Çiftçi kardeşlerimin zor yılına bir özet yapmazdan önce, biraz ekonominin temel prensiplerini hatırlamak lazım gelir.
İktisat teorisinde ‘arz ve talep kanunu’ var biliyorsunuz.
Herhangi bir ürün piyasada çok fazla bulunuyorsa ve o ürüne olan istem/talep aynı kalırsa ve hatta azalmaya başlarsa, acı bir rekabet devreye girer ki, bu da net biçimde fiyatları baş aşağı eder:
- Ürünlerin miktarı artarsa; fiyat düşer.
- İstem/talep artarsa; fiyat yükselir.
- İstem/talep az, ürün miktarı çok ise; üretici de satıcı da fiyatı düşürmek zorundadır.
Sözgelimi;
‘Zeytinde yok yılı’
Müstahsil üzülüyor, maliyetleri nasıl karşılayacağını düşünerek, yamuluyor…
*
Şimdi;
‘Zeytinde var yılı’ ve hatta ‘çok var yılı’
Köylü kardeşlerim yine bunalımda.
2025 yılı fiyatlarının bile yakalanamayacağı fısıldanıp, pompalanıyor.
Gübre, mazot, ilaç, işçilik, sulama ve ambalaj/depolama gibi girdilerde maliyetlerin ikiye katlandığını bilmeyen yok.
Ancak, daha kötü bir durumu da köylü kardeşlerime bildirmek zorundayım :
- Zeytin ve zeytinyağı üreticisi olarak, ‘üretsek bir türlü, ürütmesek iki’ derken, bir de zeytin ve zeytinyağı ithal ediyor bu memleket.
İyi mi?
Güneyimizden ne kadar girdiği belli olmayan(?) zeytin ve zeytinyağının büyük bölümü, yaklaşık 100 milyon ağaca sahip olan Suriye’den geliyor.
Resmi rakamlara göre ithalatın yüzde 99 kadarı Suriye’den.
Yasa dışı yollardan giren ve kalitesi belli olmayan miktarlar ise bunun dışında.
Buraya nasıl geldik peki?
Çiftçilerin için geliştireceğin devlet destekli politikalar üretmeden, destek yapmadan ‘fiyatlar çok yükseldi’ diyerek ihracata da izin verme, ama ithalatı serbest bırak.
Üzerine ıkınarak yorum ekle:
- İthalat var ama, işleyip ihraç ediyoruz…
Yerseniz…
Yaptığımız ayrıntılı bir hesap ile zeytinin paçalda ortalama kilo maliyeti 80-90 TL seviyesinde.
Bir kenara not edin lütfen.
Ve fakat asıl sorun burada başlıyor.
Rekolte çok yüksek olunca, doğal olarak kalibre dediğimiz zeytin danesi daha ince ve yağlık kabul ediliyor.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 4 milyon ton seviyesine ulaşması beklenen 2026 yılı zeytin hasadındaki rekoltede, yağlık zeytin oranı yüzde 60-70 seviyesine çıkacak gibi.
Bunun birkaç nedeni var :
- Tüketici iri zeytin talep edince, tüccar da/kooperatifler de iri zeytine yöneliyor.
- Önceki yıllarda 400 dane zeytinler dahi havuzlara basılırken, artık 300 daneli zeytinler dahi, salamura havuzların basılmadan, direkt yağlığa gidiyor.
Yukarıdaki maliyetlendirme noktasını dayanak alırsak, 230-240 dane seviyesinde zeytinler de maliyetini kurtaramaz.
Ve ne acıdır ki, geride kalan ve yağlık kabul edilen ürünlerini de, geçen yıl 50-55 TL bandının çok çok altında satmak zorunda kalacak. Ve/veya yağhanelerde sıraya girip bol bol zeytinyağı sıktıracak.
Öngörü fiyatımı buraya yazmak istemiyorum. Çünkü, düşük fiyat pompalanmasına karşıyım.
Buradaki bir başka paradoks ise hasad işçilik giderlerini ödemede zaten zorluk yaşayacak. Yağhane sıkım ücretlerini karşılayacak nakit sıkıntısı da onları zorlayacak.
Akhisar ve Antakya bölgesinden uçurulan fiyatlar inanılır gibi değil. Bir çeşit alıştırma yapılarak, zeytin üreticisine korku salınıyor.
Traji-komik.
Basit özet şu ki;
Rekoltesi çok yüksek olacak diye beklenen 2026 yılı, çiftçilerimiz için gerçek bir buhran.
Bırakın kazanmayı, giderlerini dahi karşılayamadan, zaten kıt kanaat hayata tutunan ve ciddi geçim sıkıntısı çekecek olan pek çok çiftçi dostum var.
Tarlada 3 TL olan elma üreticisinin yüzüne bakmayanlar, zeytin üreticisini mi kollayacak?
Ha’di canım sende…