SON DAKİKA
Hava Durumu

Mansur Yavaş’ın ‘alacakaranlık’ adaylığı!

Yazının Giriş Tarihi: 13.09.2026 00:03
Yazının Güncellenme Tarihi: 13.09.2026 01:13

Mansur Yavaş’ın ‘dengesi’ bozuldu!

Mecburen…

Olacağı buydu…

Görünen köy klavuz istemez!

Mâlum, muhalefetin ve anketlerin iki gözde cumhurbaşkanı adayı var(dı).

Ekrem İmamoğlu ile birlikte Mansur Yavaş, Özgür Özel’in deyişiyle “iki santrfordan” birisi(ydi).

İlki, İmamoğlu, haksız bir “kırmızı kart” ile oyundan ihraç edildi; üstelik “lisansı” da iptal edildi, yeniden sahalara dönmesi zor görünüyor.

Anladığımız kadarıyla Yavaş da “aşil tendonundan vuruldu” ve artık büyük bir gizemle ördüğü dengesinin “dikiş tutması” imkânsız gibi.

Aylar önce soba başında çekilmiş “Özel-İmamoğlu-Yavaş” fotoğrafının yerini şimdi Saray’da çekilmiş “Erdoğan-Yavaş” fotoğrafı aldı.

“Olaylar örgüsü, yer, zaman” döngüsüne birlikte bakıldığında gizemin perdesi aralanıverdi!

Elbette iki fotoğrafın arasından çok sular aktı.

Belediyelere ve başkanlara onlarca operasyon, tutuklamalar, temelsiz/delilsiz iddialar, savunma yapılamayan mahkeme ve duruşmalar, butlan ile fiilen kapatılan parti, başkan ve belediye meclis üyesi transferleriyle el değiştiren belediye yönetimleri…

“Ya rozet tak, ya kelepçe tak…”

Rozeti tercih eden de oldu, kelepçeyi de…

Yavaş, hep “sütre gerisinde” güvenli alanda durmaya, durumu idare etmeye, rozetle kelepçe arasında, belediyenin arkasına saklanarak Cumhurbaşkanlığı “hülyasıyla” dengede kalmaya çalıştı.

YENİ Parti kuruldu, O, hiçbir şey olmamış gibi “dengesini” korumayı umdu.

Buz üstünde dans etti!

Anketlerin şahı, İmamoğlu’ndan sonra geride kalan tek santrfor olarak, etliye sütlüye dokunmadan önünün açılmasını bekledi.

“Erdoğan ve bu iktidar gitsin de…” duygu seliyle isminin etrafında toplanılanmasının ve bunun ördüğü toplumsal psikolojinin epey ekmeğini yedi.

Siyasi baskı, basınç artıp etrafındaki çember daraldıkça, belediyenin arkasına saklanarak oluşturduğu “denge tılsımı” bozulmaya başladı.

Kırmızı kartlı İmamoğlu sonrası tek forvet kalınca, uzun süredir, “sessizlikle, renk vermeyerek, herkese gülücük dağıtarak” pamuklarla sardığı “denge politikası” sandık mesafesi yaklaşınca sürdüremeyeceğini anladı.

“Temiz, dürüst adam” algısının ötesinde memleket ve dünya meseleleri hakkında dört başı mamur bir sözünü duyamamış olsak da, olmamasını umduğu, kaygıyla kaçındığı, kuşkuyla beklediği, giderek kâbusuna dönüşen, o an, sonunda geldi kapısına dayandı.

Melih Gökçek üzerinden başlayan soruşturma üzerinden şayialar yayılınca ve okların yeni hedefinin kendisi olduğunu anlayınca mesajı aldı.

“Rozet” ile “kelepçe” arasında artan basıncı ve ciddiyeti kavradı, özenle ördüğü o gizemin, anketlerin gücünün kendisini korumaya yetmeyeceğini ve bu şekilde sandık gününe erişemeyeceğini, o anın kendisine yâr edilmeyeceğini idrak etti…

Tercih anı gelip kapısına dayandı (ya da bırakıldı).

Anketlerin gücü adına popüler bir aday olarak rozet ile kelepçe arasında riski ve bir mücadeleyi tercih etmesi gerekiyordu.

O tercihini yaptı; kendisine operasyonu kendisi yaptı!

“Siyasi anlamının” ve “sonucunun” ne olacağını bilerek, tam da CHP’nin kuruluş yıldönümü olan 9 Eylül’de Sarayı’ın yolunu tuttu.

Ziyaret gününü belirlemek onun tercihi olmayabilir, ama sonrasında yaptığı her açıklama onun tercihiydi…

“Eleştiriler, kuşkular, tepkiler” artınca “dengesinin merkezi” belediyenin içine iyice gömüldü:

“Tavanda olan ayrılıklar belediye başkanı olarak bizi ilgilendirmiyor; ayrılıkta azap, birlikte rahmet vardır” diye buyurdu…

Hemen öncesinde de “YENİ Parti ve CHP arasındaki tartışmada taraf olmayacağım. Eğer tutumum her iki partinin genel merkezleri tarafından bir rahatsızlık sebebi olarak görülürse, gereğini yapmaktan çekinmem” dedi.

“Taraf olmayacağım” derken sürdürdüğü denge serabı, “gereğini yapmaktan çekinmem” derken bile sığındığı gizemiyle, altın tepside sunulacağını sandığı “Cumhurbaşkanı Adayı” mertebesinden (tavandan), bir anda “belediye başkanlığı” (taban) sınırına çekiverdi kendisini…

“Ayrılıkta azap, birlikte rahmet varmış!”

Yahu, hangi ayrılıktan söz ediyorsun Mansur Yavaş!

Cezaevine atılan belediye başkanı arkadaşlarından mı, mahkeme kararıyla yönetimine el konulan partinden mi?

“Birliği” nerede ve nasıl sağlayacaksın?

Azabı kim yarattı, rahmeti kim sağlayacak?

Yerin neresi?

Ne CHP’lisin ne YENİ Partili!

Ne etliye ne sütlüye karışıyorsun!

Sen “gereğini” çoktan yaptın!

ALACAKARANLIĞA İLENÇ!

Mansur Yavaş’ın siyasi yolculuğuna ve geldiği noktaya bakınca, kısa bir süre önce kaybettiğimiz sanatçı Serhat Kılıç’ın yıllar öne Beyaz’ın (Beyazıt Öztürk) programında okuduğu ve Aziz Nesin'in öykü ve taşlamalarından sahneye uyarlanan Yücel Erten’in “Alacakaranlığa İlenç” dizeleri geldi aklıma.

Olmaz ol alacakaranlık!

Yerin dibine bat alacakaranlık!

Evin ocağın sönsün alacakaranlık!

Onulmaz dertlere düşesin de

sürüm sürüm sürünesin alacakaranlık!

Dilerim, ettiğini bulasın, kan kusasın...

Sancıdan, sızıdan inleyesin!

Can alıcıya can vermeyesin!

***

Alacakaranlık, ne karanlıktır, ne aydınlıktır;

ikisi ortası, aydınlıktan uzak,

daha çok karanlığa yakın...

***

Alacakaranlık bir kandırmacadır, aldatmacadır,

yutturmacadır, oyalama, göz boyamadır.

***

Karanlık, gecedir, her gecenin de bir sabahı olur.

Ama alacakaranlıkların hiç yoktur sabahı,

bir sürüncemedir, sürer gider...

***

Ne aydınlık, ne karanlık...

Varsa da yok... Yoksa da var...

Var gibi de yok, yok gibi de yine var...

***

Kanunlar hem var, hem yok...

Kimine var, kimine yok.

Kimi zaman var, kimi zaman yok.

Kimi yerde var, kimi yerde yok...

İnsan hakları, hani varımsı da yokumtrak...

Demokrasi; demokrasimsi...

Sosyal adalet; sosyal adaletimsi...

Varımtrak yokumsu... Tatlımtrak acımsı...

Salımtrak ama çarşambamsı...

Batılımsı da doğulumtrak...

İlerimsi de biraz gerimtrak...

***

Alacakaranlık, insanlara karanlığın

"aydınlıktır" diye yutturulmasıdır;

karanlığımsı da aydınlığımtrak...

***

Karanlık, aydınlığın düşmanıdır. Alacakaranlık,

hiçbir şeyin ne dostu, ne de düşmanıdır.

Alacakaranlık ne tezdir, ne antitezdir, ne sentezdir.

O, Allahın belası pis bir şeydir.

***

Olmaz ol alacakaranlık! Başın kel ola!

Gözün kör ola! Yerin dibine bat da bir daha çıkma!

***

Gel ey aydınlık, gel!

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.