SON DAKİKA
Hava Durumu

Koltuk sahipleri için bilgelik taslama kılavuzu: Bilmiyorum dememe sanatı

Yazının Giriş Tarihi: 31.10.2026 09:54
Yazının Güncellenme Tarihi: 31.10.2026 10:02

İnsan olmanın şanındandır; bazen biliriz, bazen bilmeyiz, bazen de bilmediğimizin farkına varıp Sokrates’e selam dururuz. Platon boşuna dememiş, "Felsefe hayretle başlar" diye. İnsan hiç bilmediği bir gerçekle karşılaştığında şaşırır, durur ve düşünür. Hayret eder, bu durum insanı bilgisizlikten çıkaran o önemli eşiktir.

Gelgelelim, bizim toprakların felsefe tarihi Platon’u da Sokrates’i de kıskandıracak yepyeni bir "bilme hali" icat etmiştir. Felsefe literatürüne acilen girmesi gereken durum, "Hem bilmeyip hem bilmediğini bilmeyip, bir de üstüne bilene ayar verme hali."

Biz buna kısaca "Koltuk Epistemolojisi" diyelim.

Bu epistemolojiye göre bilginin kaynağı kitaplar, laboratuvarlar, yıllar süren dirsek çürütmeler ya da tıp fakülteleri değildir. Bilginin temel kaynağı, üzerine oturulan o deri kaplı, amortisörlü makam koltuğudur. O koltuğa poposunu iliştiren her fani, saniyeler içinde evrenin tüm sırlarına vakıf birer "herolog"a dönüşür.

Koltuğun altındaki hidrolik sistem yükseldikçe, kişinin bilgelik seviyesi de o derece artar.

Sistem o kadar kusursuz işler ki, ilkokul diplomalı koltuk sahibi, karşısına ömrünü hücre biyolojisine adamış bir tıp profesörünü oturtup dakikalarca nutuk çekebilir. "Bak hocam, senin o DNA dediğin şey öyle olmaz, onun aslı şöyledir..." diye başlayan nutuklar, tıp literatürünü değilse bile kara mizah literatürünü baştan yazar. Profesörün yüzündeki o çaresiz "hayret" ifadesi ise Platon’un bahsettiği cinsten bir hayret değildir; bu, "Ben kırk yıl niye okudum?" aydınlanmasının getirdiği bir donakalmadır.

En vahim olanı da budur işte. Bilmediğini bilmeyen adam gaflettedir, belki bir gün uyanır. Ama bilmediği konuda ahkam kesip, bir de bilene muhalefet eden adam artık şifasızdır.

O, cehaletin zirvesine bayrağı dikmiş, oradan dünyaya akıl dağıtmaktadır.

Sonuç olarak; eğer bir gün kendinizi hiç bilmediğiniz bir konunun uzmanı olarak bulursanız, aynaya bakın. Muhtemelen altınızda bir koltuk vardır. Ve unutmayın, bu ülkede her şey olabilirsiniz ama asla "bilmiyorum" diyen biri olamazsınız. Çünkü koltuklar konuşur, bilim insanları sadece dinler.

Ey cehalet, koltuğun mübarek olsun!

Bu kara mizah tiyatrosunun en görkemli sahnelendiği yer ise bilimin kalesi olması gereken akademidir. Eskiden üniversiteler cehaletin kurutulduğu yerlerdi, şimdilerde ise "bilmediğini bilmeyen" kadroların ihtisas yaptığı enstitülere dönüştü. Liyakat dediğimiz o eski zaman erdemi, yerini "koltuğa yakışan değil, koltuğu verene yakışan" formülüne bıraktı.

Öyle ki, yaşamında uluslararası tek bir makale okumamış, bilimin "b"sinden bihaber bir akademisyen, sırf doğru zamanda doğru koltuğa tünediği için rektörlük, dekanlık kürsülerinden gerçek bilim insanlarına parmak sallayabiliyor.

Dünyanın en saygın dergilerinde yayın yapmış, ömrünü laboratuvarda tüketmiş kıdemli bir araştırmacı; tezi "kendi akrabalarını işe alma yöntemleri" üzerine olan bir koltuk sahibinden "akademik ahlak" dersi alabiliyor. İşte bu, cehaletin bilime açtığı savaşın en trajik, en ironik cephesidir.

Platon bugün yaşasaydı ve bizim akademideki bu "yükselme" kriterlerini görseydi, hayretinden felsefeyi bırakıp marangozluğa başlardı. Çünkü artık unvanlar kütüphanede değil, Sarayın itaat koridorlarında kazanılıyor.

Bilmediğini bilmeyen, bilmediği konuda ahkam kesen ve bilene düşman olan o "en cahil" güruh, bugün bilimin merkezinde kürsü sahibi. Gerçek bilim insanlarına düşen tek şey ise, bu organize cehaleti hayretler içinde izleyip kendi odalarında sessizce bilime sığınmak oluyor.

Not: Epistemoloji, en basit tanımıyla bilgi felsefesidir. İnsanın bilgiyi nasıl elde ettiğini, bilginin kaynağını, doğasını, doğruluğunu ve sınırlarını inceleyen felsefe disiplinidir.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.