SON DAKİKA
Hava Durumu
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.

Yazma alışkanlığı

Yazının Giriş Tarihi: 19.05.2013 07:54

İnsanlığın bu uzun gelişim süresince var olabilmesini, ellerini kullanmasına borçlu olduğunu biliyoruz. Hele eline geçirdiği bir nesne ile kendisini ifade edebilmek için taşa, toprağa, ağaca bir şeyler çizmesi büyük gelişim sağlamış.

M.Ö. 5500-5000 yıllarında önce resim ardından çivi yazısına geçiş, insanlık tarihinde devrim niteliği taşımış. O gün bu gündür insanoğlu kendini ifade edebilmek için yazıyor. Bilgi aktarıyor, duygu aktarıyor, yaşam becerisini aktarıyor, şiddetini aktarıyor.

Nerde yazılı kültür gelişmişse, orada uygarlık boy göstermiştir. Uygarlığın bir göstergesi de bir toplumun yazılı kültür oluşturma yeteneğine bağlıdır. Toplumlar kendilerini roman, şiir, gezi, anı, tiyatro, eğlence, masal vb. yazın türleriyle ifade ediyorlar. Üretilen yazılı kültürü tüketen toplumlar, aynı zamanda duygusal gelişmişliği sağlayan toplumlardır.

"Okudun da ne oldun. Bak ben senin onda birin kadar okumadım, ama edindiğim servet senin yüz mislin kadar." diyebilen bir toplum ve onun oluşturduğu bireylere göre zenginliğin anlamı da farklıdır.

Yoksul bir kadın bir bilgeden yardım ister. Bilge yardım edeceğini ama çocuğunun parmağını keseceğini, altın dolu kese torbasını ondan sonra kendisine vereceğini ifade eder. Kadın "Bu adam üşütmüş mü ne!" diye düşünür. Bilge ısrar edince kadın çocuğu kaptığı gibi oradan uzaklaşır. Bilge arkasından bağırır. "Be kadın bir kese altından daha zengin olduğunu bana gelirken bilmiyor muydun?"

Evet, sormak isteriz:
Parası çok olan mı zengindir?
Kültürel ve bilimsel değerleri çok olan mı?
Bu sorunun yanıtı gelişmişliğin ve geri kalmışlığın tanımı gibidir. Herkes kendine göre bir tanım yapabilir.

Sizlerin tanımı nedir?

Aziz Nesin'in kitapları İran'da daha çok okunuyormuş. Yaşar Kemal'in ülkemizde elli bin satan kitabı, İspanya'da beş yüz elli bin satıyormuş.

Bunun nedenleri üzerinde kafa yormalıyız.

Okumayan toplumun hafızası oluşmuyor. Günü birlik yaşıyor. Gün biterken kafasındaki yaşantıyı da bitiriyor. Böyle bir toplumun bireyleri için sabahın ne getireceği belli değildir. Esen rüzgârın onu nereye savuracağını aslında kendisi de bilmez, bilemez. Rüzgâr bir sağdan eser, bir soldan.

Rüzgâra ve zaman direnmenin tek yolunun yazmak olduğunu fark ettiğinden beri insanoğlu yazıyor. Aslında yazmanın var olmak olduğunu anlayan herkes yazıyor. Batılı toplumlarda anı yazmanın neden çok yaygın olduğunu fark ettiğimde, yaşım kırklı yıllara varmıştı.

Yazmak aynı zamanda okuma eylemini tetiklemekte...

Yetersizliğin ortaya çıkması ancak bilgi düzeyinin artmasıyla mümkündür. Her şeyi bilediğini zanneden zavallı kişiler aslında hiçbir konuya egemen olamayan kimselerdir. Bu tip insanlar her şeyi kendinden menkul zanneder. Yazma eylemi bu duyguyu ister istemez yok eder. Yazma eylemine girişen kişi bir yönüyle özgürlüğüne ilk adımı atmış demektir. Özgürlük duygusunu tadan birey ya da toplum, kabuğundan çıkan kelebek gibi müthiş bir dönüşüm içine girer. Dönüşümün ve bilgi birikiminin baş döndürücü çağına giren toplumlar, kes yapıştır kültüründen ancak yazma eylemi ile kurtulabilirler.

Kendimi bir şekilde ifade edebilmek için, kendimce çalakalem yazıyorum.

İnsanlık denizinde bir damlacık yerim olur düşüncesiyle...