SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Malta'nın iki rengi: Yeşil ve kahverengi

Yazının Giriş Tarihi: 15.04.2012 03:13

Eee! doğal ki; ovalar ve minik tepeler yeşil. Deniz ve gökyüzü mavi.

Başka yolu var mı sanki?

O yüzden saymadım renkten.

Bu kadar, tek ana renk üzerine kurgulanan, adeta müzelik yerleşim biçimleri...

Bütün evler 'Malta Taşı' denilen, işlemesi kolay, her yerde bulunan ve hava ile temas ettiğinde sertleşen, siz deyin 'krem' ben diyeyim 'kahverengi' olur mu?

Olur valla!

Kocaman Malta'nın, abartısız bütün evleri tek renk:

- Kahverengi ve türevleri...

MASAL GİBİ...

Yazsam, yalan değil.

Bu ülkenin her yanı masal. Çünkü, korumuşlar...

İnanılır gibi değil, her mahalle/köy, adeta açık hava müzesi.

Ve insanlarda, ada psikolojisinin verdiği esneklik/rahatlık; her an hissediliyor...

Malta Cumhuriyeti'nde iki tane de büyük ada var: Gozo ve Camino.

Avrupa'nın güneyinde ve Orta Akdeniz'de olduğunu bildiğinize göre; ayrıca coğrafya notlarına gerek yok sanırım...

Tarihi çok eski. Ayrıntılara girmesem de, televizyon ile gündeme oturan Kanuni döneminden, bir kuple aktarmak gerek:

- 1565 yılında Malta, Osmanlı donanması tarafından dört ay boyunca kuşatıldıysa da, Sicilya'dan gelen yardım, müthiş bir savunmaya dönüştü...

Bugün, Barraka denilen korunmuş bölgeden yaptığımız gözlemler gösteriyor ki; o daracık İzla liman girişinden yapılan bir taarruzun başarısı, mümkün değil-miş...

Ünlü denizcimiz Turgut Reis'in de burada şehit olduğunu anımsatmakta fayda var.

Malta'nın bu güçlü savunma ve geri püskürtme sonrası, ada özellikle mimarı anlamda çok önemli yapılara sahne olmuş...

YAKIN TARİH

Tarihe gitmişken biraz da yakın tarihe gelmek şart. Elli yıla yakın bir bağımsızlık tarihi var adanın.

Ama, AB kapısında bekleyen ülkemden çok önce, üye olmayı başarmışlar.

Daha doğrusu 400 binlik, üstelik burunlarının dibindeki bu küçük ülkeye; torpil yapıldığı aşikar. 2004 yılında tam üye yapıvermişler.

Var mı itiraz eden?

'Eee, kardeşim sen ne arıyordun bu minicik adada' diye soruyorsanız eğer; merak işte.

'Kısa bir tatil iyi gelir' düşüncesiyle, sürekli geleceğimi ifade ettiğim arkadaşlarımı, ziyarete gittim...

Çok da keyif vericiydi; üstelik gelirken, yükseklik ve azmanlığına inanamadığım zeytin ağaçlarının, fidelerinden getirdim iki tane. Biri sofralık, diğeri yağlık. Bakalım, Gemlik'te nasıl bir gelişim gösterecekler?

ÖĞRENCİ ÜLKESİ

Dil eğitimi çok yaygın. Ne kadar çok okul var bir bilseniz...

THY, Malta Air ile anlaşıp ortak uçuş yapıyor. Ama komik :

- Bileti THY üzerinden alırsanız 50 euro kadar fazla ödüyorsunuz.

Uçak aynı, hizmet aynı. Neden fazla ödeme yapacaksanız; anlamak apayrı sanat olsa gerek.

Soğuk, hemen hemen hiç yok. Kış bile 15 derece seviyelerinde geçiyor ki, zaten evler inanılmaz derecede doğal iklime sahip.

Malta Taşı, evleri yazın serin, kışın sıcak tutmaya yetip artıyor.

Ama, ben biraz üşüdüm. Isıtıcı verdiler odama...

Şaşıracağınız en önemli fark, trafiğin İngiliz sistemi olması. Sürücüler hep sağda ve siz solda sürekli frene basmayı deneyin komikçe.

Karşıdan karşıya geçerken ise, önce sola değil, sağa bakmak şart. Yoksa 'güümmm' diye bir ses ile hastanelik olmak da var...

Ve sıkı durun; 400 bin nüfuslu adada, 200 binin üzerinde araç var.

Başkent Valetta, Mdina ve Barraka mutlaka görülmeli...

Sözgelimi Mdina; adın da anlaşılacağı gibi Medine demek. Çünkü, adada uzun bir dönem Arap hakimiyeti var biliyorsunuz. Hatta Maltız dili; Arapça ile İtalyanca karışımı, ilginç bir dil. Adada, Maltız dilinin yanı sıra, İngilizce de resmi dil olarak kabul ediliyor.

İngilizler her yerde...

Ada, genelde güvenli bir Avrupa ülkesinden farksız. Ancak, dişlerinizi çıkarıp 'Kurt Adam' olmak istiyorsanız ve Gzira bölgesini de bilmiyorsanız, özellikle geceleri gezmeniz uygun değil.

Hayat kadınlarına dikkat!

ŞAŞIRTICI...

Bu kadar çok heykel gördüğüm, bir başka kent yok sanırım. Belki; Kiev, Moskova diyeceğim ama, burada daha çok sanki. Her alanda ve neredeyse her yapının önünde, bahçesinde bir heykele rastlamak mümkün.

Antonio Sciortino önde gelen heykeltıraş sanatçılarından biriymiş.

Ve etrafta gördüğümüz pek çok değerli heykel, Vinvent Apap imzalı...

Gençler, bugün de çok meraklı/imiş bu sanata...

Ve benim asıl şaşırdığım Osirisin Gözü ve renkli tekneler.

Durur muyum, dökülür birkaç dize:

Malta dediğin sevgili / kocaman yeşil bir ada / ve her zerre kahverengi / ister bal de, ister krem / malta taşı hayat vermiş her dönem / her dem... gel de anlat bunu teknelere / ikna et bakalım balıkçıları / inadına inat / kainat kadar renkli / kainat kadar ahenkli gemileri / unutmamışlar ruh hallerini / teknenin en özelinde, Osiris'in gözleri...

Osiris; bir Mısır Tanrısı biliyorsunuz. Ve bu gün de, inanış o ki; teknelerdeki bu Osiris Gözü, açık denizlerde kötü ruhlardan ve belalardan koruyor...

Sanırsınız, bizim nazar boncuğu; ki bir şiir denemesi daha:

(her teknede 'göz' var... sen olma!)
Tekneler; toprağın kızı / tekneler; tekmil renkli / 'gökkuşağı' de. sen / ben 'ebemkuşağı'.../
teknelerde gözler / gözler toprağın kızı / korurmuş belalardan / ve de kötü ruhlardan / sanırsın, sanki / bizim nazar boncuğu...

(Durmam artık, açıldım bir kere denizlere...)

Öğrendim gözünü Osiris'in / ve daha demin / açtım göğüs kafesimin / kilidini... uçmuyor mübarek / karışmıyor akdeniz'e / rengarenk... deli mi ne?

YEMEĞİ SEVİYORUM

O nedenle, baharı geçtiğimiz bu aylarda, 106 kilo sınırını aştım. İyi mi?

Yediğim deniz ürünlerinin haddi hesabı yok. Hangisini sayayım?

Ana yemek öncesi, zeytinyağına bulanmış kızarmış ekmek üzerinde sıcak domatesler nasıl iştahımı açmaz, üstelik baharat katkılı...

Balık çeşidi zaten sınırsız ve taze.

Şaraplar leziz...

Yerel biralar, inanılmaz derecede çok hafif...

Yemek sonrası, hazım kolaylaştırıcı grappa, herkesin içeceği değil bakalım!

Baba Mario, oğul Marcus ve arkadaşımız Gilbert eşliğinde doyumsuz sohbetler de cabası...

Her ara öğünde içtiğim ve bayıldığım, kırmızı portakalı baharatlar ile harmanlayan ve kolaya rakip olan Kinnie, harika.

Ve hatta, eve bile getirdim bir koli. Kinnie yanına, hamur içine sarılmış ıspanaklı, tavuklu veya tercihinize göre peynirli pastizziler mükemmel.

Bu arada, domates salçası, tatlandırılmış biber ve zeytinyağ içinde kapari çeşitlerini de denemek üzere getirdiğimi söylemeliyim. Bir şişe de kırmızı şarap; denk gelirseniz birlikte içeriz artık...

Çivi işi dantel almadıysam da, suluboya Valetta tablosu yakışacak...

GİTTİM... GÖRDÜM... YAZI/YORUM

Karar sizin.

Malta'nın fahri elçisi değilim.

Alternatif bir tatil için, kısa bir turu öneririm.

Bütün, Malta'nın günün her saatinde yavaş/tempolu koşu ve yürüyüş yapmayı, düzenli spor olarak algıladığını söylersem, yanınıza spor malzemelerinizi almanız şart olur.

Deneyin...

Denizin mavisi olmasa, kahverengiden bir başka renk var mı başkent Valetta'da?

Günümüze dek çok iyi korunmuş Mdina (Medine) denen bölgede, isminden başka tek-bir islami kalıntı yok.

Dilerseniz eğer, fayton ile mini bir gezi yapmak mümkün. Hem de Mdina sokaklarının içinde...

Malta demek, belki de heykel demek. Her noktada bir yapıt görmek mümkün...

Ben böyle büyük zeytin ağacı görmedim. Azman gövdeye bakar mısınız? İki fidan getirip, diktim bile Gemlik'e...

İşte Malta Taşı'nın devasa taş ocakları. Ada mimarisine hayat veriyor. Bu taş sayesinde; yapılar yazın serin, kışın ılık...

Bu kadar kahverengi tonlardan sonra, Malta doğasından, bir kaç çiçek fotoğrafı, şart artık. Öyle değil mi?

Osiris'in gözleri; kötü ruhlardan ve belalardan koruyor tekneleri...

Malta mutfağı dendi mi; domates, hamur işleri ve balık gelir akla. En azından ben öyle sanıyorum.

Evdeyim artık; bir kutu kinnie ve bir bardak çay. Tonları bakın, yine kahverengi...