SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Bu CHP'ye halk niye oy versin?

Yazının Giriş Tarihi: 08.08.2011 02:08

Peki şimdi ne olacak?

Seçim dönemini de kapsayacak şekilde geriye dönük son 6 aylık zaman dilimine bakıldığında yaşanan sert polemiklerden sonra Akdoğan'la Genel Merkez arasında nasıl bir ilişki kurulacak?

Akdoğan ile Sena Kaleli birlikte nasıl çalışacak?

"Genel Merkez'e rağmen siyaset yapılmaz" diyen Akdoğan, "siyasetini" mi değiştirecek; bu olmayacaksa ne olacak?

Bunlar önemli ve önümüzdeki dönem için CHP açısından kafa karıştıran sorular...

Gürhan Akdoğan, Baykal döneminin önemli isimlerinden, simge il başkanlarından birisiydi. Bu önemi göstermek içindir ki eski Genel Başkan Yardımcısı ve bir önceki dönemin Bursa Milletvekili Onur Öymen de Kongre'deki yerini aldı ve Akdoğan'a önemli bir destek verdi.

Bursa Olağanüstü İl Kongresi, aslında Kılıçdaroğlu-Tekin ikilisinin Deniz Baykal ekibiyle seçim sonrası ilk mücadelesi olduğu söylenebilir. Tabii seçimin hemen ardından Kurultay'ın toplanması yönündeki girişimi saymazsak ki bu girişimde de Gürhan Akdoğan önemli bir rol üstlenmiş, ancak taktik hamlelerle bu girişim boşa çıkarılmıştı.

Mikro düzeyde de olsa bu ikinci karşılaşma eski yönetimin zaferiyle sonuçlandı; her ne kadar kıl payı farkla da olsa...

Baykal ve ekibinin Bursa'da elde ettikleri bu zafer "eskiye dönüşün" bir işareti, başlangıcı ve ateşleyicisi olabilir mi, yoksa Akdoğan ve ekibi nafile bir sevinç mi yaşıyor?

Kim ne derse desin, ne kadar Gürhan Akdoğan, Metin Çelik ve hatta Sena Kaleli bile karşılıklı jestler ve barış çubukları uzatsalar da, savaş baltalarının toprağa uzun süre gömülü kalması neredeyse imkansız.

Gürhan Akdoğan'ın nasıl bir yol izleyeceğini hep birlikte göreceğiz.

Altı ay sonra yapılacak olağan genel kurul süreci CHP Bursa örgütü açısından oldukça netameli geçeceğe benziyor....

Ortaya çıkan fotoğraflara bakınca Sena Kaleli'nin hiçbir karede gülümsemediğini ve geleceğe yönelik kara kara düşündüğünü görüyoruz...

Açıkçası, karşı karşıya olduğu tablo kolay sindirilebilecek bir durum değil...

Kongre sürecinde uzun süre sessiz kalması, son 48 saatlik süreçte ise Bülent Aslanhan hamlesi ve sonuçsuz kalan girişimleri, görevden alınmasına aracılık ettiği Akdoğan'ın yaklaşık 4 ay sonra koltuğuna geri dönmesi kolay anlatılabilecek bir durum değil.

Yine de 3 oyluk fark 6 ay sonraki olağan kongre için umut verici bir durum olabilir...

Hiçbir heyecan belirtisinin olmadığı, karşılıklı hesaplaşmaların yaşandığı, zaman zaman yumruklaşmalarla tansiyonun doruğa çıktığı ve Divan Başkanı Yahya Şimşek'in özlü deyişiyle "dışarıya dost içe düşman" olan CHP'nin bu son kongresi bir parti içi seçim değil adeta iki farklı parti arasında icra edilen genel seçim gibiydi.

Sürekli içe patlayan, dışardan bakanlar için yamalı bohçayı andıran, zihinsel ve ruhsal karmaşa yaşayan, "eskiyle" mücadele ederken "yeni CHP"nin ne olduğunu topluma bir türlü anlatmayı başaramayan bu örgüt yapısıyla arık CHP'nin kat edebileceği hiçbir yol kalmadı ne yazık ki...

Hiç kimse kimseyi kandırmasın...

CHP, giderek AKP karşısında bırakın ana muhalefet olmayı, muhalefet olmayı bile başaramazsa, yaşananlara baktıktan sonra "sürpriz" olmamalı...

Kimse de kalkıp halkı, seçmenleri suçlamasın...

Bir tarafta donuklaşmış, klişeleşmiş, toplumda hiçbir etki ve tepki yaratmayan söyleme sığınan bir kadro, öte yanda ise toplumla kucaklaşmayı sağlayacak söylem ve siyasi programı üretme kabızlığı ve kafa karışıklığı yaşayan bir kadro...

Bu CHP için sürdürülebilir bir durum değil...

Bürokrasiye sığınarak ve yaslanarak ayakta kalma mücadelesi veren CHP artık yolun sonuna geldi...

Parti, bu yokuş aşağı gidişe bir "dur" demek istiyorsa, birileri acilen CHP'lilere halka ve seçmenlere ihtiyaçları olduğunu anımsatması gerekiyor...

Çünkü geride yaslanacak halktan başka bir "çevre" kalmadı...

Şimdiden 6 ay sonrasının delege hesabını yapanlara artık birileri bu gerçekliği anlatsa iyi olur...

CHP'nin Kongre'de Pirus zaferleri kazandıracak delegelere değil, onları toplumla buluşturacak, heyecan yaratacak fikirlere, kadrolara ve kuşkusuz esaslı siyasi programa ihtiyacı var...

"Ben bildiğimi okurum" diyenlere ve "kongre zaferleri" peşinde koşanlara da halkın ve tarihin kimseyi beklemediğini, kimine tarihin tozlu raflarında yer ayırdığını, kimine de yepyeni sayfalar açtığını anımsatmamız gerekiyor...