Eğitimin içinin boşaltıldığı, ezberciliğin başarı, güce boyun eğmenin ise erdem sayıldığı o çorak "eğitimli barbarlar" çağında, Prof. Dr. İonna Kuçuradi’nin ardından bakarken onun uluslararası alanda bıraktığı en yaşamsal kalıtı, yani "insan hakları ve eğitim hakkı" mücadelesini anımsatmak boynumuzun borcudur. Birçok insan onu halktan uzak, ulaşılmaz bir akademisyen sansa da Kuçuradi, Birleşmiş Milletler ve UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) çatısı altında, eğitim hakkının felsefi temellerini dünyaya öğreten evrensel bir öncüydü.
O, salt bir kuramsal felsefeci değildi, 1998 yılından itibaren bizzat kurucusu ve yürütücüsü olduğu UNESCO Felsefe ve İnsan Hakları Kürsüsü’nün de sorumlusuydu. Dahası, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu, İnsan Hakları İhtisas Komitesi Başkanlığı ile BM İnsan Hakları Eğitimi On Yılı Türkiye Milli Komitesi Başkanlığı gibi önemli sorumlulukları omuzlamış tarihi bir kişiydi.
İnsan hakları eğitimi sadece kuralları ezberletmek değildir!
Kuçuradi’nin UNESCO kürsüsünden tüm dünyaya haykırdığı ve günümüz eğitim sisteminin suratına bir tokat gibi çarpan en büyük tezi şuydu.
"İnsan hakları eğitimi, sadece uluslararası bildirgeleri ve hukuki maddeleri öğrencilere ezberletmek değildir."
Dünya genelinde eğitim hakkı, çocuğun sadece bir okula kaydolması ve okuma-yazma öğrenmesi olarak sığ bir çerçeveye sıkıştırılmışken; Kuçuradi bu anlayışı kökten reddetti. Ona göre felsefeden, etikten ve değer bilgisinden yoksun bir eğitim hakkı, insanı özgürleştirmek bir yana, onu sistemin uysal bir kölesi yapmaktan başka işe yaramazdı.
Bir çocuk matematik öğrenebilirdi, borsa grafiklerini okumayı çözebilirdi; ancak ona "insanın değerini koruma" bilinci vermezseniz, o çocuk büyüdüğünde bilgisini küçük yatırımcının kefen parasına göz diken organize fon soygunları planlamak için kullanan bir diplomaya sahip olacaktı. UNESCO kürsüsündeki tüm mücadelesini, eğitim hakkının içerisine "etik ve değer koruma" bilincini kesintisiz olarak yerleştirmek üzerine kurdu.
2002 UNESCO İnsan Hakları Eğitimi Ödülü ve küresel direniş
Onun bu ödün vermez, insanı ve eğitimi merkeze alan küresel çabaları karşılıksız kalmadı. Kuçuradi, 2002 yılında UNESCO İnsan Hakları Eğitimi Ödülü Mansiyonu’na, 2003 yılında ise felsefe dünyasının en saygın nişanlarından biri olan UNESCO Aristoteles Madalyası’na layık görüldü. Ancak o, bu uluslararası ödülleri hiçbir zaman birer kişisel çıkar ya da kariyer basamağı olarak görmedi.
Her baskı döneminde, savaşların ve çatışmaların dünyayı sardığı her dönemeçte UNESCO kürsüsünün gücünü; ezilenlerin, eğitim hakkı elinden alınan çocukların ve onurları çiğnenen insanların sesi olmak için kullandı. Dünya Felsefe Kuruluşları Federasyonu (FISP) Başkanlığı döneminde de felsefeyi ve eğitimi, sınırları ve ulusları aşan evrensel bir insan hakkı barikatı haline getirme mücadelesini verdi.
Yarım kalan eğitim, çürüyen toplum!
Hocamızın son nefesine kadar savunduğu o büyük gerçek bugün çıplak bir şekilde karşımızda duruyor.
"Eğitimin temelinde felsefe ve insan hakları yoksa, o eğitim daima yarım kalacaktır."
Bugün okullarımızda felsefe eğitimi dışlandığı, eleştirel düşünce cezalandırıldığı için toplum olarak köprü çıkışında zangoç sırası bekleyen mahcup kitlelere dönüştürülüyoruz. İoanna Hoca'nın UNESCO'dan dünyaya miras bıraktığı o güzel bakış açısı; kulağımıza fısıldanan yalanlara inanmamayı, ezbere bağlı eğitimi reddetmeyi ve her ne pahasına olursa olsun "insan kalmayı" bize tamamlamamız için bıraktığı en önemli mirastır.
Onun makamlar karşısında eğilmeyen başı ve UNESCO kürsüsünü bir hak arama meydanına çeviren gür sesi, bu çorak ülkenin namuslu aydınlarına, yurttaşlarına ve öğrencilerine bırakılmış en önemli mirastır.
Bize açtığın bu bilim ve sanat yolunda, eğitim hakkını ve insan onurunu sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz. Fikirlerinle ördüğün o sarsılmaz felsefi barikat asla yıkılmayacak, aziz hatırana sonsuz minnetle...