SON DAKİKA
Hava Durumu

Çerçeve Yasası’ndaki Meksika açmazı!

Yazının Giriş Tarihi: 10.08.2026 08:31
Yazının Güncellenme Tarihi: 10.08.2026 08:40

Sergio Leone’nin İyi, Kötü, Çirkin” filminin o unutulmaz final sahnesini anımsıyor musunuz?

AK Parti, DEM Parti ve YENİ Parti arasında ve haliyle seçmen tabanları arasında “Çerçeve Yasa” etrafında kopan siyasi fırtınayı görünce bu meşhur sahne geldi aklıma.

Tam bir Meksika Açmazı (Mexican standoff)…

Tarafların birbirini karşılıklı olarak kilitlediği, hamle yapmakta ve kazançlı çıkmakta zorlandıkları içinden çıkılmaz bir gerilim hali…

Üç partinin de farklı hesap ve kombinasyonlarla birbirlerine bağımlı oldukları, ne yardan ne serden vazgeçemedikleri bir açmaz…

Filme dönelim…

Anımsayın…

Sad Hill Mezarlığı’nın ortasında, güneşin yakıcı ışığı altında üç adam birbirine silah doğrultur. Ennio Morricone’nin meşhur müziği yükselir ve kamera sırayla üç yüze, üç ele, üç kabzaya kayar.

Kimse önce ateş etmek istemez, çünkü bu oyunda ilk hamleyi yapan değil, “en son ayakta kalan” kazanır.

Ve izleyici sonradan öğrenir ki: “Blondie”, geceden Tuco’nun silahını gizlice boşaltmıştır.

Sahne “adil” görünür ama değildir.

“Bilgi”, gerçek silahtır.

TBMM’de (ve aynı zamanda sosyal medyada) yaşanan Çerçeve Yasası gerginliğini ve tartışmalarını izlerken aklıma bu sahne geldi.

AK Parti, DEM Parti ve yeni kurulan YENİ Parti, “Terörsüz Türkiye” sürecinin TBMM’deki son perdesinde tam da böyle bir üçgenin içinde duruyor.

Herkesin elinde “bir silah” var, kimse “ateş etmek” istemiyor, ama kimse de “silahını indirmeye” cesaret edemiyor.

Peki bu mezarlıkta kimin namlusu dolu, kiminki boş?

Filmi bir metafor olarak kullanarak izah etmeye çalışacağım, ama baştan peşinen anlaşalım; filmdeki “İyi (Blondie / Sarışın)”, “Kötü (Angel Eyes / Melek Gözler)”, “Çirkin (Tuco)”, karakterlerinin çıplak anlamları üzerinden çıkarım yapıp beni linç etmeye kalkmayın! ????

Bir metaforun, bir analizin simgesel karşılıkları olarak kabul buyurun!

BLONDIE’NİN SAHNESİ: AK PARTİ’NİN REJİSİ

Filmde Blondie’yi diğer ikisinden ayıran şey “ahlaki üstünlüğü” değil, “bilgi üstünlüğü”.

O, “sahneyi” kuran, “zamanlamayı” belirleyen, “kuralları” koyan.

Çerçeve Yasası sürecinde de AK Parti tam olarak bu role oturuyor: Yasa metnini son ana kadar paylaşmayan, parti gruplarına kapalı zarfla gönderen, imza toplarken bile içeriği tam açıklamayan taraf.

DEM Milletvekili Cengiz Çandar’ın aktardığı iddia bile tek başına her şeyi anlatıyor: Metnin gerçek çerçevesini sadece dar bir çekirdek kadro biliyor.

Bu, AK Parti için hem “güç”, hem “risk” demek.

“Güç”, çünkü süreci kontrol eden, “kim ne zaman ateş edecek” sorusunun cevabını elinde tutan taraf o.

“Risk”, çünkü bu kadar örtük yürütülen bir süreç, ortağını da rakibini de gerdiğinde (ki birkaç gündür YENİ Parti etrafında sert tartışmalar yaşanıyor), masadan kalkmalarına neden olabilir.

Filmde Blondie’nin numarası işe yarıyor, çünkü izleyici perde kapandıktan sonra öğreniyor hileyi.

Siyasette ise bu tür asimetriler çoğu zaman vaktinden önce ifşa oluyor ve güven inşa etmesi gereken bir “barış sürecinin” en kırılgan noktasını, “güveni”, baştan yaralıyor.

Bugünlerde olan da bu…

ANGEL EYES’IN SOĞUKKANLILIĞI: DEM PARTİ’NİN HESABI

Kötü karakter Angel Eyes’ı diğerlerinden ayıran, “duygusuzluğu” değil, “net” olması: O “parayı” istiyor, başka hiçbir şeyi değil.

DEM Parti’nin bu sahnedeki konumu buna şaşırtıcı derecede yakın.

“Süreç” onlar için soyut bir “demokratikleşme” meselesi değil, doğrudan “varoluşsal” bir hesap: Öcalan’ın hukuki statüsü, binlerce hükümlünün geleceği, örgütün silah bırakma takvimi.

Yani DEM Parti’nin imzacı olması “tesadüf” değil, bu masada “en somut kazancı” olan taraf onlar.

Ama Angel Eyes’ın da bir “zaafı” var: “Yalnız” kalması, “ittifaksız” kalması.

DEM Parti, yasa metnini imzalarken aynı zamanda kendi tabanının bir kesiminin kuşkusuyla, “bu kadarı yeterli mi?” sorusuyla, cezaevindeki isimlerin serbest bırakılıp bırakılmayacağı belirsizliğiyle boğuşuyor.

“Kazanım” büyük görünüyor ama “nakde” çevrilmesi, MGK kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasına, yani yine AK Parti’nin ve “devlet aklının” takdirine bağlı.

“Namlusu” dolu, ama tetiği çekme “zamanını” kendisi belirle(ye)miyor.

TUCO’NUN AÇMAZI: YENİ PARTİ’NİN BOŞ SİLAHI

Ve işte sahnenin en “trajik”, en “insani” figürü: “Tuco”.

“Mücadeleci”, “doğaçlama”, bir yandan hayatta kalmaya çalışırken bir yandan da “adil” bir düelloda olduğuna “inandırılmış” karakter.

YENİ Parti’nin bugünkü konumunu anlatmak için bundan daha iyi bir metafor bulamıyorum.

Düşünün…

Özgür Özel’in liderliğindeki bu parti, henüz üç haftalık, mahkeme kararıyla CHP’den kopmuş (koparılmış, artık nasıl tanımlarsanız), 91 vekille “mezarlığa” yeni girmiş bir aktör.

“Süreci desteklediğini” söylüyor, komisyonda “evet” oyu veriyor ama “imzaya” yanaşmıyor; “usül ve üslup yanlış” diyor.

Bu, tam olarak Tuco’nun sahnedeki tereddüdü: “Ateş etmek mi, etmemek mi, kimin silahının dolu olduğunu bilmemek.”

Ayrıca YENİ Parti’nin açmazı çok katmanlı.

Bir yandan, sürece “hayır” diyerek “barış karşıtı, statükocu” bir görüntüye düşme riskini göze alamaz; bu, tam da Butlancı Kılıçdaroğlu CHP’sinin ve İYİ Parti’nin bugün yer aldığı, “dar ve gittikçe küçülen” alan.

Öte yandan, sürece kayıtsız şartsız “evet” derse, DEM Parti ile AK Parti arasındaki “asıl pazarlığın” figüranı, “sahnenin dekoru” konumuna düşebilir; oysa ana muhalefet olma iddiasıyla kurulmuş bir partinin ihtiyacı tam da bunun tersi, “kendi sesini”, “kendi çerçevesini”, “kendi politikasını” oluşturmak.

Belediyelere yönelik 1,5 yılı aşan süredir devam eden operasyonlar, fezleke tehditi, yeni bir partiyi zaman baskısı içinde hem “teknik”, hem de “siyaseten” kurma telaşı içinde olmak…

Tuco’nun sahneye adeta “silahsız” girmesi gibi, YENİ Parti de bu kritik haftaya, arkasında “sağlam bir parti aygıtı ve gücü” olmadan, aceleyle, telaşla giriyor.

SAHNE KAPANIRKEN: KİM ATEŞ EDECEK?

Filmde üçlü düellonun sonucu, “ahlaki üstünlükle” değil, “bilgi ve soğukkanlılıkla” belirleniyor.

Şu anda Türkiye siyasetinde de benzer bir mantık ve senaryo işliyor:

Büyük bir sürpriz olmazsa Yasa Genel Kurul’dan geçecek, büyük olasılıkla PKK’nin silah bırakma takvimi işleyecek, ama gerçek sınav bundan sonra başlayacak.

“Kim bu sürecin siyasi meyvesini toplayacak?”

AK Parti için “risk”, sürecin “barış” imajını (algısını), olası bir aksama ya da yavaşlamada üstlenmek zorunda kalacak.

DEM Parti için “risk”, somut kazanımların gecikmesi halinde tabanın sabrı tükenecek.

YENİ Parti içinse “risk” çok daha keskin: Hem iktidarın hem de DEM Parti’nin gölgesinde kalmadan, “biz de bu masadaydık ama kendi şartlarımızla” diyebilecek bir “anlatı” kurabilmek.

Aslında YENİ Parti’nin asıl şansı da burada gizli: Tuco filmde ne kadar çaresiz görünürse görünsün, sahneden sağ çıkan taraf.

YENİ Parti de, eğer bu haftaki belirsizliği “ilkesiz bir evet” değil, “eleştirel ama sorumlu bir destek” olarak “anlatmayı” başarabilirse, hem barış sürecinin dışında kalmamış hem de AK Parti’nin ya da DEM Parti’nin “gölgesine düşmemiş bir konum” inşa edebilir.

Ama bunun için, mezarlıktaki üç adamdan farklı olarak, elindeki silahın gerçekten dolu olduğuna “kendi seçmenini (tabanını) ikna etmesi” gerekiyor.

Sosyal medyada kopan fırtınaya, isyankâr sözler ve çıkışlara bakılırsa işleri kolay değil…

TBMM’de kurulan siyasi sahne ve oyun, aslında “yasanın kendisinden” çok, bu “ikna kabiliyetiyle” ilgili olacak.

Tansiyonu yüksek, bol gerilimle bu “Meksika Açmazı”ndan YENİ Parti’yi çıkartacak şey, tek başına “ahlaki üstünlük” değil, “bilgi ve soğukkanlılık” içinde süreci yönetebilme becerisi olacak.

Ve elbette unutmamak gerekiyor; “bu siyasi oyunda” ilk hamleyi yapan değil, “en son ayakta kalan” kazanacak.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.