SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

19 Mayıs ve Ulusal Kurtuluş

Yazının Giriş Tarihi: 19.05.2012 11:55

Ama, Büyük Ortadoğu Projesi'nin eş başkanı olmak, gurur nedeni de sayılabilir... 

'Hava soğuk, velilere yük oluyor' komikliğinde bahaneler üretilerek 'törenler anlamsız' bulunup, valiliklere, okullara yazılar da gönderilebilir...

Ve en önemlisi; Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın başlangıç günü olan böylesi anlamlı günde, bu ateşi yakanları, Cumhuriyetimizin kurucusunu minnet duygusuyla anmak isteyenlere 'izniniz yok kardeşim' diye çelenk filan da bıraktırılmaz...

Biber gazına henüz gerek yok. Sonra...

- Farkında mısınız ?

BAŞLANGIÇ...

Onlar ki toprakta karınca, / suda balık, / havada kuş kadar / çokturlar; / korkak, / cesur, / câhil, / hakîm / ve çocukturlar / ve kahreden / yaratan ki onlardır, / destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.

Onlar ki uyup hainin iğvâsına / sancaklarını elden yere düşürürler / ve düşmanı meydanda koyup / kaçarlar evlerine / ve onlar ki bir nice murtada / hançer üşürürler / ve yeşil bir ağaç gibi gülen / ve merasimsiz ağlayan / ve ana avrat küfreden ki onlardır, / destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.

Demir, / kömür / ve şeker / ve kırmızı bakır / ve mensucat / ve sevda ve zulüm ve hayat / ve bilcümle sanayi kollarının / ve gökyüzü / ve sahra / ve mavi okyanus / ve kederli nehir yollarının, / sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı / bir şafak vakti değişmiş olur, / bir şafak vakti karanlığın kenarından
/ onlar ağır ellerini toprağa basıp / doğruldukları zaman.

En bilgin aynalara / en renkli şekilleri aksettiren onlardır. / Asırda onlar yendi, onlar yenildi. / Çok sözler edildi onlara dair / ve onlar için : /zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur, / denildi.

Böyle başlar Kuvayi Milliye Destanı. Ve birinci bap içerisinden bir bölüm ile devam edelim...

YIL 1918-1919

Ateşi ve ihaneti gördük / ve yanan gözlerimizle durduk / bu dünyanın üzerinde. / İstanbul 918 Teşrinlerinde, / İzmir 919 Mayısında / ve Manisa, Menemen, Aydın, Akhisar : / Mayıs ortalarından / Haziran ortalarına kadar / yani tütün kırma mevsimi, / yani, arpalar biçilip / buğdaya başlanırken
yuvarlandılar...
Adana, / Antep, / Urfa, / Maraş : / düşmüş / dövüşüyordu...

Ateşi ve ihaneti gördük. / Ve kanlı bankerler pazarında / memleketi Alaman'a satanlar, / yan gelip ölülerin üzerinde yatanlar / düştüler can kaygusuna / ve kurtarmak için başlarını halkın gazabından / karanlığa karışarak basıp gittiler. / Yaralıydı, yorgundu, fakirdi millet, / en azılı düvellerle dövüşüyordu fakat, / dövüşüyordu, köle olmamak için iki kat, / iki kat soyulmamak için...

YIL YİNE 1919 ve İSTANBUL'un HALİ

İkinci bap'tan bir başka bölüm ile devam etmek istiyorum destanımıza. Her satırı, bir tarih, her satarı bir ders...

Biz ki İstanbul şehriyiz, / Seferberliği görmüşüz : / Kafkas, Galiçya, Çanakkale, Filistin, / vagon ticareti, tifüs ve İspanyol nezlesi / bir de İttihatçılar, / bir de uzun konçlu Alman çizmesi / 914'ten 18'e kadar / yedi bitirdi bizi.
Mücevher gibi uzak ve erişilmezdi şeker / erimiş altın pahasında gazyağı / ve namuslu, çalışkan, fakir İstanbullular / sidiklerini yaktılar 5 numara lâmbalarında. / Yedikleri mısır koçanıydı ve arpa / ve süpürge tohumu / ve çöp gibi kaldı çocukların boynu. / Ve lâkin Tarabya'da, Pötişan'da ve Ada'da Kulüp'te / aktı Ren şarapları su gibi / ve şekerin sahibi / kapladı Miloviç'in yorganına 1000 liralıkları. / Miloviç de beyaz at gibi bir karı. / Bir de sakalı Halife'nin, / bir de Vilhelm'in bıyıkları.

Biz ki İstanbul şehriyiz, / güzelizdir, / dört yanımız mavi mavi dağdır, denizdir. / Öfkeli, büyük bir şair : / «Ey bin kocadan arta kalan bilmem neyi bakir» / demiş / bize / ve bir başkası, / yekpare Acem mülkünü fedâ etti bir sengimize.

Biz ki İstanbul şehriyiz, / işte, arzederiz halimizi / Türk halkının yüce katına. / Mevsim yazdır, / 919'dur. / Ve teşrinlerinde geçen yılın / dört düvele teslim ettiler bizi, / gözü kanlı dört düvele / anadan doğma çırılçıplak. Ve kurumuştu / ve kan içindeydi memelerimiz. 

Biz ki İstanbul şehriyiz, / Fransız, İngiliz, İtalyan, Amerikan / bir de Yunan, / bir de zavallı Afrika zencileri / yer bitirir bizi bir yandan, / bir yandan da kendi köpek döllerimiz : / Vahdettin Sultan, / ve damadı Ferit ve İngiliz muhipleri / ve Mandacılar.
Biz ki İstanbul şehriyiz, / yüce Türk halkı, /malûmun olsun çektiğimiz acılar...

ERZURUM ve SİVAS

Kongreleri yapıldı Samsun'dan sonra... Gel de yazma o anları ? Destan ne de güzel yazıyor içimizdeki satılmışları, aymazları ve bağımsızlık savaşçılarını :

...İstanbul'da birçok hanımlar, beyler, paşalar, / Türk halkından kesmişlerdi umudu. / Yağdırıldı telgraflar Erzurum'a : / «Amerikan mandası altına girelim,» diye. / «İstiklâl, diyorlardı, şâyanı arzu ve tercihtir, amma / bugün bu, diyorlardı, mümkün değil, / birkaç vilâyet, diyorlardı, kalacak elde, / şu halde, diyorlardı, şu halde, / Memâliki Osmaniye'nin cümlesine şâmil / Amerikan mandaterliğini talep etmeği / memleketimiz için en nâfi / bir şekli hal kabul ediyoruz.»

Fakat bu şekli halli kabul etmedi Erzurumlu. / Erzurum'un kışı zorludur balam, / buz tutar yiğitlerin bıyığı. / Erzurum'da kaskatı, dimdik ölür adam, / kabullenmez yılgınlığı... 

Hemen Sıvas'a gidelim. Bakın yine ne var-mış gündemde ?

...yine ortaya çıktı Amerikan mandası. / Ak koyunla kara koyunun / geçitte belli olduğu günlerdi o günler. / Ve İstanbul'dan gelen bazı zevat, / sapsarı yılgınlıklarıyla beraber / ve ihanetleriyle birlikte / bir de Amerikan gazeteci getirmiştiler. / Ve Erzurumlulardan ve Sıvaslılardan ve Türk milletinden çok / işbu Mister Bravn'a güveniyorlardı. / Bu zevata : / «İstiklâlimizi kaybetmek istemiyoruz efendiler!» / denildi. / Fakat ayak diredi efendiler : / «Mandanın, istiklâli ihlâl etmiyeceği muhakkak iken,» / dediler, / «Herhalde bir müzâherete muhtacız diyorum ben,» / dediler, / «Hem zaten,» / dediler, / «birbirine mani şeyler değildir / istiklâl ile manda. / Ve esasen,» / dediler, / «müstakil kalamayız böyle bir zamanda. / Memleket harap, / toprak çorak, / borcumuz 500 milyon, / vâridat ise 15 milyon ancak. / Ve Allah muhafaza buyursun / İzmir kalsa Yunanistan'da / ve harbetsek, / düşmanımız vapurla asker getirir. / Biz Erzurum'dan hangi şimendiferle nakliyat yapabiliriz? / Mandayı kabul etmeliyiz, hemen,» / dediler.
«Onlar dretnot yapıyor, / biz yelkenli bir gemi yapamıyoruz. / Hem, İstanbul'daki Amerikan dostlarımız : / Mandamız korkunç değildir,
diyorlar, / Cemiyeti Akvam nizamnamesine dahildir, / diyorlar.»

Ve böylece, bin dereden su getirdi İstanbul'dan gelen zevat. / Sıvas, mandayı kabul etmedi fakat, / «Hey gidi deli gönlüm,» / dedi, / «Akıllı, umutlu, sabırlı deli gönlüm, / ya İSTİKLAL, ya ölüm!» / dedi...

SÖYLEV...

16 Mayıs 1919 tarihinde İstanbul'dan çıkış ile başlayan Ulusal Kurtuluş Savaşı hareketinin, tarihsel gerçeklerini ve ayrıntılarını bilmek için, O'nun altı gün boyunca meclisten okuduğu Nutuk (Söylev) yeniden, daha özenli okunmalı. Her şeyin farkına varmanız mümkün !

Gelecek kuşaklarımız için de harika bir yol gösterici olan Söylev'in, son bölümünde "Türk gençliğinin koruyuculuğuna bıraktığı armağan : Cumhuriyet ve Devrim" hepimize ışık tutuyor.

"Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımların yarattığı uyanıklığın ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır. Bu sonucu, Türk gençliğinin koruyuculuğuna bırakıyorum.

Ey Türk Gençliği !

Birinci ödevin Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuza dek korumak ve savunmaktır.

Varlığının ve geleceğinin temeli budur. Bu temel, senin en değerli (güven) kaynağındır. Gelecekte de, yurt içinde ve dışında, seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyecek kötüler bulunacaktır..."

Türk gençliği bu sözleri zaman zaman hatırlasa da, gereken sözlerini yerine getir(e)memiş olabilir. Sonucu değiştirmez ki, yüceltmek de köreltmek de ellerimizdeyse de, O'nun inancı tam... Cumhuriyet gençlerin, uyarı Ata'nın!

Ve pek çoğunuzun ezbere bildiği, ancak, ayrıntıları es geçtiği o muhteşem anlatım, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu'nun sadeleştirmesi ile bakınız nasıl devam ediyor:

"Bir gün, bağımsızlığını ve Cumhuriyeti'ni savunmak zorunda kalırsan, göreve atılmak için, içinde bulunacağın ortamın olanak ve koşularını düşünmeyeceksin! Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlığına ve Cumhuriyeti'ne kıymak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir yenginin temsilcisi olabilirler.

Zorla, ya da aldatıcı düzenlerle, sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün gemi yapım yerleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine eylemli olarak girilmiş olabilir.

Bütün bu durumlardan daha acı ve daha korkunç olmak üzere, yurdun içinde yönetim başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık ve üstelik hayınlık içinde bulunabilirler.
Dahası, yönetim başında bulunan böyleleri, kişisel çıkarlarını, yurduna girip yayılmış olan düşmanların siyasal erekleriyle birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve darlık içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir.

Ey Türk geleceğinin genç kuşakları!

İşte bu ortam ve koşullarda bile ödevin, Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyeti'ni kurtarmaktır!

Gereksindiğin güç, damarlarındaki soylu kanda vardır."

Bayramın kutlu olsun Türkiyem...