17 Ağustos Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçti. O dönem depremin ne olduğunu bilen ama daha önce hiç yaşamamış bir çocuktum. Benim için deprem, ara sıra televizyonlardan ve flaş haberlerden duyurulan, genellikle başka yerlerde olan bir şeydi. O geceden sonra deprem, milyonlarca insanda olduğu gibi benim de hayatımın merkez noktalarından birine yerleşti.
Bu uzun yıllar boyunca çevrede onlarca küçük ve orta büyüklükte deprem yaşadık. Kimi zaman gece uykudan uyandık, kimi zaman dışarıda ya da asansörde yakalandık. Sürekli okuyup uzmanları dinleyerek deprem hakkında en azından kendimizi ve sevdiklerimizi koruyacak kadar bilinçlendik. Deprem anında sakinliğimizi korumayı öğrendik.
23 Nisan 2025’teki İstanbul depreminden sonra konuyu daha derli toplu araştırmaya başladım. Özellikle gündemde olan Naci Görür, Celal Şengör ve Şener Üşümezsoy’un yorumlarını karşılaştırdım. Geçmişe dönük yaptığım sağlamalarda Üşümezsoy’un daha isabetli yorumlarda bulunduğunu gördüm. Hatta o kadar çok programını izledim ki argümanları üzerinden onunla deprem hakkında sohbet edebilecek noktaya geldim!
Bu araştırmalar bizi farklı bir mecraya götürdü. Bu konuda ciddi araştırmalar ve yatırımlar yapan kurumlar var. Konumuz Doğa Hareketlerini Araştırma Derneği, kısa adıyla DOHAD.
DOHAD, Elektronik Mühendisi Fuat Agalday’ın girişimleriyle 1999 depreminden sonra kuruldu. Derneğin temel amacı, çeşitli noktalardaki mikro depremleri ve meydana gelebilecek diğer değişimleri düzenli olarak takip ederek yer kabuğundaki hareketlilik hakkında tahminlerde bulunmak. Yaklaşık 25 yıldır faaliyet gösteren dernek, yerel yönetimlerle iş birliği yaparak sismik izleme istasyonları kuruyor. Bu istasyonlardan sürekli veri toplayan dernek, hangi bölgede nasıl hareketlilikler olduğunu raporluyor.
DOHAD Başkanı Agalday ile Gemlik Belediyesi’nin 17 Ağustos depremi nedeniyle düzenlediği panelde sohbet ettik. Agalday, büyük depremlerin takip edilebilir bazı belirtiler meydana getirdiğini söyledi. Hissedilmeyen küçük depremlerdeki artıştan yer altı sularındaki sıcaklık değişimlerine kadar çeşitli etkilerin takip edildiğini belirten Agalday, bunun kesinlikle "önceden depremi bilmek" olmadığını, belirtileri takip ederek tahmin etme çalışması kaydetti.
Ben de bir süre derneğin iletişim gruplarında yer aldım ve mesajları yakından takip ettim. Geçen yıl 10 Ağustos günü saat 13.00’e doğru, Balıkesir Sındırgı bölgesinde hareketliliğin arttığı ve hissedilebilir büyüklükte bir deprem olabileceği tahmini paylaşılmıştı. Bu mesajdan yaklaşık 7 saat sonra, saat 19.53’te Sındırgı merkezli 6,1 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Gerisini zaten hepimiz biliyoruz.
DOHAD, Türkiye genelindeki onlarca izleme istasyonundan aldığı verileri www.sismikuyari.com adresinde canlı olarak paylaşıyor. Ben de bu yazıyı yazarken siteye girip çevremizdeki verileri kontrol ettim. Marmara Bölgesi istasyonları genel olarak "izleme" durumundaydı, yani mikro depremler sürüyordu. Fakat Bursa’daki istasyonlar "normal" seviyesinde, durağan bir görüntü veriyordu.
Sitedeki bilgilere göre, dördü büyükşehir olmak üzere toplam 49 belediye ile iş birliği sağlanmış durumda.
Son olarak dernek, sitede şu kritik noktalara dikkat çekiyor: Sismik Uyarı sistemi, deprem olmadan günler veya haftalar önce sismik risk artışını analiz edip, istasyon verileriyle anomali ve enerji artışlarını takip ederek bölgesel olarak riskin yükseldiğini bildiriyor. Buna karşılık, saniyeler önce haber veren bir erken uyarı sistemi, "şimdi kaçın" gibi anlık bir alarm sistemi değil, depremin tam saatini ve dakikasını vermiyor, küçük depremler için de bir bildirim sistemi işlevi görmüyor.
Özetle, depremin tam saatini ve büyüklüğünü kesin olarak bilmek hâlâ mümkün olmasa da öncesinden gelen belirtileri yorumlayarak hazırlık yapmak mümkün. Bilim bunu bize açıkça gösteriyor.