SON DAKİKA
Hava Durumu

Laiklik, en çok inananlar için gerekli

Yazının Giriş Tarihi: 27.07.2026 13:31
Yazının Güncellenme Tarihi: 27.07.2026 13:42

Türkiye'de laiklik denildiğinde bazı çevreler bozuk taş plak gibi aynı ezberi tekrar ediyorlar. "Laiklik dine karşıdır."

Oysa bu, Cumhuriyet tarihinin en büyük yalan propagandalarından birisidir.

Çünkü laiklik, bir dini yok etmek için değil; hiçbir dinin devlet gücüyle diğerine üstünlük kurmaması için vardır. Laiklik, inananın da, inanmayanın da, çoğunluğun da, azınlığın da ortak güvencesidir.

Bir anayasa ilkesinden önce, insan onurunun hukuk içindeki korumasıdır.

Bir soru soralım.

Devlet bir dini, bir mezhebi veya bir yorumunu resmi ölçü haline getirirse, diğer inançların özgürlüğünü kim koruyacaktır?

Hadi bir soru daha soralım.

Devletin resmi dini olursa bu inanç siyasallaşmayacak mı?

Devlet, kurumlardan meydana gelen siyasal örgütlenmedir. Bir kurumun, siyasal örgütlenmenin dini nasıl olacak?

İktidar değiştiğinde din de mi değişecektir?

Vicdan sandıktan çıkan çoğunluğa göre mi şekillenecektir?

İşte laiklik, bu sorulara verilmiş en çağdaş yanıttır.

Anayasa'nın güvence altına aldığı din ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü, hukuk önünde eşitlik ve ayrımcılık yasağı; ancak devletin bütün inançlar karşısında tarafsız kalmasıyla gerçek anlamına kavuşur. Hukuk, çoğunluğun inancını azınlığa dayatmanın aracı olamaz. Devlet de yurttaşın vicdanını yönetmeye kalkışamaz. Böyle bir hak ve yetki gördüğünde doğrudan inanç ve düşünce alanına saldırıdır…

Bugünün Türkiye’sinde en büyük tehlikede burada başlıyor. Devleti yönetenler kendilerini sadece bir inancın temsilcisi değil, dinin alt bölümleri olan mezheplere hatta tarikatlara kadar inecek şekilde dayatmalara girişiyorlar.

Türk tarihine bakalım.

Osmanlı'nın son yüzyılları yalnızca askerî yenilgilerin tarihi değildir; aynı zamanda düşüncenin daraldığı, eleştirinin kolayca ihanet sayılabildiği ve yeniliklerin sert dirençle karşılaştığı bir dönemdir. Avrupa bilimde, sanayide ve hukukta ilerlerken, biz hala eski düzeni koruyarak ayakta kalabileceğimizi sandık.

Sonuç; toprak kayıpları, ekonomik bağımlılık ve devletin çözülmesi oldu.

Cumhuriyet'in kurucuları bu tarihsel deneyimi çok net bir şekilde gördüler. Bu yüzden laikliği yalnızca din-devlet ayrımı olarak değil, hukukun üstünlüğünün ön şartı olarak benimsediler.

Çünkü hukukun kaynağı kutsal metinlerin farklı yorumları değil, bütün yurttaşlara eşit uygulanan anayasal düzendir.

Laik devlet, camiye de karışmaz, kiliseye de, cemevine de, havraya da. Ama hiçbirinin devlet adına hüküm vermesine de izin vermez. Çünkü devletin görevi iman ya da imam dağıtmak değil; adalet dağıtmaktır.

Bugün laikliği zayıflatmayı önerenler, farkında olarak ya da olmayarak en büyük zararı yine inanç özgürlüğüne verirler. Devlet bir inancı korumaya başladığında, bir süre sonra aynı inancın farklı yorumlarını bile tehdit olarak görmeye başlar. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.

Aynı gerçek düşünce özgürlüğü için de geçerlidir.

Soru sormaktan korkan toplumlar keşif yapamaz.

Eleştiriden korkan yönetimler gelişemez.

Farklı fikirlere tahammül edemeyen ülkeler bilim üretemez.

Bilimin sustuğu yerde hurafe konuşur.

Hukukun sustuğu yerde güç konuşur.

Vicdanın sustuğu yerde korku konuşur.

Cumhuriyet'in en büyük devrimi yalnızca yönetim biçimini değiştirmesi değildir. Asıl devrim, kul anlayışından yurttaş anlayışına geçiştir. Çünkü yurttaşın hakkı doğuştandır; iktidarın lütfu değildir.

Hiç kimsenin yaşam tarzı, ibadeti, inancı, inançsızlığı, düşüncesi ya da kimliği devlet tarafından ödüllendirilemez ya da cezalandırılamaz.

İşte laiklik, tam da bunun hukukudur.

Bugün laiklik tartışması aslında bir din tartışması değildir.

Bu tartışma, hukukun üstün mü olacağı, yoksa keyfî gücün mü üstün olacağı tartışmasıdır.

Bu tartışma, özgür yurttaş mı olacağız, yoksa kendisi gibi düşünmeyeni sürekli tehdit gören bir anlayışın gölgesinde mi yaşayacağız sorusudur.

Bu sorular günümüz Türkiye’sinde giderek acil bir soru haline gelmiştir..

Cumhuriyet'in laiklik ilkesi, yalnızca geçmişin bir mirası değildir; geleceğin de sigortasıdır.

Çünkü özgürlük, yalnızca benim düşündüğümü söyleyebilmem değildir.

Özgürlük; benim katılmadığım düşüncenin de hukuk tarafından korunabilmesidir.

İnanç özgürlüğü; yalnızca benim ibadet edebilmem değildir.

İnanç özgürlüğü; benim gibi inanmayan başkasının da benim kadar özgür olabilmesidir.

İşte bu yüzden laiklik bir ideolojik tercih değil; ortak yaşamın anayasal sözleşmesidir.

Ve unutulmamalıdır:

Cumhuriyet'i ayakta tutan sınırlar yalnızca haritalarda çizili değildir. Cumhuriyet'i asıl ayakta tutan; hukuk, özgürlük, vicdan ve laikliktir. Bu sütunlardan biri yıkılırsa, çatının altında hiç kimse kendini güvende hissedemez.

Bugünün Türkiye’sinde bilerek ya da bilmeyerek bu sütunlara karşı saldırıya geçenler mevcuttur. Hatta bu saldırıyı ABD’nin Türkiye'den de sorumlu bölge valisi Tom Barrack’ında içinde olduğu ittifak mevcuttur…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.