Tarih, insanlığın özgürlük yürüyüşünün tarihidir. Bu yürüyüşün en büyük kahramanlarından biri de kadındır. Çünkü bir toplumun uygarlık seviyesi; saraylarının yüksekliğiyle değil, kadınlarının ne kadar özgür olduğu ile ölçülür.
Türk tarihine bakıldığında, İslamiyet öncesi birçok Türk topluluğunda kadın, aile ve toplumsal yaşamın etkin bir üyesiydi. Hatunlar devlet yönetiminde söz sahibi olabiliyor, kurultaylara katılabiliyor, gerektiğinde elçi kabul ediyor ve savaş zamanlarında önemli roller üstlenebiliyordu. Kadın ile erkeğin toplumsal konumu, dönemin birçok toplumuna göre daha dengeliydi.
Türklerin İslamiyet'i kabulünden sonra ise bu dönüşüm tek bir nedene bağlanamayacak kadar karmaşık olsa da zamanla Arap, Fars ve Bizans geleneklerinin de etkisiyle kadınların kamusal yaşamdaki yeri daraldı. Özellikle sonraki yüzyıllarda gelişen bazı kültürel uygulamalar; kadınların eğitim, çalışma ve toplumsal yaşama katılımını önemli ölçüde sınırlandırdı. Bu değişimi tamamını dine bağlamıyoruz. İslamiyet’in farklı yorumlanması ve farklı kültürel geleneklerin etkisiyle kadın toplum içindeki yerini kaybetmiştir.
Ne var ki tarih boyunca kadın özgürleştikçe bundan rahatsız olan bir zihniyet de hep var olmuştur. Dün Engizisyon karanlığı vardı; bugün Taliban, IŞİD, Boko Haram, El Kaide, Hizbut Tahrir, Müslüman Kardeşler, Hizbullah, İBDA-C ve benzeri radikal örgütler var. Coğrafyalar değişiyor, yöntemler değişiyor; fakat kadını susturmak isteyen anlayış değişmiyor.
İsmailağa Cemaati lideri Mahmut Ustaosmanoğlu, kız çocuklarının modern eğitim kurumlarında okumasına, kadınların çalışma yaşamında yer almasına ve kamusal alana çıkmasına kesin bir dille karşı çıkan, katı ve gelenekselci bir dine anlayışa sahipti. Kadının temel görevini ev yaşamı ve aile içinde çocuk doğuran, yemek yapma çerçevesinde gören Ustaosmanoğlu, kadınların sosyal yaşamdan uzak tutulması gerektiğini kesin dille savunmuştur.
Benzer kafa yapısına sahip Taliban'ın Afganistan'da yaptığı ilk iş ne oldu?
Kız çocuklarının okullarını kapatmak...
Afrika’nın başına bela olan Boko Haram'ın en büyük korkusu neydi?
Eğitim gören kız çocukları...
Örgütün adı bile "Batı tipi eğitim haramdır" anlayışını simgeliyor. Yüzlerce kız öğrenciyi kaçırmaları yalnızca bir terör eylemi değildi; aynı zamanda bilgiye, özgürlüğe ve kadınların geleceğine açılmış bir savaştı.
Türkiye’deki siyasal İslamcıların şimdiki hedefi ise kız – erkek çocuklarının okullarını ayırmak..
Çünkü bilirler...
Okuyan kadın sorgular.
Üreten kadın bağımsızlaşır.
Bağımsız kadın ise korku düzenine boyun eğmez.
İşte tam da bu nedenle otoriter ve dogmatik anlayışların ilk hedefi kadın olur.
Kadının spor yapmasına karışılır.
Ne giyeceğine karışılır.
Nasıl güleceğine karışılır.
Kimlerle okuyacağına karışılır.
Çalışmasına karışılır.
Yaşamına karışılır.
Çünkü amaç sadece kadını denetlemek değildir; toplumun tamamını denetlemektir.
Oysa insanlık bunun tam tersini yaşayarak ilerledi.
İlerliyor.
Sanayi Devrimi kadın emeğini görünür kıldı.
Aydınlanma düşüncesi bireyi özgürleştirdi.
Kadın hakları hareketleri oy hakkını kazandırdı.
Yüzyıl boyunca kadınlar bilimde, sanatta, sporda ve siyasette tarihin akışını değiştirdi.
Türkiye ise bu büyük dönüşümün en önemli örneklerinden birini Cumhuriyet ile yaşadı.
Mustafa Kemal Atatürk, kadınların yalnızca ev içinde değil; kürsüde, mecliste, fabrikada, okulda, laboratuvarda ve spor sahalarında da yer alması gerektiğini savundu. Daha birçok Avrupa ülkesinde kadınlar oy hakkı için mücadele ederken, Türkiye'de kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı.
Çünkü Atatürk biliyordu,
"Dünyada her şey kadının eseridir."
Bugün Atatürk'e duyulan öfkenin önemli nedenlerinden biri de budur.
Çünkü Atatürk; biat yerine yurttaşlığı, dogma yerine bilimi, korku yerine özgürlüğü, kulluk yerine onuru savundu.
Onun kurduğu Cumhuriyet; kız çocuklarını okul sıralarına oturttu.
Kadınları meslek sahibi yaptı.
Sanatçıyı özgürleştirdi.
Bilimi devlet politikası haline getirmeye çalıştı.
Laik hukuk düzeniyle kadınları eşit yurttaş kabul etti.
Bu nedenle Cumhuriyet devrimleri, yalnızca bir yönetim değişikliği değil; aynı zamanda yüzyıllardır süren zihinsel tutsaklığa karşı bir özgürleşme hareketiydi.
Bugün hala kadının kıyafetini siyaset konusu yapanlar, karma eğitime düşmanlık besleyenler, çocuk yaşta evlilikleri meşrulaştırmaya çalışanlar, sanatı sansürlemek isteyenler ve bilimi ideolojinin emrine vermeye çalışanlar; aslında geleceğe değil geçmişe yatırım yapmaktadır.
Çünkü, varlıklarını geleceğe yönelik tasarlamıyorlar. Geçmişe odaklanarak tasarlamak istiyorlar. Bu da içinden çıkılmaz çelişkiyi yaratıyor.
Bir toplum kadınını zincire vurursa, kendi geleceğini zincire vurur.
Bilim insanını susturursa, kendi aklını susturur.
Sanatçısını korkutursa, ruhunu yoksullaştırır.
Doğayı talan eder, hayvanların yaşam hakkını görmezden gelirse vicdanını da tüketir.
Cumhuriyet'in hedefi ise bunun tam tersidir. Özgür birey, eşit yurttaş, bilimsel eğitim, hukukun üstünlüğü ve çağdaş uygarlık.
Bugün verilmesi gereken mücadele; kadın ile erkeğin eşit haklara sahip olduğu, çocukların özgürce eğitim alabildiği, bilimin sansürlenmediği, sanatın korkmadan üretilebildiği, herkesin inancını ya da inançsızlığını hukuk güvencesi altında yaşayabildiği bir Türkiye mücadelesidir.
Bu mücadeleyi Mustafa Kemal Atatürk kurduğu cumhuriyet yönetiminde temel ilkesi yapmıştı. Bizler ise bugün bu ilkelere karşı yapılan saldırılara karşı aynı cesaretle savunmak ve daha da geliştirmektir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün kadınlar için söylediği birkaç sözünü hatırlatmak işretim.
"Dünya yüzünde gördüğümüz her şey, kadının eseridir."
"Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmesine layıksın."
"Dünyada hiçbir milletin kadını, 'Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim' diyemez."
"Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin?"
“Kadınlarını geride bırakan toplumlar, geride kalmaya mahkumdur.”
“Daha emin ve daha doğru olarak yürüyeceğimiz bir yol vardır: Büyük Türk kadınını çalışmamıza ortak kılmaktır.”
Çünkü karanlığın en büyük düşmanı ışıktır.
Cehaletin en büyük düşmanı bilgidir.
Baskının en büyük düşmanı özgürlüktür.
Ve özgürlüğün en güçlü garantisi; aklı, bilimi, hukuku ve eşit yurttaşlığı esas alan Cumhuriyet'tir.
Bugünün Türkiye’sinde, Atatürk’e duyulan öfke, Cumhuriyet’e duyulan öfkedir.