SON DAKİKA
Hava Durumu

Tarihte yalanın saltanatı, gerçeğin intikamı

Yazının Giriş Tarihi: 23.07.2026 14:51
Yazının Güncellenme Tarihi: 25.07.2026 14:56

Bir ulusu çökerten ilk kurşun değildir; ilk büyük yalandır. Bir toplumu ya da ülkeyi çökerten ilk ve en temel etken adaletin ve liyakatin yok edilerek yurttaşa gerçek olmayan şeyleri söyleyerek yönetme alışkanlığıdır.

Çünkü yalan, önce vicdanı öldürür. Vicdan ölünce adalet susar. Adalet susunca hukuk çöker. Hukuk çökünce devlet, dışarıdan değil içeriden çürümeye başlar.

Fatih Sultan Mehmet'in, "Aklı öldürürsen ahlak da ölür. Akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür. Kadıyı satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün devlet de ölür" dediğini tarihi kaynaklar aktarıyor.

Tarihte bu anlayışın bir pratiği olarak, Fatih Sultan Mehmet kendi yaptırdığı caminin inşaatında çalışan Hıristiyan mimarın ellerini kestiği için İstanbul Kadısı Hızır Bey'in huzuruna çıkmış ve yargılanmıştır. Kadının padişaha "Oturarak savunma veremezsin, burası adalet makamıdır" uyarısı üzerine ayağa kalkıp yargıca yani kadıya saygı göstermesi, Osmanlı'da hukukun varlığının sembolik bir göstergesi olarak kabul edilir.

Düşünüyorum da bugün görev başında devletin en üst makamlarını, bakanları, valiyi, kaymakamı karşısına çekip sorgulayabilecek savcı ve yargıç çıkar mı?

Genlerinde otoriter karakter taşıyan sistemler bağımsız yargıya asla izin veremezler. Sistemin mantığı gereği vermezler.

Bütün otoriter düzenlerin ortak bir dili vardır. O da propagandadır. Propagandanın temelini ise yalan oluşturur. Siyasetçiler; seçmen tabanını birleştirmek, siyasi kampanyalarını etkili kılmak ve rakiplerine karşı üstünlük kurmak amacıyla yol haritası olarak yalanı söylemlerinin merkezine koyarlar. Çoğu zaman seçmenin duymak istediği şeyleri söyleyerek desteklerini artırmayı hedeflerler. Bütün basın yayın organlarını bir şekilde denetim altına aldıklarından dolayı gerçek olmayan şeyleri topluma yaymakta sıkıntı da çekmezler. Birkaç örnek verelim. "Kabataş yalanı", "Montaj ve iftira" videoları, "Camide içki içtiler" iddiası, "Ekonomik başarı" ve "Faiz lobisi" söylemleri, "3Y" ile mücadele (Yolsuzluk, Yoksulluk, Yasaklar), geçmişi karalama ve kendi zamanlarında yapılmayan şeyleri varmış gibi sunma.

Gerçeği anlatamazlar; gerçeğin yerine gürültü koyarlar.

Başarı üretemezler; kahramanlık masalları üretirler.

Güven veremezler; korku dağıtırlar.

Hesap vermezler, veremezler; düşman icat ederler.

Yani “gerçeklerden kopuk iktidarı” kurarlar…

George Orwell, "En etkili aldatma, insanlara kendi gözleriyle gördüklerini ret ettirebilmektir." derken tam da bunu anlatıyordu. Gerçeğin yerine slogan geçtiğinde, özgürlüğün yerini bağımlılık alır.

Hitler'in Propaganda Bakanı Goebbels'in o tantanalı propaganda anlayışı da aynı karanlık mantığa dayanıyordu. “Bir yalan durmadan tekrar edilirse, bir süre sonra gerçek sanılabilir.” Yani 2013 yılındaki Gezi protestoları sırasında “Kabataş rıhtımında bacımızın üzerine işediler, darp ettiler, aşağıladılar”. Onlarca televizyonda, “bu olayın görüntüleri var. Bu cuma açıklayacağız” diye yüzlerce kez yayınladılar. O cumadan beri siz hesaplayın kaç cuma geçti. Hala açıklayacaklar. Alın size Goebbels taktiği.

Ama tarihin çöplüğüne bakın; o büyük propaganda imparatorluğundan geriye nefret ve utanç kaldı.

Çavuşesku, Bükreş’in en güzel yerinde 340 dönümlük bir alana 1.100 odalı devasa bir saray yaptırır. Açılışına halkı davet eder. Generalleri arkasına dizip balkondan halka seslenir:

-“Şu andan itibaren, hepiniz hiç para almadan çalışacaksınız” der.

Kimseden itiraz gelmeyince devam eder:

-“Şu andan itibaren herkes sadece benim için çalışacak.”

Yine tık yok, devam eder:

-“Hepiniz, yarın asılarak idam edileceksiniz” der.

Yine kimseden ses gelmeyince hiddetlenir, sinirlenir:

-“Siz aptal mısınız? Söyleyecek hiçbir şeyiniz yok mu” deyince kalabalık arasından cılız bir ses yükselir:

-“Sayın başkan ipi kendimiz mi getireceğiz yoksa parti mi? Yoksa Saray görevlileri mi verecek?” diyebilmiştir.

Anlatılan bu fıkra halkın suskunluğu, “Zulmün artsın ki tez zeval bulasın" diyedir aslında…

Bu söz, Anadolu'nun zulüm ve zalimler için kullandığı "Zulmün artsın ki tez zeval bulasın" şeklindeki köklü bir beddua ve halk inanışıdır. Usta yazar Yaşar Kemal, haksızlıklara ve baskıya karşı duruşunu simgelemek üzere bu sözü sıkça dile getirmiş ve zulmün doruğa ulaştığında kendi sonunu hazırlayacağını vurgulamıştır.

İbn Haldun ise yüzyıllar önce devletlerin çöküşünü tek cümlede özetlemişti, "Zulüm, devletin yıkılışını hızlandırır." Zulmün en sinsi biçimi ise yalnızca baskı değil, gerçeği boğmaktır.

Son yılların moda uygulaması, "halkı kin ve düşmanlığa tahrik ya da aşağılama", “yalan haberi alenen yayma” suçu… Başı sonu belli olmayan manevi ve milli duyguları da bunların içine kattın mı, kimi tutuklamak istiyorlarsa ağzını açması yeterli oluyor.

Cemaat kültürünü aşamamış insanları inançlarıyla kandırıp, umutlarını basamak yapıp, çıkarı uğruna dün söylediğini bugün kabul etmeyen siyaset tüccarları her yeri kanser hücresi gibi sardı. Kendi yalanını rakibine, kendi yanlışını muhalifine yüklemeyi siyaset mühendisliği içinde başarı diye sunuyorlar. Bunlar yalnızca siyasi rakiplerine değil, toplumun ortak vicdanına da saldırmaya başladılar.

Çünkü en büyük hırsızlık, kasadan para çalmak değildir. Bir ulusun geleceğini ve güvenini çalmaktır. Büyük yolsuzluk, ihale değil; doğruluğun değerini çalmaktır.

Sarayların çevresine ne kadar yüksek duvarlar örerseniz örün, gerçeğin önüne set çekemezsiniz. Ne kadar çok ekranı, kürsüyü, manşeti kontrol ederseniz edin, yargıyı yönlendirin, bürokrasiyi emir eri yapın vicdanın sesini susturamazsınız.

Firavun da sonsuz olduğunu sandı. Sezar da gücünün sarsılmaz olduğuna inandı. Stalin mutlak gücün simgesiydi. Nice krallar, nice diktatörler, nice tek adamlar alkışların hiç bitmeyeceğini düşündü. Bugün onların saraylarından çok kibirleri hatırlanıyor.

Bir Güney Amerika ülkesinin diktatörü, vakti zamanı gelince, öbür dünyayı boylamış. Cehennemde zebaniler sormuşlar,

-“Politikaya neden girdin?”

-“En tatlı, en kolay, en kıyak para orada var da ondan!”

-“Tamam da... Paraları kazanıp dünyalığını yaptıktan sonra niye devam ettin?”

-“Sonra da tabii ki paçayı kurtarmak için devam ettim!” demiş.

Yani demek istemiş ki, oturduğum koltuğu o kadar kirlettim ki, kalkarsam her tarafı koku saracak…

Unutulmamalıdır ki bir devleti ayakta tutan saraylar değil, güven duygusudur. Bir ulusu güçlü yapan korku değil, adalettir. Bir yöneticiyi büyük yapan propaganda değil, doğruluktur, güvendir.

Çünkü tarihin hükmü değişmez:

Yalan iktidar olabilir; ama asla toplumun yazgısı olamaz.

Bir gün alkış biter.

Bir gün korku da biter.

Bir gün propaganda susar.

Ve o gün, tarih kürsüsüne yalnızca gerçek çıkar.

FETÖ’nün o meşhur Silivri Mahkemelerinde “toplum bağırsaklarını temizliyor” diyenler bugün önüne gelene FETÖ'cü damgasını yapıştırarak susturmaya çalışıyorlar.

Gerçeğin mahkemesinde ne makamın hükmü vardır ne de koltuğun. Orada tek delil vardır, vicdanların kararı…

İşte bu yüzden, en güçlü görünen iktidarlar bile gerçeklerden korkarlar. Çünkü bilirler ki, gerçekler konuşulmaya başlandığında yalanın iktidarı çökmeye, dağılmaya başladığında büyük panik halinde hak, hukuk, adalet tanımadan saldırırlar. Örneğin, doğada her canlı ölümü tadacağı gibi bütün CHP’li belediyelerde şafak operasyonlarını tattırıyorlar. Kesmiyor, CHP’ye YSK’yi bir kenara iterek mahkeme kararı seçilmiş yönetimini görevden el çektiriyorlar. Bu da kesmiş gibi gözükmüyor. Onlarca belediye başkanı şimdilik içeri de. Kaçı sırada bilinmiyor…

Bir toplum önce ekmeğini değil, güvenini kaybettiğinde çökmeye başlar. Çünkü güven yıkıldığında birlik duygusu, hukuk, devlet ve gelecek de yıkılır. Çünkü devlet toplumun ortak değerleri için var olmaktan çıkar bir partinin, gurubun çıkarlarını savunmaya başlar.

Paranı kaybettiğinde önemli şeyini kaybedersin. Sağlığını kaybedersen çok daha önemli bir şeyini kaybetmiş olursun. Karakterini, güvenini kaybedersen her şeyini kaybedersin.

“Ya herro ya merro” diyenlere ithaf olunur. Çünkü güven bir kez ölür…

Not: Okumanız için bir kitap önerim olacak.

Yaşar Kemal’in “Zulmün Artsın” Yapı Kredi Yayınları

Zulmün Artsın, Baldaki Tuz, Ağacın Çürüğü ve Ustadır Arı, Yaşar Kemal'in gazetelerde, dergilerde yayınlanmış toplumcu ve gerçekçi bir bakış açısıyla kaleme aldığı yazılarından ve konuşmalarından derlenmiştir. Onun düşünce ve yazarlık serüvenine tanıklık eden bu yazılar halkın yıllardır içine sürüklendiği karanlığın belgeleridir.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.