“Hristiyanlar, sadece bu seferlik oy verin. Bir daha yapmak zorunda kalmayacaksınız. Dört yıl daha, biliyorsunuz ki her şey düzelecek. Bir daha oy kullanmak zorunda kalmayacaksınız, güzel Hristiyanlarım.”
ABD Başkanı Donald Trump, 26 Temmuz 2024’de seçim kampanyasında Cumhuriyetçi Parti’nin kalesi Florida’da coşkuyla bu konuşmayı yaptığında etrafını kuşatan MAGA’cı (Make America Great Again / Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) güruhla seçimi kazandıktan sonra sonsuza kadar iktidarda kalmanın hayallerini kuruyordu.
“Dört yıl daha… Her şey düzelecek” dedi, “her şey daha da kötüye gitti”…
“Bir kez daha oy vermek zorunda kalmayacaksınız” dedi, Florida’da “valilik” ve “senato” seçimini kıl payıyla kazanabildi.
ABD ara seçimlerinde Trump ve partisi tam bir çöküş yaşadı.
Sağın ve Cumhuriyetçi Parti’nin kaleleri olan Texas, Ohio ve Georgia dahil, ABD’nin en kalabalık 10 eyaletinden 9’unda (Florida hariç) tüm valilikleri kaybetti.
Kansas’ta 1932’den sonra ilk kez Demokrat bir isim senatör seçildi; Florida’da Demokrat Parti yönetimi biraz destek vermiş olsa “demokratik sosyalist” bir isim olan Angie Nixon senato seçimini son anda kaybetmemiş olacaktı.
O kadar çok tarihi sonuç var ki, her birine bu yazıda yer vermeye kalksak sayfalar tutar.
Bir tanesiyle yetinelim…
Örneğin Melat Kiros…
Hikâyesi ABD’deki değişen toplumsal ve siyasal dinamiklerin de kristalize bir örneği…
Melat Kiros, Etiyopya (Adis Ababa) doğumlu (1997) bir demokratik sosyalist…
Colorado’da ezici çoğunlukla Temsilciler Meclisi üyeliğini kazandı. Gazze’de yapılanın “soykırım” olduğunu söyleyerek, İsrail’e askeri yardımın sona ermesini yüksek sesle dile getirdi.
Üstelik bu söylemlerini Trumpgiller’in vücut bulduğu, güç oluşturduğu “Amerikan taşrasında” dile getirdi ve vekillik kazandı.
Bugünün Türkiye’sinde Yozgat’tan, Sivas’tan sosyalist bir milletvekili seçilmek gibi bir şey!
Kansas, Ohio, New Mexico, Teksas, Maine gibi sağın ve Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu, kemikleşmiş kırsal kesim seçmenlerinin olduğu bölgelerde Cumhuriyetçi Parti büyük bir çöküş yaşadı…
ABD ara seçimi hem Türkiye’de, hem de birçok ülkede sanki “ulusal bir seçimmiş” gibi yakından izlendi.
Trump yönetiminin dünyanın birçok bölge ve ülkesine “askeri”, “siyasi” ve “ekonomik” müdahalesine ve emperyal kaba güç gösterisine bakınca bu durum anlaşılabilir.
Trumpgiller’in ABD’de ihdas etmeye yeltendikleri “otokrasiyi”, yerel işbirlikçileriyle öteki ülkelere de “ihraç etmeye” çalışması, bundan sonra olacaklar için de vizyon sunacaktı.
Ara seçim 10 yıllık “MAGA tahayyüllerinin” ve iki yıllık “Trump politikalarının” da testi gibiydi…
İki yılda kendi halkını ve tüm halkları yoksullaştırdılar; iktidar çevresindeki şebekeyi daha da zengileştirdiler; son kalan kamusal yapıları da yok ettiler; barış hayali satıp her yere savaş ve yıkım götürdüler; özgürlükleri yok ettiler, demokrasiyi gerilettiler; ülkelerin ve toplumların geleceklerini karatttılar…
Peter Theil, Alex Karp gibi abuk sabuk insanların yarattığı “karanlık aydınlanma” gibi saçma sapan “kavramlar” türetip, demokrasi ve özgürlükler sonrası “yeni bir gelecek tasarımı” oluşturmaya yeltendiler.
“Krallık” hayali kurup ülkeleri “CEO gibi yönetmenin” yöntemlerini geliştirmeye; seçimsiz, kendi asalak bürokratik sınıflarıyla yeni tür bir hegemonya kurma hülyasına kapıldılar.
Vardıkları yer…
Mülkleri, banka hesapları, servetleri çılgınca büyürken “halkın varlığıyla” yüzleştiler…
Hem Temsilciler Meclisi (Kongre), hem de Senato seçimlerinde ezici bir yenilgi yaşadılar.
Trump’ı şimdi işlediği suçların “soruşturmaları” ve pek muhtemel “azil süreci” bekliyor.
“Sayın Kral”, şimdi tacı bırakma ve tahttan inme zamanı!
Yalnızca Trump ve çevresindeki MAGA’cılar değil, İsrail ve soykırımcı başbakanı Binyamin Netanyahu da kaybetti. Üstelik bir hafta arayla önce kendi ülkesindeki seçimi, şimdi de en büyük destekçisi Trump’ın hezimetiyle.
İktidarda kalması ve yeni bir hükümet kurması neredeyse imkansızlaştı…
İsrail’in ABD’de “siyasi komite ve lobilerle” organize olduğu yapılar da akıttıkları yüz milyonlarca dolara rağmen çöküşe engel olamadı.
Yalnızca İsrail ve Netanyahu değil, son yıllarda radikal sağın güçlendiği Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkelerdeki “faşist parti ve hareketler” de kaybetti.
En önemli “dayanak ve kaldıraçları” şimdi ağır yaralı…
Halk desteğini kaybeden ve ideolojik kaynakları zayıflayan MAGA’cıların Macaristan, Brezilya ve Sırbistan’dan sonra şimdi İspanya, Fransa, Almanya gibi ülkelerde de “kan kardeşlerini ve müttefiklerini” kaybetme ihtimali arttı.
2024’te Trump’ın yeniden koltuğa otururken arkasında dizilen, başta Elon Musk olmak üzere tekno-otokratlar da hezimete uğradı.
Arsızca ve utanmazca eline testereyi alıp yoksulların son barınma, sağlık ve gıda yardımlarını doğrayan Elon Musk ve asalak dostları, şimdi hesap vermek zorunda kalacakları günlerin stresini yaşayarak geçirebilir.
Suudi Arabistan, Emirlikler ile bölgede Trumgiller’e sırtını yaslamış olan diğer Arap ülkeleri ve siyasi yapılar da kaybedenler hanesine isimlerini yazdırdılar.
Küresel sermaye sınıfının mimari tasarımından, otokrasiden, baskı ve zulümden kurtuluş çıkmayacağını, geleceğin abad olmayacağını anlayacakları gün çok uzak değil.
Trump ve MAGA’cıların kaybetmesini ve ağır bir yenilgi almasını, şimdilik kimse için büyük bir kazanç hanesine yazamayız.
Eğer ille de bir “kazanımdan” söz edeceksek, bunu insanoğlunun geleceğe ilişkin “umudunun” yeniden yeşermesi olarak dile getirebiliriz.
Her ülkenin “demokrasi ve özgürlük savunucuları” kolu kanadı kırılmış Trumpgiller’in halini kazanç hanesine yazabilir.
Göçmenler, etnik ve dini kimlik sahipleri artık biraz soluk alabilir ve “küresel sermaye sınıfının” yarattığı “ekonomik kriz ve yoksullaşmanın” sorumlusu olarak gösterilemeyecekleri yeni bir döneme daha umutla bakabilir.
ABD ara seçimlerinin kuşkusuz en büyük siyaseten kazananı demokratik sosyalistler ve DSA (Democratic Socialists of America / Amerika Demokratik Sosyalistleri) oldu.
DSA üyeleri Alexandria Ocasio-Cortez (New York) ve Rashida Tlaib (Michigan) koltuklarını korurken, Claire Valdez (New York), Darializa Avila Chevalier (New York), Melat Kiros (Colorado), Donavan McKinney (Michigan) ve Chris Rabb (Pennsylvania) Temsilciler Meclisi’ne giren DSA üyeleri oldu.
Yine New York’tan Zohran Mamdani’nin desteklediği bağımsız demokratik sosyalist Brad Lander da Kongre’ye seçildi.
Eyaletler ve yerel düzeyde birçok demokratik sosyalist de meclis üyeliklerine, belediye başkanlıklarına ve diğer idari görevlere seçildi.
MAGA’cı siyaset, sermaye ve medya yapılanmasının tüm saldırılarına rağmen ABD halkı “sola ve demokratik sosyalizme” daha fazla kulak ve destek vermeye başladı.
ABD’deki ara seçimler ve MAGA’cıların yaşadığı ağır siyasi yenilgi, hem ABD’yi hem de dünyayı kritik bir eşiğe getirdi.
1970’lerde sertleşen, 1980’ler ve 1990’larda hızlanan “neoliberal saldırı dalgasının” sonuna geldik ve şimdi çöküşünün hızlanacağı evreye geçeceğimiz yıllar başlıyor.
Trump yenildi diye “neoliberalizm” birdenbire yok olmayacak, sermaye sınıfı hemen “hegomonik yapısını” ve “mülkiyet ilişkilerini” kendiliğinden terk etmeyecek. Ama “sermaye sınıfı” ile “işçi sınıfı” arasındaki “saldırı/savunma” mekaniği artık tersine dönecek.
ABD ara seçimi, neoliberalizmin merkez ülkesinde bu durumun ilanından ibaret yalnızca.
Toplumların, önce “zihinsel ve ruhsal” olarak neoliberal işgalden kurtulması, yeni bir dünya tasarlaması, sonra 50-60 yılda neoliberalizmi tesis eden sermaye sınıfının toplumlardan çaldığı her şeyi geri almaya başlaması gerekiyor.
Sağlık, eğitim, ulaşım, enerji, barınma, gıda, iletişim, iklim, hukuk ve adalet…
Her şeyi…
“Kamulaştırma ve müşterek alanların” yeniden kurulma süreci başlayacak…
Şunu artık daha net söyleyebiliyoruz: “Küresel sermayenin saldırı ve iktidarının maksimum sınırlarına dayandık.”
Sermayenin hegemonyasını koruyabilmek için bundan sonra “hedefleyeceği” ve “erişebileceği” tek bir merhale kaldı: O da açık bir “otoriter/totaliter yönetim” ve “faşizm”.
2016-2026 arasında MAGA’nın arayışı, Trump’ın 1,5 dönemlik iktidar deneyimi de gösterdi ki, buna cüret de ettiler, bunun altyapısını da “kavramsal” ve “fiziksel” olarak tesis etmeye yöneldiler.
Onlar için açmaz, dünyayı o kadar “finansallaştırıp” iç içe geçirdiler ve üretim dışı o kadar balon, sentetik ekonomiler yarattılar ki, açık faşizm koşullarına geçmeye yeltendiklerinde ülkeleri toplumsal ve ekonomik olarak hızla çökertiyorlar.
Toplumları “baskı ve zulümle” zapturapt altına almaya yöneldikçe, bir “bumerang etkisiyle” tüm “sistem” ve “finansal piyasalar” çöküşe geçiyor.
Kendi yarattıkları “Frankenstein”ın kurbanına dönüşüyorlar!
Sahte cennet vaat ve rüyaları, liberal özgürlükler ve demokrasi sanrısı “2008 kriziyle birlikte” çöktü; tarihsel olarak kapitalizm “teorik ve pratik olarak” o tarihte sona erdi.
O tarihten beri neoliberal düzen, “zihinsel ve ruhsal” olarak yarattığı hegemonyayla serbest düşüşte, bir türlü dikiş tutmuyor.
Yıkılışı geciktirebilmek için yaslandıkları “merkez sol ve sağ partilerin” de eşzamanlı çöküşüyle “radikal sağa” doğru yelken açtılar; “kimlik ve kültür” politikalarıyla toplumların algısını ve umutlarını manipüle ederek serbest düşüşü önlemeye, demokrasi dışı yol ve yöntemlerle ayakta kalmaya çalışıyorlar.
“Küresel sermaye sınıfı” doymak bilmez aç gözlülükle büyürken, “asimetrik yapılarıyla” yerel sektörleri, ekonomileri ve sermaye yapılarını dahi yuttu, milyarlarca insanı açlık ve yoksulluğa terk etti.
Biraz tarih, bilim merakı ve bilgisi olanlar için, bu hikâyenin bir noktada duvara tosyalacağı aşikardı.
Evet, geldiğimiz nokta, toplumların özgürlük ve kurtuluş noktası değil; ama “radikal sağı ve faşizmi” durdurabileceğimiz ve yeni bir dünya yaratmaya başlayabileceğimiz, “yeni umutları inşa edebileceğimiz, yeni hayaller kurabileceğimiz bir kavşağı dönmek üzereyiz”.
Ayaklarımızın altında yeni bir zemin var artık.
“Sorunun tanımını” doğru dürüst koyabileceğimiz, “çelişkileri” ve “çözüm noktalarını” doğru tarif edebileceğimiz günlerin kapısı aralanıyor.
Halkların yaşadığı krizin ve kaosun nedeni “dini, etnik, kimlik ve kültürler” değil, “gelir ve servetin” paylaşılması, “mülkiyet ilişkileri”; yani asıl meselemiz “sınıfsal”; küresel, asalak sermaye sınıfının insanoğlunun tüm varlığını ve zenginliklerini yutması…
Kısa süre içerisinde hep birlikte göreceğiz…
Trump’a yaslanmış olan teknoloji sermayesi yeni tabloyu hızlıca analiz edecek ve Cumhuriyetçi Parti’den uzaklaşarak “merkezci demokratlara” doğru koşacak ve sığınacak.
Önümüzdeki dönem merkezci, neoliberal zihniyetin sınırlarındaki demokratlarla ilerici (sosyalist) politikalar ve adaylar arasında siyasi mücadele olacak.
“Gelir dağılımı”, “vergilendirme” ve “mülkiyet ilişkilerinde” yapısal düzenleme ve değişiklikler hedeflemeyen, çözümler sunmayan merkezci demokratlar da çare olamayacak ve yerlerini ilerici / sosyalist temsilcilere bırakacak.
Toplum (yoksullar ve yoksunlar) sosyalizme daha duyarlı ve açık hale gelecek.
Demokratik sosyalist Alexandria Ocasio-Cortez ve Bernie Sanders başta olmak üzere, Senato’ya seçilen ilk müslüman kökenli solcu isim Abdul El Sayed ile öteki demokratik sosyalist temsilcilerin “söylem ve politikaları” toplum ve seçmenler nezdinde daha fazla karşılık bulacak.
Alexandria Ocasio-Cortez’in 2028 seçimlerinde Demokrat Parti’nin adayı olması oldukça yüksek ihtimaller arasında gözüküyor.
Bu tablo, dünyanın geri kalanına da “ilham” verecek; nasıl ki “sermaye sınıfı ve radikal sağ” küresel işbirliği arıyorsa, “işçisi sınıfı, demokrasi ve özgürlük” yanlıları da ABD’deki demokratik sosyalistlerin çabasından güç ve esin alacak, kendi coğrafyalarındaki siyasi mücadeleleri için daha fazla cesaret bulacak.
Yeni bir “ilerici enternasyonal” oluşacak…
Küresel sermayenin “ideolojik kaynakları” tükendikçe, hegemonyasını sürdürecek “siyasi ağları ve toplumsal dayanakları” çözüldükçe, yoksulların ve mağdurların gücü ve siyasi mücadeleleri yükselecek, güçlenecek.
“Dünyanın otokratları” için çember daralmaya başlıyor…
“Post-kapitalizmi” hedefleyen, “piyasa tahakkümünü” sona erdiren, “gelirin ve servetin yeniden dağıtımını”, “mülkiyet ilişkilerini” yeniden düzenleyen, “demokratik sosyalist” yeni bir dünya kurmak için mücadele eden demokrasi ve özgürlük yanlıları için yeni bir dönem başlıyor.
Peki, Türkiye’de demokrasi mücadelesi yürütenler ve muhalefet cephesi bu tabloyu nasıl okumalı ve yorumlamalı?
Bu da bir sonraki yazının konusu olsun!