SON DAKİKA
Hava Durumu

Kurtuluş Savaşı'ndan rahatsız olan bir Milli Eğitim Bakanı olabilir mi?

Yazının Giriş Tarihi: 08.07.2026 08:34
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.07.2026 08:44

Bir ülkenin Milli Eğitim Bakanı, o ülkenin “kurtuluş” ve “kuruluş” destanını tartışmaya açıyorsa, ortada yalnızca bir tarih tartışması yoktur. Ortada, bir milletin ortak belleğine yönelmiş ciddi bir ideolojik saldırı vardır.

"Kurtuluş Savaşı" denmesinden rahatsız olmak, önce aşağıdakilere yanıt vermeyi gerektirir. Milli Eğitin Bakanı Yusuf Tekin ve onun gibi düşünenlere açık sorular.

Peki neydi o zaman?

1918'den sonra Anadolu'nun dört bir yanı işgal edilmedi mi?

İzmir'e Yunan ordusu çıkmadı mı?

İstanbul İngiliz denetimine girmedi mi?

Adana ve çevresinde Fransız askerleri bulunmadı mı?

Antalya ve Güneybatı Anadolu'da İtalyan askerleri konuşlanmadı mı?

Boğazlar yabancı savaş gemileriyle doldurulmadı mı?

Fransızlar Ermenileri de arkalarına alarak Güneydoğu Anadolu’yu işgal etmedi mi?

Bunlar tarih kitaplarının değil, bizzat dönemin resmi belgelerinin anlattığı gerçeklerdir.

İşgal varsa, ona karşı verilen mücadele de kurtuluş mücadelesidir.

Bunun başka adı yoktur.

Asıl konuşulması gereken ise İstanbul Hükümeti'nin tutumudur.

Anadolu'da millet bağımsızlık için ayağa kalkarken saray, işgal kuvvetleriyle uzlaşmayı tercih etti. Mustafa Kemal Paşa görevden alındı. Hakkında yakalama ve ardından idam kararı çıkarıldı. Ankara'da toplanan ulusal irade "asi" ilan edildi.

Şimdi, Ankara’daki ulusal mücadele verenleri asi ilan edenlerin tarafında durarak Milli Eğitim Bakanlığı yapamazsınız.

Tarih acımasızdır.

Kimin işgale direndiğini de yazar.

Kimin sessiz kaldığını da...

Kimin işgalcilerle uzlaşmaya çalıştığını da...

Ulusal Mücadele yalnızca dışarıdaki ordulara karşı verilmedi.

Anadolu'daki milli direniş, içeride çıkan isyanlarla da mücadele etmek zorunda kaldı. Kuvayı Milliye birlikleri hem işgal kuvvetleriyle hem de milli hareketi bastırmaya çalışan silahlı ayaklanmalarla uğraştı. Bütün bunlar Cumhuriyet'in “kurtuluş” ve “kuruluş” süreçlerini yok sayamazsınız.

Bugün "Kurtuluş Savaşı" ifadesini tartışmaya açmak, kelime tartışması değildir.

Bu, Cumhuriyet'in kuruluş felsefesini tartışmaya açmaktır.

Çünkü isimler tesadüfen verilmez.

"Kurtuluş Savaşı" adı; işgalden kurtulan Türk Ulusunun belleğine kazınmıştır.

Dünyanın hiçbir saygın devleti, kendi bağımsızlık mücadelesini küçümseyen bir eğitim anlayışı kurmaz. Kuramaz, kurmamalıdır.

Amerikalılar "Bağımsızlık Savaşı"ndan utanmaz.

Fransızlar devrimlerinden utanmaz.

Yunanlar bağımsızlık mücadelelerini sahiplenir.

Bizde ise zaman zaman Cumhuriyet'i kuran mücadeleyi tartışmalı hale getirmek isteyen söylemler ortaya çıkıyor. Öylesine işi zıvanadan çıkarıyorlar ki, “keşke Yunan kazansaydı” diyecek kadar ideolojik körlüğün içinde boğuldular…

İşte asıl düşündürücü olan budur.

Milli Eğitim Bakanlığı, çocuklara tarihî kavramlardan kuşku duymayı değil; belgeyi, kanıtı ve eleştirel düşünmeyi öğretmelidir.

Çünkü tarih, günlük siyasetin propaganda alanı değildir.

Bugün iktidarda olanlar değişir.

Bakanlar değişir.

Hükümetler değişir.

Ama Sakarya değişmez.

İnönü değişmez.

Dumlupınar değişmez.

19 Mayıs değişmez.

23 Nisan değişmez.

29 Ekim değişmez.

Ve Anadolu'nun emperyalist işgale karşı verdiği bağımsızlık mücadelesinin adı da değişmez.

Onun adı dün neyse bugün de odur: “Kurtuluş Savaşı”

Kurtuluş Savaşı.

Hiç kimsenin makamı, unvanı ya da siyasi gücü, tarihin yerleşmiş gerçeklerini yeniden adlandırmaya yetmez. Çünkü devletler yalnızca sınırlarıyla değil, ortak bellekleriyle de yaşar. O belleği aşındırmaya yönelik her girişim, siyasi tartışmaların ötesinde, toplumun ortak tarih bilincini zedeleme riski taşır. Milli Eğitim Bakanı'nın görevi de tam burada başlar: ortak belleği tartışmalı hâle getirmek değil, onu tarih biliminin ışığında gelecek kuşaklara aktarmak.

Sayın bakan, topluluk karşısında su içerken dizüstüne çömelip su içmen sizin bir tercihiniz olabilir. Ama Türk halkının verdiği o zorlu “Kurtuluş Savaşı"nı yok saymanızı asla ve asla sizin ve zihniyetinizin ideolojik tercihi kabul edilemez...

Türk Kurtuluş Savaşı ve onun liderliği hakkında birçok yabancı devlet adamı, asker ve tarihçi dikkat çekici değerlendirmelerde bulunmuştur. Aşağıda, yaygın biçimde aktarılan ve tarih yazınında sıkça atıf yapılan örneklerden bazıları yer almaktadır:

Arnold J. Toynbee, "Türkler, Millî Mücadele ile yalnız kendi ülkelerini değil, Doğu'nun itibarını da kurtardılar."

Winston Churchill, "Mustafa Kemal'in ölümüne kadar İngiltere için en zorlu rakiplerden biri olduğu" yönünde değerlendirmelerde bulunmuş, Türk direnişinin beklenenden çok daha güçlü olduğunu kabul etmiştir.

Franklin D. Roosevelt, Türk modernleşmesi ve bağımsızlık mücadelesini, yeni kurulan devletler açısından dikkatle izlenen önemli bir örnek olarak değerlendirmiştir.

Jawaharlal Nehru, "Mustafa Kemal'in zaferi, yalnız Türkiye'nin değil, sömürge halklarının da umudu olmuştur."

Mahatma Gandhi, "Mustafa Kemal başarılı oluncaya kadar Tanrı'yı İngilizleri yenmesi için dua ettim."

Muhammed İkbal, "Doğu, yeniden ayağa kalkmayı Anadolu'dan ve Mustafa Kemal Atatürk’ten öğrendi."

Edouard Herriot, "Mustafa Kemal yalnız bir ULUSU değil, bir devri değiştirmiştir."

Lord Kinross, "Türk Kurtuluş Savaşı, XX. yüzyılın en başarılı ulusal bağımsızlık hareketlerinden biridir."

Bernard Lewis, Türk Kurtuluş Savaşı'nın, Osmanlı'nın dağılmasından sonra bağımsız bir ulus-devlet kurulmasını sağlayan en önemli dönüm noktası olduğunu değerlendirmiştir.

Bu değerlendirmelerin ortak noktası şudur, “Türk Kurtuluş Savaşı”, yalnızca Anadolu'nun işgalden kurtarılması olarak değil, aynı zamanda 20. Yüzyıl'da sömürgeciliğe karşı verilen ilk başarılı ulusal bağımsızlık mücadelelerinden biri olarak görülmüştür. Bu nedenle Hindistan'dan Mısır'a, Endonezya'dan Cezayir'e kadar birçok bağımsızlık hareketi için ilham kaynağı olmuştur.

Şimdi bu ilhan kaynağını yok etmek isteyen bir Milli Eğitim Bakanımız var…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.