SON DAKİKA
Hava Durumu

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü sadece anıların anlatıldığı bir gün mü?

Yazının Giriş Tarihi: 09.01.2026 20:20
Yazının Güncellenme Tarihi: 09.01.2026 22:50

Öğrendiğimden beri ismi çok garip gelmiştir, bu ‘10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ tanımlaması.

Nedense, ardından hemen şu beylik söz gelir; “ya çalışamayan, işsiz gazetecilerin günü ne olacak?”

Onların günü yok mu?

Evet, onların günü yok.

Onlar tamamen harap durumda.

Emekliliği varsa bir parça ne ala, yoksa ya sektör içinden veya dışında iş arıyor ya da 'Allah belasını versin' deyip evinde oturuyor.

...

Şimdi gelelim bu “Çalışan Gazeteciler Günü”ne.

Hikayesi şöyle; 4 Ocak 1961’de kabul edilen ve basın çalışanlarına bazı haklar ve yasal güvence sağlayan “5953 Sayılı Kanun”un Resmi Gazete'de 10 Ocak günü yayınlanmasından gelmektedir.

1961-1971 yılları arasında “Çalışan Gazeteciler Bayramı” adıyla kutlanmış; 1971 yılındaki askeri muhtıradan sonra ülkede gazetecilerin bazı haklarının geri alınması üzerine kutlama gününün adı, "10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü" olarak değiştirilmiştir.

...

Tabi bu gelişmenin, ülkedeki gazete patronlarının ne derece ilkel olduklarına ilişkin bir de kara mizah türü hikayesi var.

5953 Sayılı Yasa işverenlere, çalıştırdığı gazeteci ile iş sözleşmesini yazılı olarak yapması, sözleşmelere işin türü ve ücret miktarının yazılmasını, mesailerin ayrıca ücretlendirilmesini, gazetecinin ödenmeyen maaşına hergün yüzde 5 ilave edileceği, sözleşme dışı iş verirse, onu da ücretlendirmesi gerektiği ve işten atmanın zorlaştığı vb gibi gazetecilere sosyal ve yasal haklar getirilince, bu yükümlülükleri istemeyen 9 gazete patronu (Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul ve Yeni Sabah) yasaya karşı bir ortak bildiriye imza atarak gazetelerini 3 gün kapatmışlardı.

Ve tarihe bu boykot “Dokuz patron olayı” olarak geçti.

Tabii patronlar gazeteleri kapatınca, buna karşı gazeteciler, üç gün boyunca “Basın” adlı bir gazete yayımlamışlardı.

NE DEĞİŞTİ, NE KALDI?

Sonuçta bu tarihsel hikaye dışında 10 Ocak’ın günümüzde bir anlamı, getirdiği hakları ve uygulanabilirliği var mı derseniz, tabi ki yok!..

Bu hakların sadece kağıt üzerinde kalmasının günümüz pratiği içinde basit olarak bakıldığında beş nedeni varmış gibi geliyor bana.

Birincisi; Medyaların en önemli sorunu finasman yani maliyetleri karşılayabilme sorunu. Bu önemli problem ile karşı karşıya kalan medyalar, nitelikli ve hakları konusunda tavizsiz kadro istihdamını yapamıyor. Daha edilgen personel seçimi, doğal olarak var olan hakların pratikte yok olmasına yol açıyor.

İkincisi; İkinci önemli sorun medya sahipleri sorunu. Az da olsa bir kısmı medya ile olağan işkolları arasındaki farkı biliyor olup, editöryal özgürlükleri kabul eden anlayışı var olsa da, çoğunluk bu kültüre sahip değil. Bunlar genellikle medya çalışanlarını amele zanneden, iş ve yaşam kültürüne sahip patronlar. Bu anlayışla yürüyen mekanizma, çalışanlarda da haklardan yoksun olma kültürünü kabullenmeyi ve uygulamaları normalleştirmeyi sağlıyor.

Üçüncüsü; Siyasal tercihler, siyasal baskılar ve kişisel hizipleşmeler; kendine uygun medyalar yarattı. Bu politika sorgusuz bir biçimde, yasaların ve kültürün getirdiği hakları kabullenen personel yerine, “amaca uygun” personel modelini üretti. Bu da klasik gazeteciliğin ve gazeteci haklarının kayboluşuna yol açan etmenlerden biri oldu.

Dördüncüsü; Teknolojinin gelişmesi, haber sayısının artması, haberlerin ajanslardan temin edilmesi, sosyal medyalardan haber aktarılması, haberin en hızlı şekilde yayına alınması ve Google gibi arama motorlarının sürekli algoritma değiştirmesi, çalışanların gazeteci-yorumcu olması yerine, daha çok kopyala, başlığı değiştir, uygun resmi al ve yayınla üzerine kurulu bulunan modeli zorunlu kıldı ve (daha çok klasik gazeteci yerine,) çalışan yeni kadroyu editöre dönüştürdü. Dolayısıyla yasa ve gelenekle gelen haklar, sanki eski döneme ait bir argümanmış gibi bir algı oluşturdu. Gazeteciler arasında kuşaklar arası kopuş gerçekleşti. Gelenek oluşturulamadı.

Beşincisi; haklarda ve kuşaklardaki bu kopuş, yasadan ve gelenekten gelen hakların kaybının diğer bir nedeni de gazeteci örgütlerinin, parçalanması ve karşılıklı hasımlık üretilmesi, büyük yapıların yok olmasını ve etki güçlerinin de gerilemesini getirdi. Sendikal alan da gittikçe daraldı. Bu durumda sözü dinlenen ne bir dernek ne de bir sendika var. Dolayısıyla yeni kuşağın sığınma ve haklarını koruma alanı kalmayınca, iş çevreleriyle bireysel ilişki modeli gelişti. Gelişen ilişki de, modern kölelik olarak kabul edilir hale geldi.

Altıncısı; Gerilemenin bir diğer boyutu da daha çok bir kısım medya yöneticileriyle ilgili. Statü koruma adına adalet duygusunu kaybetmiş, emrindeki personelin hakları yerine, ağırlık patron yancılığı ve kişisel kazanımları üzerine yürüttükleri yönetim modeli, çoğu yerde yasayla ve meslek kültürüyle gelen hakları tamamen yok etti.

Tüm bunların bileşimi ve bir sürü yan faktörler dolayısıyla; yasayla ve kültürle gelen kazanılmış hakların sadece hikayesini bıraktı mevcut işleyişte.

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, sanırım geçmiş anıları anlatan gazetecilerin günü olarak kaldı...

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.