SON DAKİKA
Hava Durumu

Sarayda etek öpenler çağında Cumhuriyetçi olmak!

Yazının Giriş Tarihi: 28.10.2026 12:39
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.10.2026 13:23

Bu topraklarda yüz yıldır bitmeyen, son yirmi yılda ise bizzat devlet gücü ve organize medya trolleri eliyle bir organize saldırıya dönüştürülen sinsi bir saldırı var.

Ne zaman bu ülkenin namuslu aydınları, bilim insanları ayağa kalkıp aklı, bilimi ve laik Cumhuriyet’i savunmaya kalksa; karşı mahallenin o gerici korosu anında aynı nakarata başlıyor; “Mustafa Kemal ve silah arkadaşları Batı özentisiydi, bizi bir gecede köklerimizden kopardılar, Hristiyan Batı’nın değerlerini getirdiler!”

Dönüp tarihe bakıyorsun; bunu söyleyenlerin ne Batı’dan ne de Batı’nın yüzyıllarca bağrından sökerek çıkardığı o büyük aydınlanma mücadelesinden haberleri var! Bu kara cahiller ordusu sanıyor ki, bugün hayranlıkla kullandıkları o Kore, Japon ya da Alman arabaları, Çin malı telefonlar, gökdelenler ve euro hesapları Batı’ya gökten zembille indi.

Oysa bugün insanlığın ulaştığı o en üst düzey olan “ulusal egemenlik", "bireysel özgürlük" ve "hukuk devleti" kavramları, Batı’nın kiliseye, Papalığa ve dogmatik din tüccarlarına karşı kanla, canla ve sarsılmaz bir akıl ihtilaliyle verdiği o zorlu mücadelenin eseridir!

Mustafa Kemal Atatürk, daha Rüştiye sıralarından başlayan düzenli kitap okuma alışkanlığı ile dünyayı, sosyolojiyi ve toplum ilişkilerini çok iyi kavramıştı. Osmanlı’nın bilim dışı eğitiminin, üretemeyen tarım toplumunun ve kapitülasyonlar eliyle emperyalizmin açık bir sömürgesi haline gelişinin temel nedenini görmüştü.

Zihinsel kuşatma ve ulema vesayeti!

İşte bu yüzden, Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla tamamlar tamamlamaz, kuruluş aşamasında aklın ihtilalini başlattı. Çünkü o, Avrupa’nın bu prangaları nasıl kırdığını çok iyi biliyordu.

Rönesans Çağı'nda; Leonardo da Vinci kilisenin kadavra yasaklarını çiğneyip insan anatomisini incelerken, Giordano Bruno sonsuz evren dediği için Engizisyon tarafından cayır cayır yakılırken, Galileo "Dünya dönüyor" dediği için ev hapsine mahkûm edilirken bu kavga veriliyordu! Erasmus "Deliliğe Övgü" ile din adamlarının cehaletini yüzlerine vururken, Machiavelli siyasetin dinden bağımsız, laik bir zeminde yürümesi gerektiğini haykırarak kilisenin tahtını sallıyordu.

Reform Çağı'nda; Martin Luther, Wittenberg Kilisesi'nin kapısına o 95 tezi asıp, cennetten toprak satan (endüljans) o abdestli hırsızların, Papa'nın kutsal ambalajlı sömürge düzenine karşı dini başkaldırıyı başlatıyordu! Calvin ve Zwingli, ruhban sınıfının dünyevi zenginliklerine savaş açıyordu.

Aydınlanma Çağı'nda; Voltaire, "Bağnazlığı ezin!" diye haykırarak kilisenin dogmalarına en sert savaşı açarken; Denis Diderot, bilgiyi din adamlarının tekelinden çıkarıp halka yaymak için yaşamını adadığı Ansiklopedi’yi yazıyor ve eseri kilise tarafından anında yasaklanıyordu! Thomas Paine deizmi savunup kurumsallaşmış dinlerin yozlaşmasını deşifre ederken, Immanuel Kant aydınlanmayı tek bir cümleyle tanımlıyordu, "İnsanın, aklını bir başkasının kılavuzluğu olmadan kullanma cesaretidir!"

Fransa İhtilali'yle; Jean-Jacques Rousseau, egemenliğin göklerden ya da krallardan değil, bizzat halkın iradesinden (Toplumsal Sözleşme) doğduğunu ilan ediyor; kilise ruhban sınıfının ayrıcalıklarını yerle bir ediyor ve Robespierre kilisenin tüm mallarına el koyarak o sömürü çarkını ortadan kaldırıyordu!

Ancak Cumhuriyet temelli devrim sadece Batı kaynaklardan beslenmedi; bizzat Osmanlı'nın o koyu cehalet ve istibdat karanlığının içinde, canı pahasına hürriyet meşalesini taşıyan yerli bir mücadelenin de birikimiydi.

Osmanlı'da doğrudan "cumhuriyet" kelimesini telaffuz etmek rejim tarafından “vatana ihanet ve saltanata isyan” sayıldığından; bu toprakların öncü düşünürleri düşüncelerini hürriyet, adalet, meşrutiyet, halk egemenliği ve milliyetçilik kavramları üzerinden bilinçli şekilde inatla yaymışlardır.

Geri kalmışlığın ve ulema sınıfının baskısının farkına varan siyasetçiler ve devlet adamları bu yolda ilk mücadele alanını açtılar.

Mithat Paşa, Osmanlı’nın ilk anayasası olan Kanun-i Esasi’yi hazırlayan komisyonun başkanlığını yaptı; meşruti yönetime geçilmesini sağlayarak mutlak monarşinin o "tek adam" kutsallığını yıkan en önemli devlet adamı oldu.

Cumhuriyet fikrinin yolunu açan gazeteci ve yazarları ise halkı uyandırmak için matbaanın getirdiği gücü kullandılar. Şinasi, ilk özel Türk gazetesi Tercüman-ı Ahvâl'i çıkararak batılılaşma, halkın aydınlanması ve meşrutiyet fikirlerini kitlelere yayan ilk önder oldu. Namık Kemal, "Vatan Şairi" unvanıyla yazdığı tiyatro ve makalelerle bu halka hürriyet, vatan ve millet kavramlarını ilk kez aşıladı, monarşinin mutlak gücüne bayrak açtı. Ali Suavi, radikal fikirleriyle monarşiye karşı açıkça halk yönetimini savunan, hatta bu uğurda Çırağan Baskını'nı organize eden bir eylem adamı olarak tarihe geçti. Hüseyin Cahit Yalçın ise Meşrutiyet'ten mütarekeye kadar etkili makaleleriyle hürriyeti ve ardından Ankara hükümetinin ulusal mücadelesini kalemiyle savundu.

Bu uyanışın sanatçıları ve şairleri, ruhun esaretini kırmak için uğraştılar. Tevfik Fikret, Servet-i Fünun döneminin lider şairi olarak "Sis" ve "Hürriyet Kasidesi" gibi eserleriyle istibdat yönetimine karşı hürriyeti, bilimi, aklı ve insan onurunu öyle bir savundu ki, Mustafa Kemal Atatürk onun için, "Ben devrim ruhunu ondan aldım" itirafında bulundu. Mehmet Emin Yurdakul, "Ben bir Türk'üm, dinim, cinsim uludur" dizeleriyle şiiri saray çevresinden çıkarıp doğrudan halka indirdi, ulusal bilincin uyanmasında büyük rol oynadı.

Sürecin düşünürleri ve teorisyenleri ise yeni devletin mimarisini çizdiler. Ziya Gökalp, Türk milliyetçiliğinin babası olarak modern bir ulus devletin düşünsel temellerini attı ve egemenliğin padişaha değil, halka ait olması gerektiğini sosyolojik olarak savundu. Yusuf Akçura, "Üç Tarz-ı Siyaset" makalesiyle Osmanlıcılık ve İslamcılık iflasını ilan edip Türkçülük fikrini getirerek, imparatorluğun enkazından bir ulus-devlet çıkarılması fikrinin öncüsü oldu. Prens Sabahaddin ise merkeziyetçi yapıya karşı adem-i merkeziyetçiliği ve bireysel girişimciliği savunarak liberal bir yönetim modeli önerdi.

İşte tüm bu gelişmelerin birleştiği o tarihî zirvede Mustafa Kemal Atatürk yer alıyordu.

Sürecin başından beri kafasında cumhuriyet düşüncesini saklayan, askeri başarılarının ardından bu fikri 29 Ekim 1923'te resmen yaşama geçiren o kurucu siyasi dahi, yanına Ali Fethi Okyar, Rauf Orbay ve İsmet İnönü gibi Ulusal Mücadele kahramanlarını alarak saltanatı kaldırdı ve yeni devletin yönetim sistemini ilan etti.

Modern ulemaya ve pazar malı döneklere soruyoruz!

İnsanlığın ve bu toprakların asırlık aydınlanma birikimini kavrayıp Türk toplumunun önüne o çağdaş yolu açan bu devrimci iradeye karşı, bugün ne yapılıyor?

27 Ekim 2026 sabahı daha yeni Bakırköy ve Denizli Merkezefendi belediyelerine düzenlenen o zorba şafak operasyonlarıyla, halkın iradesi olan belediyelere uydurma gerekçelerle çökenler; Fatma Betül Sayan Kaya'ların 2,2 milyarlık o devasa FON soygunlarını "ticari sır" kalkanlarıyla koruma altına alan bu sistem, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Devlet Denetleme Kurulu (DDK) Başkanı Yunus Arıncı'yı aynı anda hem denetleyen hem de Borsa İstanbul'u yöneten koltuğa oturtarak o abdestli hırsızlık nizamını işletiyor!

Nehirler akacak, Cumhuriyet yaşayacak!

Buradan halk iradesini bırakarak okyanus ötesinden aldıkları cesaretle halkın onurunu ve Cumhuriyet'in kurucu değerlerini çiğnemeye kalkan o modern ulemaya ve onların pazar malı dönekleri bilin.

Korku duvarınız çatladı!

Korkan kişi, karşısındakini daha çok korkutmaya ve baskılamaya çalışır. Sizin bu sınır tanımaz gözü dönmüşlüğün, şafak baskınlarınız ve zindan tehditleriniz; taban gücünüz eridikçe içinizi saran o kaçınılmaz hesap verme korkusunun eseridir.

Bizler, dayatılan her saçmalığa boyun eğen o dilsiz "kullarınız" olmayacağız; bizler bu ülkenin, Mustafa Kemal'in fikri hür, irfanı hür asil yurttaşlarıyız! Voltaire'lerin, Rousseau'ların, Namık Kemal'lerin ve Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’nin o asil "insani değer bilgisi" o kurduğunuz sansür, yalan ve zorbalık barajlarını elbet aşacaktır.

O duvar tamamen yıkıldığında; abdestli hırsızlıklarınız da, din ticareti yaptığınız o sahte kutsal söylemleriniz de, o her gün çiğnediğiniz halk onurunun, bilimin ışığının ve sarsılmaz Cumhuriyet iradesinin altında ezilecektir!

Türk Ulusunun iradesi olan Cumhuriyet yönetim biçimini yıkmak ve değiştirmeye kimsenin gücü yetemeyecektir.

Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın özgürlük mücadelesi….

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.