Neden puan alamadan elendik?

Okan ARAS 21 Haziran 2021 Pazartesi, 16:35

"Rüzgara karşı iş*rsen, yüzüne geleceklere dikkat edeceksin!"

Benim ki tam o hesap...

Bütün ülke hep bir ağızdan duygu yüklü kalpleriyle "Şenol hoca istifa" diyor.

O nedenle son sözü baştan söyleyip, analize öyle geçelim:

- Şenol Güneş istifa etmemeli.

Yazım hatası değil, gerçekten hiçbir teknik direktör istifa etmemeli.

Neden?

Acele etmeden aşağıdaki satırlara bakmanızı öneriyorum

98 YILDA 59 DEĞİŞİM

Mümkün mü?

Sistematik spor politikası adına sadece anlık başarılar için, günü kurtarma düşleri devreye girerse mümkün.

Açın bakın Futbol Federasyonu sitesini görün değişen teknik adamları.

Nitekim, ulusal takımı 22 defa yabancı teknik adamlara da emanet etmişiz.

Geldiğimiz nokta ve sonuç ortada...

Burası Türkiye; dünya her konuda bizi kıskanmaya sanırım devam ediyor. Baksanıza sıfır puan çektik.

İstikrar mı ?

Hangi konuda ?

Deve meselesine girip, eğri-doğru sorusunu mu hatırlatayım; yoksa deveye diken ile insan-cıklara seven yakıştırmasını mı ?

Sorum şudur:

- 59 teknik adam değişimi, sistem kurabilir mi?

Çorba veya türlü tarifi verseler bile tatsız tuzsuz bir şey olur yaaa!

Milli Takım Teknik Direktörü Şenol Güneş

DUYGUSAL ÇÖZÜM: İSTİFA

Bitmez tükenmez bu istekler.

Her köşede, her sohbette ulusal kadrolar yaratır bu dünya. Beğenmez de beğenmez.

Dünyanın en basit sporudur aslında futbol. Ve bu yüzden herkes saatlerce konuşabilir hakkında.

Dünyanın en çok izleyici kitlesi olan spordur.

Milyar dolar-euro cinsinden inanılmaz bir endüstriye ulaştığını zaten biliyorsunuz.

İyi oynayan göz dolduran futbolcuya değer biçemez, aldığı üç kuruş iken 'filanca futbolcuya milyon Euro az bile' dersiniz...

Ama böyle puan alamadan elenince, teknik adamın maaşını sorgulayıp 'yuhhh' demek çok doğal gelir herkese.

Arkasından da elbette standart çözüm 'istifa' davetleri; hocanın bir b*ktan anlamadığını da konuşmak sevap sanki...

Dünyanın en basit oyunu hakkında günlerce konuşabilir herkes.

Peki basketbol kurallarından, oyun kurgusundan filan anlar mısınız?

Ya voleybol?

Güreş, atletizm, boks, halter, eskrim, yüzme vs.vs..

Sorum şudur:

- Hangisinin teknik direktörü için istifa istediniz en son?

Aaaa! Bu sporlar için fikir üretemiyor musunuz? Sanırım, teknik adamlarını da zaten tanımıyorsunuz.

EKİP OLABİLMEK...

Sürekli söylerim, dilime pelesenk olmuştur adeta:

- Takım olmak kolay; önemli olan EKİP olabilmektir!

Takımda; bireysel amaçlar olur kuşkusuz; EKİP ise tek bir amaç etrafında birleşir.

Ulaşmak hem çok kolaydır, hem çok zor.

Mental-zihinsel antrenman devreye girer ki; ayrı bir uzmanlık alanı. Ve ulusal takım bu durumu ne yazık ki es geçmiştir. Bu geniş konuyu, bir başka zamana bırakayım en iyisi.

Birkaç hazırlık maçını izlediniz, ülke olarak keyif alınca dünyalar sizin oldu.

Futbolcu kardeşlerimiz de keyifliydi. Üzerlerine henüz bir yük gelmemişti ki daha.

Gazozuna oynadılar maçlarını ve bu keyifli-relaksdurum ,olumlu futbol resitaline dönüşünce futbolseverlere umut olmuş-tu. Umut fakirin ekmeği; ye Me'met ye...

Avrupa kantarında önemli futbolculara sahip olabilirsiniz.

Nitekim iyi oyuncuları bir araya getirmek kolaydır.

Zor olan; onların bir arada oynamasını sağlamaktır.

Sorum şudur:

- Tek tek iyi olan futbolcuların uyumuna ne diyorsunuz?

Takım seviyesinde kaldıkları için, bencil oyun tarzlarına da tanık olduk hep birlikte...

A Milli Futbol Takım İsviçre'ye 3-1 yenilerek 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası'na veda etti

YAVAŞ TAKIM TÜRKİYE...

Üzülerek gördük ki gerçek bu.

Üç maçı da yenik olarak tamamlayıp sıfır çekmemizin en büyük nedeni, bütün pozisyonlarda saniye farkıyla gerideydik.

'Fizik kondisyon' denilince ülkem sadece çok koşmayı, diri kalmayı anlar. Oysa spor biliminde, maksimal kuvvet, kuvvette devamlılık, çabuk kuvvet ve bunun içinde bir de patlayıcı kuvvet var.Nitekim, yapılan antrenman planlamasında; hedef olarak belirlenen zirve mücadeleleri için patlayıcı kuvvet esas alınır.

Şimdi lütfen oynadığımız son üç maçı bir hatırlayın.

Top ile oynama yüzdelerimiz inanılmaz derecede düşük seviyede.

Rakip yüzde 60 ile oynayacak, isabetli şutun olmayacak, zar zor iki korner kullanacaksın, pas yüzden rakibin yarı seviyesinde (örnek; İtalya 556, Türkiye 297) ve üstelik rakipten daha az koşacaksın. Yok böyle kazanılan bir maç.

Bu tabloyu görünce; Antalya kampında sanki ağır bir yükleme yapılmış hissi uyandı bende. Mental-zihinsel olarak ilk maçta hüsrana uğrayan çocuklar, toparlanamadı elbette ve çoğu kendilerinden ve rakipten daha yavaş kaldı.

Sorum şudur :

- Maçları kazanmak mümkün müydü?

Sporun temeli 1 saniyelik farklarda gizlidir. Bir saniye öndeyseniz, her mücadele sizindir...

SONUÇ...

Euro 2020'nin pandemi nedeniyle 2021 versiyonunda yaşanılan hayal kırıklığının sebebi, teknik direktör değil ki.

Bir Şenol Güneş gider, bir başkası gelir.

Aynen 98 yıllık tarihimizde olduğu gibi...

İstikrar içerisinde çok daha olumlu sonuçlar için, doğru seçimler yapmak ve uzun yıllar aynı teknik ekip ile çalışmak zorundasınız.

'Olmayan spor politikasında bu mümkün mü' derseniz; yanıtım bellidir.

Üzgünüm...

Asıl ve nitelikli çözümler ancak ve ancak her alanda 'zihinsel devrim' ile mümkün olacak.

Gerisi; kıyıda köşede yapacağımız laf salatasından öteye gitmez.

Süngüyü düşürmeden ama ders çıkartarak bir başka bahara...