SON DAKİKA
Hava Durumu

İtibar cellatlığına dönüşen ters kelepçe…

Yazının Giriş Tarihi: 05.07.2026 08:36
Yazının Güncellenme Tarihi: 05.07.2026 08:49

Bir komedyeni düşüncelerinden, esprilerinden ya da sahnedeki sözlerinden dolayı ters kelepçeyle gözaltına almak; üstelik o anları kameraya çekip kamuoyuna servis etmek, sadece bir adli işlem değildir. Bu, aynı zamanda bir güç gösterisidir. İzleyen herkese "size de bunu yapabiliriz" mesajını vermenin ötesinde, toplumun tamamına "konuşursanız, yazarsanız, eleştirirseniz, çizerseniz sonunuz böyle olur" demektir. "İktidarın belirlediği alanda top çevireceksiniz yoksa başınıza “mutlak butlan ile çökeriz""Konuşursanız 'Silivri soğuktur' deneyimini yaşarsınız" denmektedir.

Emniyet koridorlarında Deniz Göktaş'a uygulanan ters kelepçe ve arkadan çekilen görüntüler hangi zorunlu güvenlik gereksinimden gerekliydi?

Soru açık ve net.

Bu soruya kim yanıt verecek?

Bu görüntüler neden çekildi? Bilerek yurttaşını teşhir eden ve küçük düşüren bir teşhir aracına dönüştürüldüyse, burada tartışılması gereken yalnızca bir gözaltı işlemi değil; insan onuru, hukuk devleti ve demokrasinin kendisidir.

Modern hukukta ceza, mahkemeler tarafından verilir; aşağılanma ise devletin görevi değildir. Hele ki, başı sonu belli olmayan “milli, dini değerler” adı altında yapılması olayı linç düzeyine çıkarıyor.

Devlet, vatandaşını küçük düşürmek için değil, haklarını korumak için vardır. Bir insan henüz hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı yokken onu suçlu gibi sergilemek, masumiyet karinesine ağır bir darbedir. Hukukun temel ilkesi "önce yargılama, sonra karar" derken; Deniz Göktaş’a yapılan zihniyet "önce teşhir et, sonra yargıla" anlayışının zuhur bulmuş halidir.

İnsan onuru, anayasal bir kavram olmanın ötesinde, evrensel bir değerdir. Bir kişiyi kelepçelenmiş haliyle kameralara servis etmek, onu yalnızca fiziksel olarak değil, toplumsal olarak da cezalandırma çabasıdır. Bu yöntem, hukukun değil propagandanın dilidir. Bu onur kırıcı propagandanın sınırları da yok.

Tarih bize bunun sayısız örneğini göstermiştir. Baskıcı, otoriter iktidarlar yalnızca insanları hapse atmaz; onları kamuoyu önünde itibarsızlaştırmaya da çalışır. Çünkü otoriter yönetimler için korku, en etkili yönetim araçlarından biridir. Korkunun yayılması için de sembolik görüntüler gerekir. Sabahın karanlığında ev baskınları, ters kelepçeler, kameralar, servis edilen videolar...

Komedyenler ise tarih boyunca iktidarların en tahammül edemediği insanlardan olmuştur. Çünkü sanatçının mizahı, karikatürü, şiiri, esprisi kılıçtan daha keskin olabilir. Bir otokratın saatlerce anlattığı propagandayı, iyi yapılmış tek bir espri birkaç saniyede boşa çıkarabilir. Bu yüzden baskıcı yönetimler mizaha gülmez; ondan korkar.

“Butlan Kemal” kendince Deniz Göktaş’a destek için İstanbul Çağlayan'daki Adalet Sarayı’na polis koruması ile gitti. Önce halkın gazabına uğradı. Yetmedi Deniz Göktaş’ın “artık CHP’yi salın” cümlesi “Butlan Kemal"i yerle bir etti.

Bir toplumda komedyenler, karikatüristler, yazarlar ve gazeteciler kendilerini ifade ederken gözaltına alınma ya da teşhir edilme endişesi taşıyorsa, orada yalnızca ifade özgürlüğü değil, demokrasinin nefesi de daralmış demektir. Çünkü özgürlük, yalnızca iktidarı övenlerin değil, onu eleştirenlerin de güven içinde konuşabildiği yerde vardır.

Devletin gücü, vatandaşını yere yatırmasında değil; hukuku ayakta tutmasındadır. Güçlü devlet, eleştiriden korkmayan devlettir. Zayıf devlet ise mizahı bile tehdit olarak gören devlettir. Nerede demokrasisi, hukuku gelişmemiş devlet varsa “milli, dini değerler” arkasına sığınarak muhalif her kurumu, kişiyi ve sanatçıyı korkutarak, yargılayarak ve içeri atarak susturmaya çalışır.

Bir komedyene yapılan ters kelepçe uygulaması aslında bütün topluma verilen bir iletidir. Bugün hedefte bir mizahçı olabilir, yarın bir gazeteci, ertesi gün bir akademisyen, bir sanatçı ya da sıradan bir vatandaş... Hukukun kişilere göre uygulanmaya başladığı yerde hiç kimsenin özgürlüğü güvende değildir.

Demokrasi; alkışlayanların değil, güldürenlerin, eleştirenlerin ve itiraz edenlerin de kendini özgürce ifade edebildiği rejimin adıdır. İnsan onurunu zedeleyen görüntüler, hukukun üstünlüğünü güçlendirmez; tam tersine ona duyulan güveni aşındırır. Bir devletin itibarı, vatandaşını korkutarak değil, ona adalet duygusu vererek yükselir.

Aurelius Augustinus 5. Yüzyıl'da soruyor; "Adalet olmadığında krallıkların haydut çetelerinden ne farkı kalır?"

Fatih Sultan Mehmet ne diyor? "Kadıyı satın aldığın gün adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün devlet de ölür."

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün hukuk devleti anlayışını yansıtan şu sözü de çok önemlidir: "Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunamaz."

Devlet bir siyasin anlayışın, dini inanışın egemenliğine teslim olunca Aurelius Augustinus’un sorduğu soruya yanıt bulamazsınız. Çünkü, devlet olmaktan çıkıp bir başka bir organizasyona dönüşmüştür.

Yasaların herkese eşit uygulandığı, adaletin gerçekleştiği bir ülke dileğiyle…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.