Bizim Aydın Kaydı, Büyükorhan Çakıryenice köyünden.
Artık köy filan kalmadı, her yere mahalle adı koydular, konu kapandı.
Ama bizim dilimizde halen köy.
Ve Aydın bana bugün 3 tane foto gönderdi.
Çok etkilendim; oturdum fotoların hikayesini sizinle paylaşmak üzere bir kaç kelam edeyim dedim. Üstelik bugün, Dünya Çiftçiler Günü.
Hal böyle olunca, köy ve köylüler ile ilgili notlar da aklımızı alır valla. Nitekim; Çakıryenice fotolarına geçmezden önce, biraz gerilere gitmem lazım.
MİLLET ÇİFTÇİ OLMASAYDI !
Muhteşem bir lider olduğunu, pek çok kez yinelemeye gerek yok.
Ama, nerede olursa olsun, hangi konuda olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği sözler, gerçek bir özdeyiş olarak yerli yerinde duruyor.

Ne büyük bir lider ki, bir asır sonra bile sözlerinin kıymeti halen geçerli; ama takan kim ? O ayrı bir yazı konusu.
Buyrunuz köylerimiz neler söylemiş önderimiz :
“…Şimdiye kadar yani üç buçuk yıl önceye kadar vatanın birçok unsurları içinde en çok zahmet, sıkıntı, acı çeken sizdiniz. Herkesten çok çalışan siz olduğunuz halde, en çok cefayı çeken sizdiniz. Bunun nedeni sizinle ilgilenilmemesi idi. Sizi düşünen pek az kimse vardı. Siz çiftçiler o eski hükümette, genellikle hemen hiç düşünülmüyordunuz. Sizi ne zaman düşünürlerdi, bunu çok iyi bilirsiniz. Sizi ya savaş olunca, ya hazinelerini doldurmak gerekince hatırlarlardı. Bundan dolayı çalışan sizdiniz; kazanan, ölen sizdiniz. Sonuçta siz yoksulluğa mahkûm olurdunuz. Sizin faaliyetinizden, özverinizden başkası yararlanırdı. Artık bundan sonra böyle olmayacaktır. Artık her şeyden önce kendinizi düşünecek, kendi evinizi bayındır kılacak, kendi rahatlığınızı sağlayacak, ikinci derecede başkalarını düşüneceksiniz. Hepinizin malumudur ki, milletin çoğunluğu sizlersiniz…. Eğer bu millet çiftçi olmasaydı, biz davayı başaramazdık!...
ÇAKIRYENİCE…
Araştırmacı Yazar Raif Kaplanoğlu’nun anlatımıyla, şimdi biraz da Büyükorhan Çakıryenice köyü.
“…İlçenin en kuzeyinde, Büyükorhan'a 10 km uzaklıktadır. Bursa'da birçok Yenice adlı köy olduğu için ve bu bölgede de Çakır kuşu çok bulunduğu için Çakıryenice olarak anılmış. Kayıtlarda Çakırca olarak anıldığı da görülmüştür. Önceleri Sultanönü Sancağı’na bağlı bulunan köyde, sultana bağlı hassa piyadelerinin hisseleri varmış. Yani Yayacı köyü imiş. 1898 yılında 189, 1908 yılında 175, 1990 yılında 173, 1997 yılında 128 kişi yaşamaktaydı. Durhasan ve Argın köyleri arasında kalan Kaya Deresi Hamamı’nın romatizmalara iyi geldiği söylenmektedir…”
Göçler doğal olarak sürüp giderken, köy nüfusu giderek azalmış durumda ve günümüzde 75 kişinin yaşadığı köyümüzün bir de derneği var :
-ÇAKIRDER.. Çakıryenice Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
Başkan da Şenol Atış.
Daha önce Aydın’ın da ön ayak olmasıyla, minik bir kütüphane açılmış, bizler de karınca kararınca kitap hediyeleri yapmıştık.
Yazıya neden olan fotolara gelince; ne yüce gönüllü insanlarımızın olduğuna en güzel örneklerinden birini görüyorsunuz.

Köyün bir kahvehanesi var ve biraz büyütülmek üzere yanına mini bir inşaat yapılıyor. Ama üst kat tabliyesinin olduğu yerin yola taşan kısmında 4 tane ağaç var.
Kesilir mi ?
Kesilmeeeezzz !

Köy insanı sever doğayı, korur üstelik. Gördüğünüz gibi onlar da öyle yapmış. Kalıplarını ona göre çakmış, beton tabliyenin içinden fışkıran ağaçları yalnız bırakmamışlar.
Yazın hep birlikte çay içecekler; biz söz verdik arkadaşlarla ziyarete gidip birlikte keyif çatacağız.

ASIL SAHİP ve EFENDİ…
Başkan Şenol Atış ve arkadaşlarının böyle duyarlı insanlar olduğunu görünce; yine bir asır öncesine götürmem lazım sizleri.
Büyük önder, hem sormuş, hem yanıtlamış :
“…Türkiye’nin asıl sahibi ve efendisi kimdir? Bunun cevabını derhal birlikte verelim. Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde herkesten çok rahatlık mutluluk ve varlığa hak kazanan ve buna layık olan köylüdür. Bundan dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetinin iktisadi siyaseti bu önemli amacın sağlanmasına yöneliktir…”
“Köylü milletin efendisidir” sözü, daima Atatürk için bir dünya görüşü ve icraat programı olmuş.
Bu söz, O’nun ulusal altyapı teşkil eden kütle için, yalnız ne düşündüğünü değil, ne duyduğunu da anlatır. O, bu görüşünü şu formülle ifade etmiş biliyorsunuz :
“…Sınıfsız ve imtiyazsız bir toplumuz”.
Nitekim bu, ileri bir dünya görüşünün en güzel ifadesi olarak tarihte yerini alır…
Ancak; yıllar içerisinde ‘oy deposu’ olarak görülen, horlanan, sadece seçim dönemlerinde ağzına bir kaşık bal çalıp verilen vaatler sonrasında destekler sürekli esirgenmiş. Köyden kente göç inanılmaz boyutlara ulaşmış durumda.
Temel girdi olan; mazot, gübre, ilaç, yem, işçilik giderlerine karşın ürünlerinin değerlendirilememesi sonrasında, köylerimiz boşalmaya devam ediyor. Üstelik okulları kapatılarak taşımalı sisteme dönülmüş olması da, çocukları, gençleri ‘daha iyi imkan’ düşleriyle kentin çarklarına yönlendirdiği de ayrı bir gerçek…
Yazımın başlığında da ifade ettiğim gibi, yaşadığı ortamın eksikliklerine karşın, hale direnen, güzelleştirme uğraşı veren, bu arada doğasını koruyan, kollayan güzel insanlar da var.
İyi ki varsınız dostlar.
Dünya Çiftçiler Günü hepimize kutlu olsun.