmeyi tercih eden yüzbinlerce kişi gerçeği varken...

Kendisi ve çocukları için duydukları gelecek kaygısıyla yurtdışına göç etme fırsatları arayan, en azından hayaller kuran milyonlarca kişi gerçeği varken, bu tür yaklaşım size de garip gelmiyor mu?

Suriyeliler meselesi ve görüntüsü tek başına ne Bursa, ne Mudanya Belediyesi'nin meselesidir. 

Suriyeliler meselesi Türkiye, uluslararası ve bir dünya meselesidir.

Ama tüm bunların önünde hepimiz için, sergileyeceğimiz tavırla öncelikle bir "vicdan" meselesidir.